Önümde tam altı ciltlik koca bir külliyat, üzerinde hepsi de Yunus Emre'yi anlatankitaplar duruyor. Bırakın bu kitapları yazmayı, bir insanın sadece bu külliyata ilişkin bir okuma yapmak için bile aylarını, yıllarını vermesi gerekiyor. Bugüne kadar yazılmış 20'nin üzerinde Yunus Emre divanının karşılaştırmalı olarak kritiğinin yapıldığı ve kelime kelime incelenerek Yunus'un diline dair herşeyin en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarıldığı bir kütüphane bu. Altında ise Yard. Doç. Dr. Mustafa Tatçı'nın imzası var. Ankara'da yaşayan, ayda bir Yunus Emre Okumaları için İstanbul'a gelen hocayla randevulaşıp yanına giderken aklımı kurcalayan “Bir insan böyle bir çalışmayı nasıl yapar?” sorusu Mustafa Tatçı ile tanıştıktan sonra cevabını buluverdi: Aşkla...
YUNUS HAFIZLARI VARDI
Henüz çocukluğundan itibaren köy odasında dinlediği Yunus Hafızları sayesinde tanımış Yunus'u Tatçı. 1978 yılında, daha 18'indeyken Yunus'un tüm divanını baştan sona her satırının altını çize çize okumuş. O tanışıklığı da şöyle özetliyor: “Okudum, sevdim ve Yunus gibi olunması gerektiğine inandım” 1986 yılında doktora tezi için Yunus Emre'ye daha derinlemesine bakmaya başlayan Mustafa Tatçı, o günden bugüne Yunus ile yatıp Yunus ile kalkıyor. Dile kolay tam 23 yıl. Neredeyse çeyrek asra yaklaşan bu zaman dilimine Yunus ve onun yolunu izleyen mutasavvıflara ilişkin 100'e yakın eser sığdırmış. Yine bir o kadar makalesi yayınlanmış. 'Bu kitaplar varsın çok satmasın, yeter ki Yunus'u insanlar anlasın' diyerek Mustafa Bey'e desteğini sürdüren H Yayınları'nın ve aşkın motivasyonuyla Mustafa Tatçı, Yunus'u yazmaya devam ediyor.
ALTI NUMARA GÖZLÜK KULLANIYOR
İnsan merak ediyor. Binlerce sayfalık 6 ciltlik bir Yunus Emre Divanı nasıl bir çalışmayla çıkar ortaya.. Mustafa Hoca da sağolsun merakımızı gideriyor. 20 yıl, her gün ortalama 18 saat çalışarak! Hocaya bu çalışma azmini veren ise henüz ilk senesinde Türk şiirinin büyük ustalarından Orhan Şaik Gökyay ile Türk Dil Kurumu'ndaki karşılaşması olmuş. Gökyay'ın Mustafa Tatçı'nın çalışma yaptığı ilk 17 şiirini gördükten sonra “Sen bu işi biliyorsun evladım, Allah yolunu açık etsin” dediği bir akademisyen Tatçı. Elbette bu kadar çalışmanın bir bedeli de olmuş Tatçı'ya. Ama ne gam. Tatçı, “Vücudum, zihnim yorulmadan uyuyamıyorum. Yunus Emre yüzünden sağlığımızdan da olduk. Şimdi gözlerim 6 numara. Oturmaktan ayaklarımda problemler var. Ama helali hoş olsun. Türk milleti için her şeye değer bence. Milletimizin kültürünü ortaya koyan bir eser için her şeye değer.” diyor.
KAÇ TANE YUNUS VAR?
Yunus'u böylesine özümsemiş bir insanı bulunca insanın sordukça sorası geliyor. Tatçı da üşenmeden anlatıyor. Ancak söz, tıpkı Yunus'un şiirinde olduğu gibi bir yerden sonra sayfaların dışına taşıyor. Buraya yazabilmek, Yunus'u bugünün Türkiye'sinin diliyle ve bir gazetede anlatabilmek kolay değil.! Ancak Tatçı'nın kendince daha sade bir tarifi var: “O, bir üslup kurucusu. Bütün mutasavvıflar gibi manevî bir eğitimden geçerek, tefekkür ve hâl ile yaşanarak elde ettiği bilgileri yazmış, söylemiştir. Bunu da kendi ana diliyle ifade etmiştir. Dolayısıyla Yunus, Türkçe günlük konuşma dilini, kendi manevî dünyasında yoğurarak yeni bir dil geliştirmiştir. Yunus, İslam'ın derinliği Türkçe'nin inceliğidir” Tatçı'nın Yunus Emre'yi böyle tarif ediyor. Ancak Yunus, söz konusu olunca kafaları karıştıran en önemli sorulardan biri de Yunusların sayısı. Tatçı, bu konuya şöyle bir açıklık getiriyor: “Kaynaklarda Yunus mahlasını taşıyan birden çok Yunus olsa da halk nazarında bir tek Yunus vardır. Yunus Emre, yani Bizim Yunus. Bizim Yunus'tan sonra gelen ve aynı yoldan geçerek yetişen eli kalemli dili kelâmlı mutasavvıf ve şairler de Yunus'a saygısızlık etmemek için onun mahlasını kullanmışlar. Ancak unutmamak gerekiyor ki, bütün Yunuslar, aynı kaynaktan besleniyor ve aynı kudret diliyle konuşuyor” Yunus Emre Külliyatı'nda Yunus Emre'den sonra gelen ve Aşık Yunus mahlasını kullanan dervişin şiirlerini de bir kitapta toplayan Tatçı, “Böyle bir kişi yaşamıştır, bu bir gerçektir” diyor. Aşık Yunus hakkında ise şu bilgileri veriyor: “Âşık Yunus Bursalı Emir Sultan'a mensup bir derviş olarak biliniyor. Ancak üslubu çok da ayırt edici özelliklere sahip olmadığı için şiirleri, Bizim Yunus'un şiirleriyle iç içe geçmiş. Fakat bir divanda ayırıldığını buldum ”
YUNUS HÜMANİST DEĞİLDİR!
Yunus ilahiyatçı mı hümanist mi? Bunun cevabını H Yayınları arasından çıkan Yunus Külliyatı'nın I. Cildinde ve Aşk Bir Güneşe Benzer adlı eserinde veren Tatçı, şunları söylüyor: “Hümanizmi masum bir kavram olarak “insansever” anlamıyla ele alırsak, bunun reddi mümkün değildir. Tabii ki o zaman Yunus da Mevlânâ da hümanisttir. Fakat hümanizmin çıkış noktası, anlamı ve bugün geldiği nokta itibariyle düşündüğümüz zaman Yunus bir hümanist değildir. Şu gerçek unutulmamalıdır ki, İslam, hümanizmden çok evvel bir merhamet, muhabbet ve meveddet dini olarak ortaya çıkmıştır. Bu üç kavram da netice itibariyle “sevgi” demektir. “
ŞARAP, MUHABBET, MEYHANE, İÇKİ…
Yunus “Benim dilim kuş dilidir, benim ilim dost ilidir”diyor. Tatçı'ya göre sembolik olarak söylenen ve çözümlenmesi gereken bir dil bu. Burada kuştan maksat ise erenler. Yirmi yılı Yunus'un dilini ve şiirindeki sembolleri çözümlemekle geçen Tatçı, tasavvufi şiirlerde sıkça geçen aşk, muhabbet, şarap, meyhane gibi kavramları ise 17. yüzyılda yaşayan ve bir nevi Yunus'un tercümanı olarak kabul edilen Niyazi Mısri'nin sözleriyle açıklıyor: “Şarap demekten muratları marifetullahtır. Bunun sonu muhabbetullaha gider. Yani, irfan duygusudur ve aşktır. Meyhaneden murat, kâmil mürşidin gönlüdür. Zîrâ, orası Allah sevgisinin hazinesidir. Kadehten murat ise marifet-i ilâhiyeye dair sözlerdir. Sâlik onları dinledikçe verdikleri zevkle mest olup, aklı bir şeye ermez olur... Mahbûba gelince, mürşid-i kâmilin kendisidir. Gönül, onun mânevî halini tam ve her bir nakşını yerli yerinde bulduğundan muhabbet eder.” Tatçı'nın Yunus muhabbeti işte böyle sürüp gidiyor...
Müslüm babayı dinletirler adama…
Yunus'un sözlerini sembollerle boyadığını ve tarihte bunu yapan ilk kişi olduğunu belirten Tatçı, örnek olarak Yunus'un şu mısraını veriyor: “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü” “Buradaki sembolleri deşelediğin zaman içinden hakikat çıkar” diyen Tatçı, “Hak bir bütündür. Bu bütünlüğü kavrayamayınca hak anlaşılmaz. Bu bütünlüğü kavramak için “Ben melâmet hırkasını, Kendim giydim eğnime” diyen Müslüm Baba'yı dinlemek ve anlamak lazım. Dinleyemezsen adam olamazsın. Hakikat denilen şey cemal ve celaldir. İşin iki yüzünü de kavramak gerekiyor.”
Yunus'un ne kadarı çözüldü?
Yunus Emre'ye ait mevcut divanların tamamını tek tek kelime kelime mısra mısra tarayarak 23 senede Yunus Emre Divanı'nı oluşturan Tatçı, Divana henüz nokta konulmadığını söylüyor. Tatçı'nın hazırladığı Divan, Yunus Emre'yi anlama adına önemli bir adım ancak, yine Tatçı'ya göre henüz Yunus'un kapısından içeri girilebilmiş değil…