Yazmak içimden gelmiyor

Pınar Kür, "Yarın Yarın" adlı romanıyla, edebiyat dünyasında isminden çokça sözettiren bir romancıydı. Yazar, uzun süredir yazmıyor ve medyaya konuşmuyor. "Eskisi kadar yazmak içimden gelmiyor. Bunun nedeni de Türkiye'nin sadece edebiyat dünyasında değil tüm dünya içindeki yerinin beni ciddi moral çöküntüsüne uğratmasıdır" diyen sanatçıyla, arkadaşımız Ahmet Sait Akçay görüştü. Uzun zamandır eser vermeyen Pınar Kür, Bilgi Üniversitesi İliteşim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalışıyor.

Yeni Şafak

Uzun suredir edebiyat camiasından uzak duruyorsunuz bunu yazarın bir tepkisi olarak mı algılamalı yoksa bir duraklama olarak mı görmeli?

Her ikisi de söz konusu olabilir. Eskisi kadar yazmak içimden gelmiyor. Bunun nedeni de Türkiye'nin sadece edebiyat dünyasında değil tüm dünya içindeki yerinin beni ciddi moral çöküntüsüne uğratmasıdır. Bugünün okuruna, aslında okumayanına, okumayı hafiflik olarak algılayan okuruna söyleyecek bir sözüm olmadığındandır. Evet bir tepkidir. Bu sadece Türkiye için değil, dünyanın durumuna da bir tepkidir. Belki de ben yaşlandığım için bu tepkiyi daha sert veriyorum. Şu da bir gerçek ki, bu ortam beni yazar olarak susmaya daha çok teşvik ediyor.

Hiç mi yazmıyorsunuz?

Kür: Öykü yazıyorum şu anda, epeyi bir zamandır hayalet öyküleri başlığı altında yazıyorum. Bu dünyada biraz hayaletleştiğim düşüncesinden yola çıktığımı tahmin edersin. Bunları şu sıralar yayımlamayı düşünmüyorum. Hattâ ben öldükten sonra yayımlansın diye de bir fikrim var. Ama, tabii bu devem eder mi bilmem.

Burada sizi rahatsız eden günümüzün okuru mu?

Kür: Hem okur hem de edebiyat ortamı. Hafiflemiş ve ciddiyetini yitirmiş bir edebiyat ortamı.Türkçe bozuk, doğru dürüst Türkçe yazabilen yazarların sayıları parmakla sayacak kadar az. Okurların suyuna gitmek amacıyla yazılıyor.

Satış kaygısı ön planda.

Tabii. Modaya uyma kaygısı, hepsi satmıyor tabii.

Daha çok tarihsel içerikli olanlar...

Burada Safiye Sultan'dan Benim Adım Kırmızı'ya ya da en son çıkan İsyan Günlerinde Aşk'a bir trend bir moda bu. Buna Nedim Gürsel de uydu. Orhan Pamuk da uydu. Ayşe Kulin de uydu. Bütün bu yazarlar bir yerde aynı şeyleri yazıyorlar ve bu bir yenilik veya bir düşünceye, duyguya dair bir teknik içermeyen son derece (postmodern geçinenleri da dahil ederek) klasiğin de en basite ingirgenmişi olarak görüyorum ve tip bir trendin de illa ki Türk halkının arzusundan dolayı degil, pek çok yazar da yurt dışında yayımlanma amacının güdüldüğünü düşünüyorum. Bir ara bir köy romanı furyası vardı. Yani yabancılar Türk romanı okudukları vakit bunu bir edebiyat eseri olarak alıp okumuyorlar. Meraktan, bu insanlar nasıl yaşıyor, bu köylüler nasıl geçiniyorlarmış diye okuyorlar. İşte tarihleri nasıl gelişmiş vesaire. Bunu sadece Turk yazar yapmıyor yabancılar da yapıyor, ama bizde artık başka bir şey yazılmaz oldu. Bence edebiyatın edebiyatlığı kalmadı.

Peki, bu tarihi romanların yazımında tarihi sevdirme diye bir amaç var mı sizce?

Hayır hayır. Tarihi tamamen bir kalıp olarak kullanıp içine cinsellik mi koyacak ne koyacaksa, ama daha çok cinsellik koyacak; okuru daha belden aşağıya çekecek bu çercevenin içinde. Şimdi şunu söyleyeyim: Kolay tüketilen edebiyat gerçek edebiyat değildir. Kolay tüketilen hiç birşey değerli değildir diye düsünüyorum. Değerli olan okuru yeniden üretmeye sevkeden sanattır. Kolay olan sanat değildır. Çalakalem yazılmıs bir edebiyat var ayrıca.

Biraz önce dilin bozuk olduğunu söylediniz: Doğru dürüst bir cümle kurabilen kimse var mı ki toplumda. Kırık cümlelerle konuşuyoruz. Bir parçalanma var. Bunun edebiyata bir yansıması olarak görebilir miyiz?

Ama böyle bir şey olamaması lazım. Millet Türkçe bilmiyor diye edebiyatta kötü bir Türkçe olacak degil. Tam tersine bir durumun edebiyatta olması gerekir. Bir parçalanma tabii ki var. Ama edebiyat bu parçalanmayı toparlama işidir. Parçalamak değildir. Edebiyatın işlevi: edebiyatta bir bütünlük oluşturmaktır. Hayatta bir bütünlük yok diyorsun, tabii yok.

İşte onun da yansıması olarak görsek diyorum?

Ben öyle düşünmüyorum.

Bir ara bir öztürkce furyası vardı.

Şimdi o bir zorlama dönemdi. Şimdi kalan kaldı giden gitti. Ama benim demek istediğim o değil. Aşırı bir ingilizceden bozma sözcüklerde girdi dilimize. Bunlar günlük hayatta olabilir.Edebiyat ise bunların daha üstünde olması lazım.

Son dönem Türk öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi son dönem Türk öykücülüğü hakkında çok büyük bir fikrim olmadığını açıklıyorum. Okumuyorum. Müge İplikçi'nin kitabını okudum, şahsen tanıdığım için. Kendisi verdiği için. Çok yakından ilgilenmediğimi söyleyeyim.

Biraz önceki tepkinizden dolayı mı?

Mecbur değilim kötü şeyler okumaya. Diyeceksin ki kötü olduğunu nerden biliyorsun. Bilmiyorum da. Okuduklarımın hiç bir tanesinde bir güzellik bulamadım.

Bunu dil açısından mı söylüyorsunuz?

Hem dil açısından hem kurgu hemde içerik açısından. Gazete okumak bile artık zor gelmeye başladı bana. O kadar kötü bir dil kullanılıyor. Edebiyatçıyım diyenlerin bunu ciddiye alanların biraz daha dikkatli olması lazım. Bir dil ustası, uslûp ustası var mı söyleyin bana.

Çikabilir bilemeyiz.

Olabilir.