Yaşarken KABİR AZABI çekmek...

Katalan-İspanyol yönetmen Rodrigo Cortés Giráldez'in çoğu Amerikalı bir oyuncu kadrosu ve 3 milyon dolar gibi düşük bir bütçe eşliğinde Barcelona'da çektiği 'Toprak Altında', her ne kadar sırtını yasladığı konsept daha önce 'Alacakaranlık Kuşağı' gibi popüler televizyon dizileri ve 'Kill Bill' gibi kült sinema filmlerinde belli ölçüde aşındırılmış olsa dahi, kurduğu klostrofobik cinnet atmosferiyle 'izleyiciyi bunaltıp gerim gerim germe' yönündeki amacına yine de büyük çapta ulaşıyor.

Ali Murat Güven
Yaşarken KABİR AZABI çekmek…

alimuratg@yahoo.com

TOPRAK ALTINDA / Orijinal İspanyolca Adı: Enterrado / Uluslararası Dağıtım Adı: Buried

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2010, İspanya yapımı

Türü ve Süresi: Serüven-gerilim / 95 dakika

Yapım Bütçesi: 3 milyon Amerikan Doları

Gösterim Formatı: 35 mm standart pelikül film (35 mm negatif çekim tabanlı)

Perde Formatı: 2.35:1

Yönetmen: Rodrigo Cortés Giráldez

Senarist: Chris Sparling

Görüntü Yönetmeni: Eduard Grau

Özgün Müzik Bestecisi: Victor Reyes

Kurgucu: Rodrigo Cortés Giráldez

Yapım Tasarımcıları: Sandra Gutierrez, Mariano Liwski

Oyuncular: Ryan Reynolds (Paul Conroy), Robert Paterson (Dan Brenner), Stephen Tobolowsky (Alan Davenport), Samantha Mathis (Linda Conroy), Erik Palladino (Özel Ajan Harris), Kali Rocha (911 Servisi Operatörü), José Luis García Pérez (Jabir), Chris William Martin (Bakanlık Temsilcisi)

İthalatçı Şirket: TMC Film

Dağıtıcı Şirket: UIP Film

İçerik Uyarıları: Klostorofobik bir atmosferde geçen ürkütücü bir hikâye anlattığı, yanı sıra şiddete ve kaba-saba diyaloglara yer verdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir yapım değildir.

Ailece izlenebilir mi? / HAYIR

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.experienceburied.com

İnternet Sitesinin Teknik/Tasarım Kalitesi: 8/10

Yeni Şafak-Sinema Puanı: * * 1/2

/resim/site/016075b3cb8075a267dby.jpg
Irak'ta taahhüt işleriyle uğraşan Paul Conroy, eski ve ahşap bir tabuta canlı canlı gömülmüş hâlde uyanır. Buraya onu kimin, neden koyduğunu bilemese de, kurtulmasına yardım edebilecek tek şey elindeki cep telefondur. Zamana karşı verdiği soluk soluğa yarışta cebindeki çakmak ona bir nebze yardımcı olurken, en büyük düşmanları ise telefonun iyi çekmemesi, şarjının az kalması ve ortamdaki havasızlıktır. Kahramanımızın toprak altından kurtulabilmek için yalnızca bir buçuk saati vardır.

Kanlı canlı birinin “intikam”, “cezalandırma” ya da “karmaşık bir planda yapılan vahim yanlışlık” gibi nedenlerle daracık bir tabutun içine hapsolup orada boğularak can vermeye terk edilişi, doğrusu ya, korku-gerilim sineması içinde çok da özgün duran bir espri değil…

Sözgelimi, hafızamı birazcık zorladığımda, 1980'li yıllarda, hikâyesi bütünüyle aynı türden şok edici bir finale doğru ilerleyen, -belki de gençlik çağlarımda olduğumdan dolayı- izleyince ciddi biçimde etkilendiğim bir “Alacakaranlık Kuşağı” bölümü hatırlıyorum. Mâlûmunuz, “Alacakaranlık Kuşağı”, 1960'lardan bu yana Amerikan televizyonlarında aralıklarla sürüp giden popüler bir fantastik dizi ve bir dönem ülkemizde de TRT tarafından yayımlanmıştı.

/resim/site/051075d0718075a2681by.jpg
20 küsur yıldır unutamadığım o bölümde, cezaevinden kaçma hesapları yapan gözü kara bir mahkûm, ölmüş başka bir mahkûmun tabutunun içinde saklanıp, binadan değişik zamanlarda mevtâ çıkartan bir cenaze aracını da nakil amaçlı kullanmak suretiyle karmaşık bir firar planlamaktaydı. Bu kaçış sırasında içerideki işbirlikçisi de cezaevinin cenaze işlerine bakan yaşlı bir zenci mahkûm olacaktı. Ancak, kahramanımız kapatıldığı tabutun içinde keyifle uykuya dalıp belli bir süre sonra toprağın altında gözlerini açtığında, yanında pişkinlikle yattığı kişinin “kendisini mezarlıkta tabuttan çıkartıp kaçmasına yardım edecek olan yaşlı suç ortağı” olduğunu fark ediyor ve toprağın altından gökyüzüne doğru yükselen dehşet dolu “boğuk” çığlıklar atmaya başlıyordu.

“Tabut” denilen o soğuk nesnenin sinemada bir gerilim unsuru olarak bundan çok daha etkili boyutlarda kullanılışına ise Quentin Tarantino'nin 2004 yapımı kült filmi “Bill'i Öldürmek”te (Kill Bill) tanık olmuştuk. Öykünün baş kahramanı “gelin” (Uma Thurman), medeniyetten çok uzaklardaki bir şaolin tapınağında deli dolu bir kung-fu ustasından son derece bezdirici bir dövüş eğitimi aldıktan sonra, düşmanlarının kendisini toprağın altına tıkarak yok etme planından, bu zorlu eğitim sürecinde kazandığı hayatta kalma tekniklerini kullanarak kurtulmayı başarıyordu.

HEDEF GERİLMEKSE, YETERİNCE GERİYOR!

/resim/site/034075c2c63075a267fby.jpg
1973 doğumlu Katalan-İspanyol yönetmen Rodrigo Cortés Giráldez, Amerikalı partneri Chris Sparling'in yazdığı senaryoyu görüntünün diliyle yeniden işlerken, hiç kuşkusuz ki sinema tarihindeki bu tür doğrudan ya da dolaylı “tabutta kapana kısılıp kalma” hikâyelerinin en az bizim kadar farkında olmalı… Ancak, Giráldez anılan öncü örneklerden dolayı heves kırıklığı yaşamak yerine, benzer hikâyelerin üzerine bir kaç tuğla daha ekleyerek kendi filmine özgün çizgiler kazandırmayı tercih etmiş.

İyi de etmiş; çünkü “Toprak Altında”, Tarantino'nun “Kill Bill”i gibi artık hemen her sinemaseverin hafızasına kazınmış azılı bir rakibe rağmen yine de kendi kulvarında başarılı, ağızda farklı bir lezzet bırakarak tıkır tıkır işleyen bir filme dönüşüyor. 3 milyon dolar dolayında, Türkiye sinema piyasası için bile öyle aman aman büyük sayılamayacak bir bütçeyle çekilen !Toprak Altında", gerek oyuncu kadrosu gerekse teknik ekip olarak tam bir “milletler cemiyeti”görümünde… Kamera önündekilerin büyük bir bölümünü Amerikan sinemasının yıldız mertebesine ulaşamamış, ancak çoğu vasat üstü sayılabilecek karakter oyuncuları oluştururken, teknik ekip ise başta Katalan İspanyollar olmak üzere pek çok ülkeden yetenekli zenaatkârları ağırlıyor.

“Klostorofobi” (kapalı ve dar mekân korkusu) sorunu yaşayan biri olarak, Giráldez'in bu alçakgönüllü gerilim denemesinin benzer dertten muzdarip pek çok izleyici gibi beni de lâyıkıyla “boğduğunu” söyleyebilirim. Düşüncesi bile çok korkunç olan bir durumda, yanındaki bir kaç malzemeyi akıllıca kullanarak zamanla yarışan Amerikalı müteahhit kahramanımız Paul Conroy'un şahsında o 95 dakikayı tüketirken kalbime afakanlar bastı doğrusu!

Her ne kadar, senaryosu -yukarıda anlattığım gerekçelerle- biraz yorgun bir görünüm sunsa da, hem sinemanın geneli, hem de korku-gerilim sineması açısından bu tür denemeler çoğunlukla iyidir, yararlıdır. İyiden de öte, yeni bazı “teknik meydan okumalar”a girişme ve sinemanın sınırlarını genişletme adına elzem bir açılım getiriyor böylesi dar mekân-dar kadro filmleri…

O yüzden, çok da yüksek bir iddia taşımamakla birlikte, kendisinden bekleneni yeterince verip iyi vakit geçirten bir gösteri olduğu söylenebilir.