Yeşilçam tarih oldu filmleri gümüş

Televizyonları fantastik diziler sardı. İlk başlarda çocuklara yönelik olarak hazırlanırken zamanla büyükler de fantastik yapımların başından ayrılmaz oldu. Ancak Türkiye'deki fantastik merakı yeni değil. Yeşilçam'ın tarihi boyunca öyle akla hayale gelmez filmler yapıldı ki, hızına ne Hollywood yetişebildi ne de tüm acaipliğine rağmen Bollywood. Ama hiç heveslenmeyin bu filmlerin birçoğunu izleyemeyeceksiniz. Yapımcılar, film bobinleri üzerindeki gümüşü paraya çevirmek için binlercesini kazanlarda eritti.

Ertan Altan
Yeşilçam tarih oldu filmleri gümüş

Televizyonlarda "Sihirli Annem"le başlayan fantastik diziler çok tutmuş olacak ki, perili, büyülü, melekli şeytanlı Türk dizilerinin ardı arkası kesilmedi. Önce çocuklara hitap eden fantastik öyküler, artık her yaş grubundan raiting almaya başladı. "Sihirli Annem"i, "En İyi Arkadaşım" takip etti. "Selena", "Taşların Sırrı", "Kara İnci", "Zeliha'nın Gözleri" derken, gerçeküstü öyküler televizyonların vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sinema sektörü de izleyicide uyanmaya başlayan 'fantastik' merakına kayıtsız kalamadı. Son beş yılda daha çok korku türünde çekilen filmler, azımsanmayacak bir gişe yaptı.

Peki Türkiye'de fantastik yapımlara olan merak nereden çıktı? Aslına bakarsanız bu yeni uyanan bir merak değil. Yeşilçam'ın ortaya çıktığı 50'li yıllardan bu yana hep vardı. "Yalnızca Turist Ömer Uzay Yolunda" ya da artık dünyaca meşhur "Dünyayı Kurtaran Adam" değil kastettiğimiz. Yeşilçam tarihi boyunca fantastik türünde öyle akla hayale gelmez ürünler ortaya çıktı ki, hızına ne Hollywood yetişebildi, ne de tüm acaipliğine rağmen Bollywood.

Geçen yıl sinemamızın geçmişine bir vefa olarak çekilen, Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu'na gösterilen ilgi de fantastik türüne olan ilgimizin aradan yıllar geçse de hâlâ canlı olduğunu ispatladı. Bu filmin yönetmeni Metin Demirhan şu an hastanede yaşama savaşı veriyor. Araştırmalarıyla fantastik Türk sinemasının unutulmamasını sağlayan Demirhan, geçirdiği beyin kanaması nedeniyle yoğun bakımda olsa da çalışmaları fantastik geçmişimize ışık tutuyor. Gelin bu hafta gerçek dünyaya sırtınımızı dönüp, fantastik Türk sinemasının tarihine doğru bir yolculuğa çıkalım. Tabi Metin Demirhan'ın araştırmalarının yardımıyla. Hem onun dediği gibi "Kim Dünyayı Kurtaran Adam"'ı izledikten sonra aynı kalabilir ki?

Filmleri kaynatıp gümüş yaptılar

Fantastik Türk sineması yeni kuşaklar tarafından pek tanınmıyor. Televizyonlarda sık sık gösterilen "Dünyayı Kurtaran Adam" ve "Turist Ömer Uzay Yolunda" dışında diğer örnekler neredeyse hiç bilinmiyor. Oysa Hollywood'un büyük paralar harcayarak, ancak birkaç yıl önce çektiği ölümsüz çizgi roman kahramanları olan Süpermenler, Örümcek Adamlar, Kızılmaskeler, Maskeli Süvariler 70'li yılların İstanbul'unda maceradan maceraya koşmuşlardı. Ne yazık ki bu filmlerin birçoğunu bugün bulup izlemek mümkün değil. Neden mi? Çünkü film bobinleri kaynatılıp gümüş yapıldı. Dönemin yapımcıları, filmin sinemada gösterimi bittikten sonra film şeritlerinin üzerindeki gümüş kaplamayı paraya çevirmek için tüm kopyaları kazanlarda eritti. Geriye koleksiyoncuların belki bir kopya buluruz umuduyla peşinden koştuğu filmlerin adları ve afişleri kaldı yadigar. Şimdi araştırmacılar internet grupları aracılığıyla bu filmlerden bir haber almaya çalışıyor.

Zagor ilk kez beyaz perdede

Çizgi roman dünyasının baltalı kahramanı Zagor, dünyada ilk ve büyük ihtimalle tek olarak Türkiye'de beyaz perdeye taşındı. 1970 yılında Mehmet Arslan'ın yönettiği Zagor, İranlı oyuncu Cihangir Gaffari tarafından canlandırılmıştı. Daha sonra seri Levent Çakır tarafından çeşitli versiyonlarıyla devam ettirildi. İşin ilginç yanı İtalyan çizer Gallieno Ferri tarafından oluşturulan Zagor'un beyaz perdede canlandırıldığından İtalyanların dahi haberi yoktu. Yıllar sonra Türk Zagor'un varlığından haberdar olduklarında hayretler içinde kalan İtalyanlar bu filmin bir kopyası için ciddi meblağlar ödemeye hazırdı ancak, kuvvetle muhtemel Baltalı İlah Zagor'a hayat veren film şeridi de diğer fantastik filmlerle aynı kaderi paylaştı. Bugün bazı internet sitelerinde elinde Zagor filmi olduğunu iddia edenler olsa da hiçbir yerde filmin tek karesine bile rastlanmadı. Zagor dışında Kaptan Swing, Yüzbaşı Tommiks, Kızılmaske gibi çizgi roman kahramanları da alaturka simenamızda boy gösterdi. Çizgi romanların alaturkalaştırılmasına en güzel örnek, 1968 yılında Çetin İnanç'ın çektiği Kızılmaske Fantom filmiydi. Şöyle ki: Kızılmaske artık çok yaşlanmış yaşadığı maceralar ağır gelmeye başlamıştı, maskeyi oğluna devretme vakti gelmişti. Kızılmaske (Sezer Güvenirgil) oğlunu (İrfan Atasoy) yanına çağırır ve yer değişimi yapılır. Oğul Kızılmaske babasının elini saygıyla öper. Artık yeni maceralara hazırdır.

Türk'ün fezayla imtihanı

İlk denenen Türk bilimkurgularında uzay kavramı pek ön planda değildi. Daha çok çizgi romanlardan esinlenen karakterler İstanbul'a gelse nasıl olur teması ilgi görüyordu.

Ancak Sadri Alışık'ın canlandırdığı Turist Ömer karakterinin Atılgan gemisiyle uzaya açılmasının ardından Türkler de uzayı fethetti. Turist Ömer'den sonra "Astronot Fehmi”,

"Süper Selami", “Nam-ı diğer Flash Gordon”, "Fezada Çarpışanlar" ve “Badi”yle uzay macereları devam etti.

Bu filmlerdeki fantastik yaratıkların maceraları da elbette alaturkadır. Örneğin Türk sinemasında görsel efektlerin denendiği ilk filmlerden biri olan "Görünmez Adam İstanbul'da" filminde mucit bir kimyagerin yanında çalışan genç bir adam (Turan Seyfioğlu) karısı tarafından aldatıldığını öğrenince namusunu temizlemek için kimyager patronunun bulduğu görünmezlik serumunu içerek, eşini ve sevgilisini öldürür.

Vampirler asıl Kur'an'dan korkar

Her türe el atan Yeşilçam sineması korku filmlerine uzak durdu. Bu ilgisizliğin temelinde büyük ihtimalle yapımcıların ticari kuşkuları vardı. Ancak yine de deneme mahiyetinde birkaç film çekilmişti.

O dönemde Kont Drakula tüm dünyayı kasıp kavururken İstanbul'a gelip alaturka bir maceraya yelken açmaması beklenemezdi. Şöyleki: Nişanlısıyla evlenmek için para biriktiren Türk genci Azmi, gizemli bir kontun evinde sekreter olarak işe başlar. Gel zaman git zaman patronu olan kontun vampirlik ettiğinden şüphelenir. Zira kont, sarımsaktan hoşlanmamakta ve Kur'an-ı Kerim okunurken korkmaktadır.

Bizanslı bir devlet büyüğümüz

Oynadığı tarihi-fantastik filmlerde uzun bir süre Bizans imparatorluğu yapan Kayhan Yıldızoğlu, 'Tipi müsait olduğu için' bu tür filmerin aranan yüzü oldu

Tarihi, fantastik Türk filmi deyince ilk akla gelen isimlerden biri hiç şüphesiz Kayhan Yıldızoğlu'dur. Yarım asırdır sinemayla iç içe yaşayan ve bugüne kadar 178 filmde rol alan Yıldızoğlu. Bugünlerde yine fantastik bir televizyon dizisi olan Selena'da büyücü rolünü oynuyor. Yıldızoğlu ilk filmi olan Kara Murat'ın ardından, bu türdeki filmlerin aranan ismi haline geldi. Evinde ziyaret ettiğimiz Yıldızoğlu'na ilk sorumuz da bu oldu. Neden sizi yıllarca Bizans İmparatoru, Sırp Kralı, Uzaylı Profesör rollerinde izledik, Yıldızoğlu'nun bu soruya cevabı gayet basit: “Tipim müsait.”

60'lı ve 70'li yıllarda tarihi, fantastik sinemaya olan ilginin çerisizlikten kaynaklandığını söyleyen Yıldızoğlu, başka hiçbir eğlence olanağı olmayan halk bu filmleri izlemeycekti de ne yapacaktı diyor. Ancak kendisinin de rol aldığı filmlerle dalgasını geçmeden de duramıyor. Yani başrol oyuncusu gelir tek başına yüz Bizans askerini öldürür. Ya da Bizans sarayına sızan Türk beyi bir sakal takar ve onu kimse tanımaz. Tabi Türk'e Türk propagandası da eksik olmaz bu filmlerde. Bizans Kralı kendi vezirleriyle konşurken bile “Siz biliyor musunuz Türkler ne yüce bir millettir” der.

Yıldızoğlu, Sadri Alışık'ın unutulmaz filmi Turist Ömer Uzay Yolunda'da yabancı bir gezegende araştırmalar yapan Profesör Krater rolündeydi. Yıldızoğlun'un oynadığı fantastik filmler arasında en çok sevdiği de bu film olmuş. Çünkü o filmde ciddi bir Uzay Yolu ortaya koyma niyeti yoktu diyor Yıldızoğlu, “Amaç dalga geçmekti, çekerken de çok eğelendik.” Tabi amaç mizah olunca filmle ilgi teknik her türlü yetersizlik de hoşgörülebiliyor. Ancak rol aldığı tarihi filmler için aynı şeyi söyleyemiyor Yıldızoğlu. Çünkü bu filmlerin tarihi gerçeklerle uzak yakın hiçbir ilişkisi yoktu ve izleyen halkımız tarih bilgisini neredeyse bu filmlerden alıyordu. Yıldızoğlu'na göre yapımcıların filmlerinde bu tür basitliklere kaçması o dönem katı bir şekilde uygulanan sansürle ilgiliydi. Yıldızoğlu, “Ne askeri eleştirebiliyorduk, ne polisi ne de hükümeti. Böyle bir ortamda sinema gelişir mi? Bakın İtalyan sinemasına, kendi tarihini eleştirebildiği için dünyada bir yere geldi” diyor. Emektar oyuncu Türk sinemasının geldiği yerden bir hayli memnun. İyi yönetmenlerin ve oyuncuların yetiştiğini söyleyen Yıldızoğlu, Türk sinemasının artık doğru bir yolda ilerlediği inancında.

Ve fantastik minikler

Fantastik Türk sinemasının son örneği de minik sinemacılardan geldi. Özel Bağcılar Ensar Koleji Film Kulübü'ndeki öğrencilerin Ahmet Ercan yönetiminde hazırlamış olduğu “Kakula'nın Şifresi” adlı filmin oyuncuları arasında kulüp öğrencilerinin yanı sıra okul öğretmenleri de yer alıyor. Filmin teknik ekibinde ise sadece öğrenciler bulunuyor.

Filmin konusu da gayet fantastik.

4 arkadaş bir gün bir dilekte bulunurlar: Sorumluluğun olmadığı bir dünya! Ve dilekleri gerçekleşir. Bu yeni dünyaya hemen alışırlar. Ama dileklerinin bedeli ağır olur. Çünkü Kakula'nın şifrelerini çözmeleri gerekmektedir.

Acaba sorumluluktan kaçan bu dört kafadar şifreleri çözme sorumluluğunu taşıyabilirler mi? Şifreler zannettiklerinden zor çıkar. Tamam mı, devam mı kararını vermeleri gerekir. Ve tüm şifreleri çözmek için yalnızca bir saatleri vardır. Bunun yüzdens okul içinde bir aşağı bir yukarı koştururlar…