Yalancı bahar yaşıyor ömrüm

Çağan Irmak imzalı ‘Nadide Hayat’, 50’sinde hayatında yeni bir sayfa açmaya karar veren bir kadının kendini ispat etme çabasını konu ediyor. Ana hikâyesini bir grup gencin aşk oyunlarına eklemleyen film, vasat anlatımı, yapay vurguları ve melankolik yorumlarıyla meselesini ‘yazlık TV dizisi’ kıvamında tartışıyor.

Yeni Şafak Suat Köçer

Kimileri için Mustafa Hakkında Her Şey, çoğunluk içinse Babam ve Oğlum filmiyle sinemamıza ayrı bir soluk getiren yönetmen Çağan Irmak, nereden bakarsanız bakın, kendine özgü tarzıyla geniş kitleleri etkilemeyi başladı. Büyük cesaretle kendi çizdiği sınırları yine kendisi zorlayan Irmak, filmografisine Ulak, Karanlıktakiler ve Issız Adam gibi farklı biçimsel anlatılar kattı. Eleştiriler alsa da zamanla bu denemelerin değeri daha iyi anlaşıldı ve Çağan Irmak Yeni Türkiye Sineması'nda kendine özgü bir alan açarak üretime devam etti. Bununla birlikte 'ayarsız romantizm' ve kentli bireyin melankolisini saplantı düzeyinde kullanışı zamanla sinemasını zaafa uğrattı. Hikâyeleriyle de tekrara düşmeye başlayan Çağan Irmak, kendini adeta bir kısır döngünün içine hapsetti.

EN ZAYIF HALKA

Son olarak “Tamam mıyız” filmiyle haklı eleştirilere maruz kalarak düşüşe geçen Çağan Irmak sineması, 'Unutursam Fısılda' adlı sonraki filminde düşüşü yavaşlatsa da, tekrar duygu ve karakterlerle kan kaybetmeye devam etti. Yönetmenin bu hafta vizyona giren son filmi 'Nadide Hayat', hem hikâyesi, hem senaryosu hem de atmosferiyle zincirin en zayıf halkası olarak anılmayı hak ediyor. Filmin başrollerini Demet Akbağ, Yetkin Dikinciler, Efecan Şenolsun, Ümit Erlim, Burak Can ve Sevil Akı ile Batuhan Begimgil paylaşıyor.

Film, eşini kaybetmesinin ardından düştüğü boşlukta bocalayan Nadide'nin hayatında yeni bir sayfa açmak için verdiği mücadeleyi konu ediyor. İlk sahnelerde kahramanın ailesi, komşu ve çevresiyle olan diyaloglarını başarıyla tasvir eden film, Nadide'nin üniversite kaydıyla başlayan süreçte irtifa kaybetmeye başlayarak, bir avuç üniversiteli gencin yapay diyaloglarla örülü ergen dünyasına takılıyor. Yüzeysel konuşmalar ve vasat esprilerle gençlerin hayata ve aşka bakışını karikatürize etmeye çalışan film, Nadide'nin kaptanla yaşadıklarını gençlerin günübirlik aşk macerasına monteleyerek oldukça basit, çoğu zaman vasat sahnelerle adeta TV'de yayınlanan romantik bir yaz dizisine dönüşüyor.

BUNLAR HEP MELANKOLİ

Nadide'nin hayata yeniden başlama arzusunu orijinal bir zemine oturmak isteyen Çağan Irmak, son birkaç filmdir takıldığı melankolik tavrın yansıması olarak çıkış noktasından uzaklaşıyor ve yapay diyalog ve ayrıntılarda kayboluyor. Nadide'nin üniversiteye kayıt yaptırdığı andan filmin finaline değin kararsız biçimde savrulup duran melankoli bir yerden sonra sıkıcı bir hal alarak filmin atmosferini ciddi biçimde yavaşlatıyor. Okuldaki gençlerin Nadide'yi kabullenme sürecinde sergiledikleri basit tepkiler, Nadide'nin kaptan köşkündeki beklenmedik duygusal gösterisi, sevgilisinin baskın tavrından rahatsız olan genç kızın zamansız, anlamsız çıkışları ve sert mizaçlı kaptanımızın aniden saçıp savrulan duygusallığı, filmi önemli ölçüde zaafa uğratıyor. Prensesin Uykusu'nda başvurduğu animasyonlara burada da sıklıkla başvuran yönetmen, gerçeklik duygusunu örselerken, kör parmağım gözüne tarzda verdiği sosyal içerikli mesajlarla da filmin sinema duygusunu zayıflatıyor.

DEMET AKBAĞ USTALIĞINI KONUŞTURMUŞ

http://image.pho.fm/resim/imagecrop/2015/12/20/03/07/resized_03de3-2ef3597e22052020566_98a9728506_o.jpg

Filmde birbirinden farklı karakterleri canlandıran usta oyuncu Demet Akbağ, rolünün hakkını fazlasıyla vermiş ancak Akbağ'ın çabası ne hikâyeyi, ne de karakterin zaaflarını kurtarmaya yetmiş.