Vesîletü'n-Necat/ Mirac Bahri

Vesîletü'n-Necat/ Mirac Bahri

Gel beru ey aşk oduna yanıcı Kendi maşuka âşık sanıcı

Dinle gel mi'râcın ol şâhın ayân Aşık isen aşk oduna durma yan

Bir düşenbih gecesi tahkik haber Leylei Kadr idi ol gece meğer

Ol hümâyun baht ol kadri yüce Ümmü Hâni hanesindeydi gece

Anda iken nâgehân ol yüzü ak Cennete var dedi Cebrail'e Hak

Bir murassa tac bir hulle kemer Hem dahi al bir burak-I muteber

Ol Habib'ime ilet binsün anı Arşımı seyreylesün görsün beni

Cebrail çün cennete vardı revân Gördü kim bihad burak otlar hemân

İçlerinden bir burak ağlar kati Yimez içmez kalmamşı hiç takati

Gözlerinden yaşı Cephûn eylemiş Ciğerini derd ile hûn eylemiş

Dedi Cebrail nedir ağladığın Hüzn ile can ü ciğer dağladığın

Baki yoldaşın yiyüp içüp gezer Sen inilersin di canın ne sezer

Dedi kırkbin yıldürür kim yâ Emin Aşkdır bana yimek içmek hemîn

Nâgehân bir ses işitti kulağım Gitti aklım bilmezem solum sağım

Yâ Muhammed deyuben çağırdılar Bir sada birle ki yürekler deler

Ol zamandan bilmezem kim n'olmuşam Ol adın ıssına âşık olmuşam

Yüreğim içinde eridi yağım şık oldu görmeden bu kulağım

Cenneti başıma aşkı dar eder Gece gündüz işim ah ü zâr eder

Gerçi zâhir cennet içre dururam Ma'nide nârın azabın görürem

Ger eremezsem visâline anın Ediserem terkini can ü tenin

Cebrail dedi buraka ey burak Verdi Hak maksûdunu kılma firak

Kimde kim aşkın nişanı vardürür Akıbet maşuka anı ergörür

Gel beru maşukuna ergöreyim Yüreğin zahmine merhem süreyim

Aldı Cebrail burakı ol zemân Tâ Cenab-I Ahmed'e geldi revân

Hak selâm etti sana yâ Mustafâ Kim mübârek hatırın bulsun safâ

Dedi kim gelsün konuklaram anı Arşımı seyreylesün görsün beni

Bu gece zâhir olur esrâr-ı Hak Gösteriserdir sana dîdâr-ı Hak

Zemzem ile doldu kevn ile mkân Arşa varır dediler Fahr-ı cihân

Hem sekiz cennet kapısın açtılar Alemin üstüne rahmet saçtılar

Gel gidelim Hazrete yâ Mustafâ Muntazırdır anda ashâb-I safâ

Sana cennetten getirdim bir burak Dâvet-I Rahmandır ey Nûr-I Hak

Durdu yerinden hemandem Mustafa Kodu tacı başına ol pür safâ

Çekti ol demde burakı Cebrail Önüne düştü ana oldu delîl

Hoş süvar oldu ana şâh-ı cihân Açtı perrini burak uçtu hemân

Tarfetü'l ayn içre Sultân-I ümem Geldi Kuds'e erdi ve bastı kadem

Enbiyâ ervâhı hâzır geldiler Mustafâ'ya cümle ikrâm kıldılar

Erdi ol dem Haktan ervâha nidâ Kim kılalar Mustafâ'ya iktidâ

Pes geçip mihraba ol Hayrü'l-enâm Enbiyâ ervâhına oldu imâm

İki rekât kıldı Aksâ'da namâz Öyle emretmiş idi ol biniyâz

Gördüler nurdan kurulmuş merdivan Merdivandan oldular göğe revân

Erdiler evvel göğe bilihtirâm Kapu açıldı ve girdi ol hümâm

Gördü gök ehli ibâdette kamu Her biri bir türlü tâatte kamu

Kimi tehlil ü kimi tahmid okur Kimi takdis ü kimi temcid okur

Kimi kıyâmda kimi kılmış rüku' Kimi Hakka secde kılmış bâhuşû

Kimisini aşk-I Hak almışdurur Vâlih ü hayrân u mest kalmışdurur

Hep gök ehli cümle karşı geldiler Mustafâ'ya izzet ikrâm kıldılar

Merhaba yâ Muhammed dediler Ey şefâat kânı Ahmed dediler

Her biri kutluladı mi'râcını Dediler giydin sa'âdet tâcını

Yürü kim meydan senindir bu gece Sohbet-I Sultân senindir bu gece

Ermedi evvel gelen bu devlete Kimse lâyık olmadı bu rif'ate

Ol gece durmadı cevlân eyledi Şöyle kim eflâki seyrân eyledi

Her birinden türlü hikmet gördü ol Tâ ki vardı Sidre'ye erişdi yol

Cebrail'in durağıdır ol makâm Nüh felek tâ kim tutalıdan nizâm

Kaldı Cebrail makâmında hemin Dedi ana Rahmeten li"'l-âlimin

Bilmezem bu yolları ben nideyim Kim garibim bunda kande gideyim

Cebrail dedi Resül'e yâ Habib Sanma gıl bu yerde sen seni garib

Senin içün yaratıldı nüh felek İns ü cin ü hûr ü cennet hem melek

Bunda hatmoldu benim cevlãngehim Mâverâsından dahi yok âgehim

Bana böyle emredüptür Zü'l-Celâl Açmayam ben bundan öte per ü bal

Ger geçem bir zerre denlü ileru Yanaram baştan ayağa ey ulu

Dedi Cebrail'e ol Fahr-I cihân Pes makâmında dur imdi sen hemân

Çün ezelde bana aşk oldu delil Yanar isem yanayım ben ey Halil

Rah-I aşkta kim sakınur canını Ol kaçan görse gerek canânını

Rah-I aşkı sanma gafil serseri Belki kemter nesnedir vermek seri

Ger dilersiz bulasız oddan necât Aşk ile şevk ile edin es-selât

Maşuk: sevilen, âşık olunan Nagehan: Ansızın, birdenbire Murassa: Kıymetli taşlarla süslenmiş Visâl: Kavuşma, ayrılıktan kurtulma. Muntazır: bekleyen ruhlar Rif'at:Yüksek ve büyük rütbe sahibi olmak Mavera: Öte, Görülen âlemin ötesi Sidre: Ağaca teşbih edilen, yedinci kat gökte bir makam ismi Düşenbih: Haftanın ikinci günü, pazartesi Hümayun: Mübarek. Kutlu. Uğurlu. Ervah: Ruhlar. Canlar İktidâ: uyma tâbi olma, birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışma. Revân: akıp gitmek. Yolculuk. Gidiş. Hümam: Himmetli. Bir işe sıkı sıkıya sarılıp o işi bitiren. Kemter: Aciz. Fakir. İtibarsız. Tahmid: Hamdetmek Temcid: Cenab-ı Hakk'ın büyüklüğünü bildirmek. Tazim ve sena etmek.