Ahmet, yakın bir arkadaşının ön ayak olmasıyla, tarihî değeri yüksek, el yazması bir Kur'an-ı Kerim'in çalınması olayına bulaşır. Ancak, ardarda bir dizi insanın ölümüne yol açan bu sevimsiz olay, kahramanımızı da kısa sürede hiç istemediği bir noktaya doğru sürükleyecektir.
Türk sineması, 90 küsur yıllık tarihine panoramik bir biçimde bakıldığında, genel çoraklığın ortasında birer ayrıksı otu gibi duran bir kaç cesur deneme haricinde, hem biçim hem de içerik itibarıyla, “ana akım sinema”da daha önce denenmiş her ne var ise onların vasat birer tekrarından ibaret olageldi. Özgün öykü anlatıcılığı itibarıyla küresel sinemadaki ortak mirasın üzerine şimdiye kadar pek az yeni değer ekleyebildiğimiz gibi, sıra “biçim”e geldiğinde kreatif alandaki bu verimsizliğimizin daha da iç karartıcı boyutlara ulaştığını görmekteyiz.
“Türk usûlü sinemasal çılgınlıklar” üretmedeki malûm kısırlığımızın en temel nedeni ise bir “insanî hal”in görsel tasvirine hiç de yatkın olmayan, bunu daha ziyade hikmetli sözler eşliğinde yapmaya meyyal kültürel ve dinsel köklerimiz… Vaktiyle resim sanatındaki uzun süreli yokluğumuz bizleri başka başka alanlarda, sözgelimi “mimari”de, “şiir”de ve “hat”ta güçlü kılmıştı. Hayatı resmetmeye yönelik ihtiyaç karşı konulamaz bir noktaya ulaştığında ise bu konuda oluşan devâsâ açık, onun perspektif duygusundan arındırılmış yepyeni ve ilginç bir formu konumundaki “minyatür” ile telafi edilmeye çalışılacaktı. Fakat, kendi içlerinde büyük başarı düzeylerine eriştiğimiz bütün bu alternatif sanat formları, resim ve onun çağdaş bir türevi olan sinemadaki zayıflığımızı ise örtbas etmeye yetemedi ne yazık ki…
RADİKAL BİR KIYI
Sözün burasında, sinemasal sezgi ve vizyonuyla bu topraklardaki ortalamanın çok ötesine geçip evrensel bir sanat adamına dönüşmüş bulunan sevgili Metin Erksan'ı bambaşka bir konuma oturtmak gerekiyor. Daha 1960'ların başlarındaki erken dönem filmlerinde bile hem biçim hem de içerik yönündeki inatçı arayışlarının ilk önemli ipuçlarını vermeye başlayan sanatçı, 1965 yapımı “Sevmek Zamanı”nda, o dönem için -bırakın Türkiye'yi- dünya sineması için bile zorlayıcı olabilecek bir görsel deneye imza atıyordu.
Erksan'ın hemen her filminde şu ya da bu oranda kendisini hissettiren yenilikçi arayışları, 1976 yılında, dünya sinema tarihine geçecek müthiş bir denemeye kadar uzanıyor ve sanatçı o yıl “Kadın Hamlet” adlı yapıtıyla uluslararası festivallerde ayakta alkışlanıyordu. Shakespeare'in ölümsüz kahramanı Prens Hamlet'i hem kadın, hem Türk, hem de çağımızda yaşayan birine dönüştüren bu eşsiz film için Amerikalı senarist ve sinema yazarı Lester Cole, ünlü Variety dergisinde, “1978 Los Angeles Film Festivali'ne katılan en güzel, en özgün, en anlamlı ve en sıra dışı film Türkiye'den geldi. Erksan, benzersiz bir denemeye imza atmış” diye yazmıştı. Ki aynı film bir yıl öncesinde katıldığı Moskova Film Festivali'nde de benzer tepkilerle karşılanacak ve büyük ödülü kıl payı kaçıracaktı.
Hafızamı dibine kadar zorladığımda, belli ölçüde Lütfi Akad, olgunluk dönemindeki bir kaç yapıtında Yılmaz Güney, belki tek bir anlatısıyla (“Otobüs”) Tunç Okan ve günümüzde de Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Zeki Demirkubuz üçlüsünün son dönem çalışmaları haricinde sinemanın anlatı geleneklerini zorlamak adına başkaca ciddi bir cesaret gösterisi hatırlayamıyorum Yeşilçam'da…
Hâl böyleyken, 1996 yapımı ilk filmi “Tabutta Rövaşata”dan bu yana alttan alta benzer bir arayışın izini sürdüğünü hissettiğim ve o tarihten bu yana da sinemasını dikkatle takip ettiğim Derviş Zaim, geçen yıl çektiği son filmi “Nokta” ile, Erksan'ın 1960'lardaki devrimci çıkışlarından bu yana sinemamızdaki biçimsel arayışlara en radikal katkıyı yapmış buluyor.
ÇAĞDAŞ BİR BAŞ YAPIT
Filmin suç ve ceza ekseni üzerinde ilerleyen öyküsü, Anadolu topraklarında köklü bir geleneğe sahip geleneksel sanat formlarından biri konumundaki “Osmanlı hat sanatı”nı, çağdaş bir cinayet öyküsünün içine son derece başarılı ve etkileyici biçimde dahil etmekte… Hat sanatının öykünün biçim ve içeriğine olan en önemli etkisi ise tıpkı hattatların kamışı aldıklarında cümleyi bitirmeden ellerini kâğıt üzerinden kaldırmamaları gibi, bu öykünün de tek bir plandan oluşması…
İşlediği bir suç ve onun yol açtığı zincirleme trajediler nedeniyle derin bir azap içinde kıvranan genç bir adamın öyküsünün 78 dakikalık kesintisiz, ancak içi sürekli hareket halindeki bir kadrajdan anlatıldığı “Nokta”, bu karmaşık öyküye arka fon olarak da Tuz Gölü'nün uçsuz bucaksız, bembeyaz ıssızlığını kullanıyor. Daha önce yalnızca iki sinemacı, 1948'de İngiliz gerilim ustası Alfred Hitchock'un “Urgan” (Rope), 2002'de de Rus yönetmen Alexander Sokurov'un “Rus Hazine Sandığı” (Russkiy Kovcheg) adlı yapıtlarında denemeye cesaret ettikleri bu “tek planda anlatım” tekniği şimdi bir kez de bir Türk sinemacısı eliyle uygulama olanağı buluyor ve bana kalırsa görsel sonuçları itibarıyla ilk ikisini, özellikle de ikincisini çok aşan bir yetkinliğe ulaşıyor.
Öte yandan, “Nokta”nın “suç ve ceza”, “görev ve sorumluluk”, “kötülüğün yayılmacı tabiatı”, “çağdaş anlatılarda gelenekten yararlanma” gibi birbirinden önemli konu başlıkları üzerinde izleyicisine entelektüel egzersizler yaptırırken, sinemanın kitleleri eğlendirme yönündeki temel misyonunu es geçmediğini de altını çizerek belirtmek gerek. Perdede yaklaşık bir buçuk saat boyunca izlediğiniz öykü, (sözgelimi, Sokurov'un 2002 tarihli benzer denemesinde olduğu gibi) “rafine bir sinema sevgisi adına katlanılmak zorunda kalınan tek planlık bir ısdırap” değil kesinlikle. Aksine, Zaim bizlere -kurgu sanatına meydan okuduğu- bu iddialı kurmacanın içinde son derece akıcı, diri ve sürükleyici bir sinemasal gösteri sunmayı da ihmal etmiyor. Hattâ, bir süre sonra tek planlık bir öykü izlediğinizi unutuyor, perdedeki entrikaya kendinizi bütün bütün kaptırıyorsunuz.
“Nokta”, sahip olduğu yerel kültürel değerleri evrensel değerlere ulaşmada son derece akılcı bir biçimde kullanan, Türk aydınının Tanzimat'tan beri çözümlemede eksik kaldığı bu hayatî mesele üzerine yıllardır çok ciddi kafa yorduğunu bildiğimiz saygın bir sinemacının imzasını taşıyan yüz akı bir yönetmenlik performansı; hem biçimsel özellikleri, hem de içeriğindeki özgün unsurlarla çağdaş bir başyapıt…
Sinemaya tutkuyla bağlı olanlar, sinema eğitimi görenler ve gelecekte sinema yapmayı düşleyenler başta olmak üzere, yedinci sanata şu ya da bu biçimde abayı yakmış herkes mutlaka izlemeli…
'Tek plandan oluşan, son derece heyecanlı ve de sürükleyici bir film yaptım'
Yeni Şafak sinema editörü Ali Murat Güven, yönetmen Derviş Zaim ile hem yurt içi ve dışında bir kez daha hayranlıkla karşılanan son filmi “Nokta”, hem de sanatçının 1990'ların ortalarından bu yana izini sürdüğü özgün sinema anlayışı üzerine geniş kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Güven'in Zaim söyleşisini gelecek haftaki Yeni Şafak Cumartesi Eki'nde okuyabilirsiniz.
DERVİŞ ZAİM FİLMOGRAFİSİ
1996- Tabutta Rövaşata
2000- Filler ve Çimen
2003- Çamur
2004- Paralel Yolculuklar (Belgesel)
2006- Cenneti Beklerken
2008- Nokta
NOKTA
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, Türkiye yapımı
Türü ve Süresi: Drama / 78 Dakika
Yönetmen: Derviş Zaim
Senarist: Derviş Zaim
Görüntü Yönetmeni: Ercan Yılmaz
Özgün Müzik Bestecisi: Mazlum Çimen
Sanat Yönetmeni: Natali Yeres
Oyuncular: Mehmet Ali Nuroğlu (Ahmet), Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen, Şener Kökkaya, Mustafa Uzunyılmaz, Nadi Güler, Numan Acar, Bayazıt Gülercan, Begüm Birgören, Cem Aksakal ve Hikmet Karagöz
Yapımcı Şirketler: Maraton Film-Sarmaşık Sanatlar ortaklığında
Dağıtıcı Şirket: Tiglon Film
İçerik Uyarıları: İçerdiği şiddet sahnelerinden dolayı, 13 yaşın altındaki izleyiciler için uygun değildir.
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.dotthemovie.net
Yıldız Puanı: * * * 1/2
USTA (Türk filmi)
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, Türkiye yapımı
Türü ve Süresi: Duygusal / Drama / 100 Dakika
Yönetmen: Bahadır Karataş
Oyuncular: Yetkin Dikinciler (Doğan Usta), Fadik Sevin Atasoy (Emine), Şevket Çoruh (Ersun),
İçerik Uyarıları: 7 yaş ve üzeri izleyiciler için uygundur.
Yıldız Puanı: * * *
Günümüzün Eskişehir'i… Kentin sanayi mahallesindeki en iyi motor ustası olarak kabul edilen Doğan, ne yapıp edip pervaneli bir uçak yapmayı kafasına koymuştur. Genç adam, hemen yakınlardaki otomobil mezarlığında bulunan hurdaları kullanarak işe koyulduğunda çevresindeki hiç kimse onun bu heyecanını paylaşmaz...
ALİ'NİN SEKİZ GÜNÜ (Türk filmi)
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, Türkiye yapımı
Türü ve Süresi: Psikolojik Drama / 100 Dakika
Yönetmen: Cemal Şan
Oyuncular: Serdar Orçin (Ali), Begüm Birgören (Zeynep), Ufuk Bayraktar (Mehmet), Uğur Polat,
İçerik Uyarıları: İçerdiği cinsellik-çıplaklık, argo diyaloglar ve şiddet nedeniyle 18 yaşından küçük izleyiciler ve bu tür temalardan hoşlanmayanlar için uygun değildir.
Yıldız Puanı: * * 1/2
Kendi halinde bir küçük esnaf olan Ali'nin hayatı, evi ve bakkal dükkânı arasında mekik dokumakla geçmektedir. Mahalleye gelen güzel ve gizemli Zeynep'e duyduğu platonik aşk, kahramanımızın hayatına beklenmedik bir heyecan katar.
KAN KİTABI / Clive Barker's Book of Blood
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, İngiltere yapımı
Türü ve Süresi: Korku-Gerilim / 100 Dakika
Yönetmen: John Harrison
Oyuncular: Jonas Armstrong (Simon McNeal), Sophie Ward (Dr. Mary Florescu)
İçerik Uyarıları: 18 yaşından küçük izleyiciler ve bu tür temalardan hoşlanmayanlar için uygun değildir.
Yıldız Puanı: * *
Doğaüstü güçler ve bunların yol açtığı gizemli olaylar hakkında uzun yıllardır araştırmalar yapan Dr. Mary Florescu, teorilerinin gerçekliğini bilim çevrelerine kanıtlayabilmek için sonunda önemli bir fırsat yakalamıştır. Yakın dostu ve iş arkadaşı Reg Fuller ile Tollington'da sebebi açıklanamayan cinayetlerin işlendiği bir eve yerleşirler.
UZAY YOLU: BAŞLANGIÇ Star Trek
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD-Almanya ortak yapımı
Türü ve Süresi: Bilim-Kurgu Serüveni / 126 Dakika
Yönetmen: Jeffrey Jacob Abrams
Oyuncular: Chris Pine (James Tiberius Kirk), Zachary Quinto (Genç Spock), Eric Bana (Nero)
İçerik Uyarıları: Şiddet ve kısa süreli cinsellik nedeniyle, 13 yaşından küçük izleyiciler için uygun değildir.
Yıldız Puanı: * * * 1/2
İnsanlık, uzay boşluğundaki zenginliklerin dünyanın ortak yararına ve barışçıl kullanımı yönünde yepyeni atılımlara girişmek üzeredir. Bu konudaki en büyük projenin kaderi ise birbirinden çok uzaklarda doğup büyümüş iki genç rakibin elinde bulunmaktadır.
MILK /Milk
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Politik Drama / 128 Dakika
Yönetmen: Gus Van Sant
Oyuncular: Sean Penn (Harvey Milk), Josh Brolin (Dan White), James Franco (Scott Smith),
İçerik Uyarıları: Doğallaştırarak sergilediği eşcinsel ilişkiler, çıplaklık, argo dil ve kısa süreli şiddet nedeniyle, 18 yaşından küçük izleyiciler ve bu tür temalardan hoşlanmayanlar için uygun değildir.
Yıldız Puanı: * * 1/2
ABD, 1970'li yılların başı… New York'ta yaşayan 40 yaşlarındaki eşcinsel borsacı Harvey Milk ve partneri Scott Smith, San Fransisko'ya taşınarak, burada “Castro Camera” adında küçük bir dükkan açarlar.Milk, bu gücü yerel yöneticiliğe giden yolda kullanmak için kolları sıvayacaktır.
TETİKÇİ-2: Crank-2: High Voltage
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı
Türü ve Süresi: Serüven-Aksiyon / 96 Dakika
Yönetmenler: Mark Neveldine ve Brian Taylor
Oyuncular: Jason Statham (Chev Chelios), Amy Smart (Eve),
İçerik Uyarıları: Cinsellik/çıplaklık ve argo dil nedeniyle, 18 yaşından küçük izleyiciler için uygun değildir.
Yıldız Puanı: * * 1/2
“Tetikçi-2”, Chev'in Los Angeles caddelerine yaptığı ölümcül atlayıştan kurtuluşu ve hemen ardından da Çin mafyasının üyeleri tarafından kaçırılmasıyla başlıyor. Adamımız, üç ay sonra gözlerini dünyaya yeniden açtığında, kalbinin ameliyatla çıkartılıp, yerine -çalışabilmesi için düzenli elektrik takviyesi gerektiren- pilli bir cihazın takıldığını fark eder.
IGOR / Igor
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, ABD-Fransa ortak yapımı
Türü ve Süresi: Animasyon-Serüven / 87 Dakika (Türkçe altyazılı)
Yönetmen: Anthony Leondis
İçerik Uyarıları: Öyküsü ve bazı görüntüleri, 9 yaş ve altı izleyiciler için ürkütücü olabilir.
Yıldız Puanı: * * *
Efendisi bir deney sırasında beklenmedik şekilde ölünce, Igor da yıllardır beklediği şansı yakalar. Ülkede her yıl düzenlenen “Şeytanî İcatlar Fuarı”na katılmaya karar veren adamımız, bizzat laboratuarda ürettiği iki arkadaşından da destek alacaktır. Buna karşılık, taze asistanları Igor'a yardım ettikleri kadar bir süre sonra ayak bağı da olmaya başlarlar.