Yeşilçam'dan hakikat arayışına

TRT tabii’de izleyiciyle buluşan “Ayşe: Bir Ruh Macerası” dizisi, senarist Ayşe Şasa’nın Yeşilçam’da var olma mücadelesinden hakikat arayışına uzanan hayatından kesitler sunuyor. Yönetmen Osman Nail Doğan, oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken diziyi Yeni Şafak'a anlattı.

Sevda Dursun
“Ayşe: Bir Ruh Macerası” dizisi, TRT tabii'de yayınlandığı günden itibaren ilgi odağı olmaya devam ediyor.

Yeşilçam’ın en özgün kalemlerinden Ayşe Şasa’nın hayatını anlatan “Ayşe: Bir Ruh Macerası” dizisi, TRT tabii'de yayınlandığı günden itibaren ilgi odağı olmaya devam ediyor. 10 bölümlük dizi, Şasa’nın kendi kaleme aldığı otobiyografik eseri “Bir Ruh Macerası” kitabından uyarlanarak hazırlandı. Dizi; ilk bölümlerde Şasa’nın Yeşilçam’da var olma mücadelesini konu ediniyor. Flashbacklerle yer yer çocukluğuna da dönülen bölümlerde esasında Şasa’nın karakterine dair ipuçları mevcut. Son bölümler ise psikolojik sorunları ve ve hakikat arayışını anlatıyor. Kendisiyle bir şekilde irtibatta olanların tanıdığı kısım da Şasa’nın kemale erdiği son dönemlerinin ele alındığı bölümler. Diziyi izleyenler bu yüzden ikiye ayrılmış durumda. Kimi çok fazla beğenirken, kimi de anlatımı eksik buluyor. Dizinin yönetmeni Osman Nail Doğan’la diziye dair her şeyi konuştuk.

Biyografik anlatımlar zordur. Dizide kendi dilini ortaya koyabilmek için nasıl bir yol izledin?

Ayşe Şasa, toplumun bir kesimi tarafından tanınan, birçok kişi için de rol model alınan bir isim. Entelijansiyanın içerisinde kendisiyle yıllarca oturup kalkmış yazarlar, şairler, sinemacılar var. Herkesin bu denli iyi tanıdığı bir ismin hikâyesini yapmanın zor olacağını biliyordum. Bugünden baktığımızda Ayşe Şasa artık hayatının son demlerinde kemale ermiş bir kadın. Bu yüzden bir dil oluşturmaya çalışırken çok çeşitli okumalar yaparak çok fazla alternatifler denedim.

Denerken hangi alternatifler masadaydı?

Özellikle seyircinin de çok ilgisini çekebilecek bir çocukluğu var. Oradan başlamak istedim ama bir yere bağlayamadım. Ayşe ablanın hikâyesinde elimi kolumu bağlayan onca şey var. Benim de odaklandığım yerler olmak zorundaydı ve bunu düşünürken, hayatı boyunca Ayşe Şasa’yı hiç tanımayacak, görmeyecek, kitaplarını bilmeyecek olan bir kitleye hitap edeyim istedim. Bu yüzden Yeşilçam’a adım atmış bir genç kızın başarı hikâyesi olarak ele aldım. İstedim ki bu diziyi izleyen bir birey merak etsin ve Şasa’yı kendi kitaplarından, kendi anlatımından öğrensin. Geri dönüşlere baktığımda yerinde karar verdiğimi anlıyorum.

Ayşe Şasa

ELEŞTİRİLERİN GELECEĞİNİ TAHMİN EDİYORDUM

Yeşilçam'la başlayıp Şasa'nın hakikat arayışıyla bitiriyorsunuz. Yeşilçam'a geniş yer vermenizi eleştirenler oldu. Sizin buradaki düşünceniz neydi?

Eleştirilerin geleceğini tahmin ediyordum. Ben de çok sevdiğim bir şairin, bir yazarın, bir senaristin hikâyesini onu tanıdığım haliyle görmek isterim. Ama Ayşe Şasa’nın hayatı çok fazla döneme ayrılıyor. Aslında böyle birkaç sezonluk bir hikâye olsa, seyirci de ilk sezon Yeşilçam dönemini izleyeceğini, ikinci sezon onun psikolojisiyle verdiği mücadeleyi, sonrasında kendini bulmasını izleyeceğini bilse, belki daha tatmin olabilirdi. Ayşe Abla, “Benim hayatımı bir Yeşilçam melodramına benzetebilirsiniz. Ama benim hayatım bir hakikat arayışı” diyor. Biz aslında o cümleden yola çıkarak bir Yeşilçam melodramı gibi başlayıp sonra hakikati aradığı kısma eriştik.

DENİZ BİR SAHNEDE GERÇEKTEN BAYILDI

Ayşe Şasa’yı oynayan Deniz Baysal’ın performansı herkesin takdirini topladı. Baysal, rolüne nasıl hazırlandı?

Daktilo kullanmayı bilmiyordu mesela 6-7 hafta daktilo eğitimi aldı. Ayşe ablanın kitaplarını okudu, üzerinde uzun uzun konuştuk. Nasıl davranırdı, nasıl yerdi, nasıl yürürdü, ne yapardı ile ilgili uzun uzun çalıştık. Deniz sette beni de şaşırtan bir performansla ruhunu ortaya koydu. Hatta baygınlık geçirdiği bir sahne vardı, gerçekten bayıldı. Yani bütün varlığıyla oradaydı Deniz. Çok teşekkür ediyorum ona.

AYŞE ABLANIN RUHU BİZİMLEYDİ

Ayşe Şasa’nın psikolojisiyle mücadele ettiği dönemler bölümlerini çekerken sizi en çok ne etkiledi?

Şişli’deki ruh hastalıkları La Paix hastanesi hakkında, “Hakikate vasıl olmama vesile olacaksa razıyım” dediği bir cümlesi var. Sonra dönüp orada tedavi oluyor. Biz de o sahneleri La Paix’de çektik. Hatta öğrendiğimiz kadarıyla Ayşe ablanın yattığı yerde çektik. Hem bana hem de oyunculara oradaki hissiyat geçti. Yani işin başından sonuna kadar sanki Ayşe Ablanın ruhu hep bizimle gezindi gibi hissettim. Hastane, Deniz’in de oyunculuğunu çok iyi sergilediği, çok duygulandığımız sahnelerin olduğu bir yerdi.

Kemal Tahir ve Yaşar Kemal mukayesesi de o günleri anlatmak bakımından mı diziye girdi?

Furkan Çalışkan’ın bulduğu bir fikirdi. Edebiyatçı olduğu için o dönemin tartışmalarına çok hâkim bir isim. Hem eşkıyalık meselesine değinmek hem de Ayşe Şasa’nın bir anlamda fikir babası olan Kemal Tahir’i bir yere bağlamak için böyle bir fikir buldu. Aslında Şasa’yla isminin anılacağı pek çok isim var. Onlardan biri de İsmet Özel. Ama hikâyeyi de dağıtmamak gerekiyordu.

İYİLEŞTİKTEN SONRA İYİ ETTİĞİ İNSANLARIN HİKÂYESİ

Sanki ikinci sezonu isteyen bir hikâyesi var Ayşe’nin, ne dersiniz?

En başından beri senarist arkadaşlarla ikinci sezonunu yapsak nasıl yaparız diye konuşmuştuk. Ayşe Ablanın telefon ağının etrafında olan bir entelijansiya hikâyesi var. Çok fazla isme dokunmuş, çok fazla ismi eğitmiş, edebiyat, sinema camiasındaki herkesle temas kurmuş. İkinci sezona karar verirsek, Ayşe Ablanın iyileştikten sonra iyi ettiği insanların hikâyesini anlatmak gibi bir fikrimiz var. Onu tanıyanları daha fazla memnun edecek yer de muhtemelen orası.