Türk dünyasının ortak değeri: Nasreddin Hoca

Prof. Dr. Fikret Türkmen’in Kapı Yayınları’nın Ölümsüz Eserler serisinden hazırladığı Nasreddin Hoca Latîfeleri adlı çalışmasındaki fıkralara baktığımızda Nasreddin Hoca’nın Türk dünyasının “nadir ortak kültür” değeri olduğunu görüyoruz.

Nasreddin Hoca

İSMAİL KARAKURT

Her milletin kültürel kimliğiyle karakterini zamanın katmanlarından aşıp gelerek aksettiren kişiler ve eserler vardır. Bunlar o milletin klasikleridir. Klasik dediğimiz eserler halktan evrensele uzanır ve insanlığa mal olurlar. Öyle bile olsalar bazıları hep göz önündedir bazılarıysa hem çok bilinen hem de üzeri örtülenlerdendir. Mesela Keloğlan Masalları, Hacivat-Karagöz, Nasreddin Hoca Fıkraları gibi… Oysa Nasreddin Hoca, bizim sevimli bilgemiz ve gülen yüzümüzdür. O aynı zamanda, “Türk milletinin insanlık âlemine sunduğu değerlerden, belki de en büyüğü…”

İşte ona dair yeni bir yayın daha. Prof. Dr. Fikret Türkmen’in Kapı Yayınları’nın Ölümsüz Eserler serisinden hazırladığı Tahir ile Zühre (2024) ve Âşık Garip Hikâyesi’nden sonra yayımlanan Burhaniye Tercümesi, Nasreddin Hoca Latîfeleri...

Latîfe kelimesi, sözlükte “ince, yumuşak şey; şaka; nezaket ve zarafet” anlamlarıyla tasavvufî terim olarak da “insandaki ilâhî cevher”e işaret eder. Latîfeler/ fıkralar “kelimelerle açıkça anlatılamayan, işaret yoluyla ehline söylenilebilen, sözden çok yaşanarak öğrenilen bilgiler” içerir. Nükte özelliği taşıyan latifelerde sanat inceliği ve hayal gücü söz konusudur.

MİZAHİ ANLAYIŞI

Nasreddin Hoca Latîfeleri kitabında Fikret Türkmen, ön söz ve giriş yazısından sonra Nasreddin Hoca fıkralarının yayılma sahalarına, fıkralar hakkında basılmış eserlere, fıkralarındaki söz ve hareket komiğine, Hoca’ya ait fıkraların ayırt edilmesi için metod denemesine, Fowler’in mizah tasnifine, mizahta üstünlük teorisine, modern mizah teorilerine göre Nasreddin Hoca fıkralarının yorumuna, Nasreddin Hoca latifesiyle Burhaniye Tercümesi hakkında oylumlu ve kabulü yüksek açıklayıcı bilgilere yer verir. Yazar, bu açıklayıcı bilgilerin devamındaysa Afyon İl Halk Kütüphanesi arşivinde kayıtlı Letâif-i Nasreddin Hoca, Hace Nasreddin Latifesiyle Burhaniye Tercümesi Dibacesi’nden sonra Hoca Nasreddin Latifesiyle Burhaniye Tercümesine geçer. Bu kısımda 121 latife asıl metin ve tercümesiyle birlikte Nasreddin Hoca Latifeleriyle Burhaniye Açıklamalarının sadeleştirilmiş tercüme kısımları vardır. Kitap; Sözlük, Kaynakça ve Letâif-i Nasreddin Hoca Burhaniye Tercümesi Tıpkı Basım ile tamamlanır.

Fıkralar/ latîfeler temel olarak içinden çıktığı halkın düşünce ve duygularının tercümanıdır. Türk milletinin tahayyülü Nasreddin Hoca’yı daha çok bilgi ve hikmet yüklü latîfeleri/ fıkralarıyla bilir. “Onun fıkralarında didaktik bir amaç, sosyal bir tenkid, yapıcı bir mizah, ince bir zekâ oyunu, herkese istediği çok yönlü yorum ve yeniden yaratma imkanını verir.” diyen Fikret Türkmen’i bütün bu niteliklerin yanında, şu sorunun doğruluğu da destekler: “Hayatın mevcut görüntülerini aşarak, gülümseyen, muzip, esprili, düşündüren yüzünü olanca derinliği ve kuşatıcılığı ile Nasreddin Hoca kadar özlü anlatabilen bir başkası var mı?”

Evet, Nasreddin Hoca fıkraları, Türk’ün safdilliği ve zekâsını birleştirerek onun şahsında felsefe yüklü bir derinliğe, şaşırtıcı bir duygu zenginliğine ulaşmıştır.

Fıkraların yayılma sahalarına baktığımızda Nasreddin Hoca, bütün Türk dünyasının “nadir ortak kültür” değerindendir. Türkistan’dan Macaristan’a, Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar Türk’ün ayak bastığı her yerde değişik adlarla karşımıza çıkan Nasreddin Hoca’nın XVII. yüzyıldan itibaren de Avrupalı entelektüellerin ilgisi çektiği görülür. Hatta XIX. yüzyılın başında Oriantalist Friederich Von Diez’in, Hoca’dan 5 fıkrayı Almancaya tercümesi Goethe’nin ilgisini çeker. Goethe, Von Diez’den başka fıkraları da çevirmesi temennisinde bulunur. Ayrıca Fikret Türkmen, bugün, onun fıkralarının batıda hemen hemen bütün dillere çevrildiğini de belirtir. Fıkralarının yayılmasında, yazıya geçirilmiş olmalarının payı büyüktür.

Fikret Türkmen, geçmişten bugüne Türkiye kütüphanelerinin ve özel kitaplıkların kayıtları tarandığında Nasreddin Hoca ve fıkralarıyla ilgili pek çok yazmaya, matbu ve sözlü kaynağa, kısaca zengin bir literatüre ulaşılabileceğinin altını çizer. Sadece bu kadar mı, değil elbette. Ayrıca Hoca’nın fıkraları, Avrupa’da çeşitli kütüphanelerinin kayıtlarında da yer alır. Buradan şu sonuca varıyoruz: Ülkemizde ve başka ülkelerde Nasreddin Hoca Fıkraları hakkında basılmış eserlerin varlığı! Bu kayıtlara göre bugün, çok geniş bir coğrafyada Nasreddin Hoca fıkraları okunmakta ve dinlenmektedir. “Nasreddin Hoca’nın hayatı ve fıkraları çeşitli sanat eserlerinin yaratılmasında ilham kaynağı olmaktadır.”

DİNİ VE SOSYOLOJİK BOYUTU

Nasreddin Hoca Latîfeleri kitabından da anlıyoruz ki Hoca’ya atfedilen fıkraların neredeyse tamamında tarihi, felsefi, dinî ve sosyolojik bir karşılığı vardır. Bunu fıkralarındaki söz ve hareket komiğinden, tersine çevirmeden, serilerde birbirinin içine giren davranışlardan, konuların hayatın hemen her safhasını ilgilendirmesinden kolaylıkla anlayabiliriz. Fıkralarda zeka, hazır cevaplık, zıtlıklardan yararlanma, ima ve taşlama yoluyla bozuk idare ve yöneticilerle mücadelesi olmazsa olmazlardan. Özellikle insan tabiatı, kelimeler ve fikirler, davranışlar, kötü muamele, gerçeklerin söylenmesi, hatalar ve zaaflar fıkraların durum ve hareket komiğini oluşturur. Mesela merdivenden düşünce kaftanı düştüğünü söylemesi, eşekten düşünce de zaten inecektim veya eşeğin kuyruğu torbada demesi gibi. Özellikle tekrir, cinas ve tezat çok kullanılan sanatlardan. Fikir komiği metodu ise şok ve şaşkınlık yaratmadır. 121 fıkranın işlediği konularda Hoca’nın eşi ve eşeği yanında dini konular, kadı, molla, çoban, subaşı, hırsızlık, çocuklar, berber oluşu; diğer hayvanlar (öküz, tavuk, at, kurt, oğlak, teke) yer almaktadır.

Sonuç olarak Fikret Türkmen’e göre Nasreddin Hoca’nın fıkraları mizah, nükte ve hiciv unsurlarıyla milletimizin karakterini, kabiliyetini, dünya görüşünü inşa etme açısından gözlem, sürpriz ve vurgulamaları hayatımızın ve tecrübe birikimimizin vazgeçilmez kaynaklarındandır. Bu başucu eserimizle ilgili yazıyı Hoca’nın 81. latifesinde geçen ikinci yeni ayarındaki şu dizesiyle tamamlayalım:

“Yeşil yaprak arasında kara tavuk kızıl burun mu gitti”