Son dönemde izlediğim üç farklı oyunu, beklentiyi doğru kurmak isteyen seyirciler için irdeleyelim. Bazen büyük dekor değil iyi oyunculuk, bazen büyük prodüksiyon değil iyi hikâye etkileyici oluyor. Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment yapımı Don Kişot, Fabel Tiyatro'nun Aynı Şeylerin Oyunu ve Satsuma’nın Sürüklenmiş'inde gördüklerime, hissetiklerime yakından bakalım.
Oyuncu izlemek isteyenler için: Don Kişot
Don Kişot müzikalini Atatürk Kültür Merkezi’nde izledim. Yapım, hikâyeyi bilenler için farklı bir yorum, bilmeyenler için ise iyi bir özet niteliğinde. Ancak müzikal sevenlerin beklentisini doğru ayarlaması gerekiyor. Büyük prodüksiyon, sürekli değişen dekorlar ve görsel şov isteyenler için daha sınırlı bir sahneleme var.
Oyunun en güçlü tarafı oyunculuk performansları. Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’u aynı sahnede izlemek zaten başlı başına bir sebep. Özellikle Cengiz Bozkurt’un doğaçlamaya açık oyunculuğu, hem sahneyi hareketlendiriyor hem seyir zevkini yükseltiyor. Zuhal Olcay’ı hem oyuncu hem müzisyen olarak izlemek de oyunun artılarından biri.
Ancak oyun yer yer uzuyor hissi veriyor. Tek perde olarak kurgulanabilecek bir hikâye, iki perdeye yayılınca ritim düşüyor. Dekor çeşitliliği ve sahne aksiyonu biraz daha artırılsa çok daha güçlü bir sahneleme ortaya çıkabilirmiş.
Müzikal seviyorsanız, hikâyeyi farklı bir yorumla izlemek ve güçlü oyuncuları sahnede görmek istiyorsanız şans verilebilir. Ama derinlikli bir metin beklentisiyle gitmemekte fayda var.
Oyun sürelerini gözden geçirmemiz lazım
Kadıköy’de Boa Sahne’de izlediğim Aynı Şeylerin Oyunu, iki kişilik, tek perde ve yaklaşık 70 dakikalık bir yapım. Küçük sahneye göre oldukça kompakt bir iş. Hikâye olarak bir ilişkinin tanışma, evlilik ve ayrılık sürecine odaklanıyor. Açıkçası oyuna odaklanmam zaman aldı. Zaten oyun da kendisini uzunca bir süre açmadı.
İki kişilik oyunların en büyük avantajı seyircinin hayal gücünü devreye sokması. Bu oyunda da sahne minimal olduğu için hikâyeyi kafanızda tamamlıyorsunuz. Bu tarafı güzel. Ancak metin yer yer klişelere yer yer de yoğun repliklere yaslanınca süre uzadıkça uzuyor. İki kişilik oyunları ve küçük sahnede oyunculuk izlemeyi seviyorsanız gidilebilir. Ama çok özgün, çok katmanlı bir metin beklentisiyle gitmemek gerek. Açıkçası tüm tiyatro oyunlarının sürelerini yeniden gözden geçirmesinden yanayım. Don Kişot, hatta ne zaman izlediğimi bile unuttuğum Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)'i izlerken sıkılmış, o kadar dikkatim dağılmıştı ki... Kesinlikle ama kesinlikle verilen paralara karşılık sürelerin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.
Dekor değil atmosfer izledik
Hafta başında Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde izlediğim Tuğrul Tülek ve Rıza Kocaoğlu oyunculuğundaki Sürüklenmiş ise tek dekor, güçlü ışık-ses tasarımıyla kurulan bir atmosfer oyunuydu aban göre. Oyun sonunda şunu söyledim: "Kendimi kitap okuyor gibi hissettim."
Sahne size her şeyi göstermiyor, bazı şeyleri sizin hayal etmenizi istiyor. Olmayan bir denizi görüyorsunuz, dalgayı duyuyorsunuz. Bu da tiyatronun en sevdiğim taraflarından biri: Seyircinin hayal gücünü sahnenin bir parçası yapmak. Anlaşıldığı üzere, oyunun en güçlü tarafı atmosferi. Büyük prodüksiyon vadetmiyor ama özenildiği, çalışıldığı çok belli. İki karakter arasındaki zıtlık ve metnin derinliği oyunu ayakta tutuyor.
Benim tiyatroda en çok rahatsız olduğum şeylerden biri hızlı konuşma. Ezber yetişsin diye hızlı konuşulduğunda metnin duygusu kayboluyor. Bu sorun genel olarak birçok oyunda var, burada da yer yer hissediliyor. Ama buna rağmen oyunun kurduğu atmosfer ve metnin derinliği çok güzeldi. Eğlenmekten çok bir hikâyenin içine girmek, metni ve atmosferi takip etmek isteyen seyirci için güzel bir oyun.
Peki sırada ne var?
Son dönemde izlediğim oyunlarda şunu fark ettim: Bazı oyunlar seyirciyi sürekli güldürmek zorundaymış gibi yazılıyor. Herkes “arada güldük” diyebilsin diye metne özellikle espri yerleştiriliyor. Oysa her hikâye komik olmak zorunda değil. Her hikâye eğlendirmek zorunda da değil. Bazı hikâyeler sadece anlatılır, siz de izlerken düşünürsünüz. Belki bazen oyundan günler hatta haftalar sonra hisleri sizde canlanır ya da bir anlam bulur. Özetle, beklentilerinizi belirleyerek bu oyunları izleyin derim. Ne izleyeceğinizi bilmek, oyundan alacağınız tadı da değiştiriyor. Sırada ne mi var: Satıcının Ölümü.