İstanbul'u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılıyor. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul'un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet'ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi'nin Kasımpaşa'da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye 'Tersane Has Bahçesi' adı verildi.
Buradaki yapılaşmaların tarihi, Sultan I. Ahmed Dönemine (1603-1617) dek iniyor. Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve 'Tersane Sarayı' olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17. yüzyıldan başlayarak 'Aynalıkavak Sarayı' olarak da adlandırılır.
Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı'nın zemin katı, Sultan III. Selim'in besteci özelliği de göz önünde tutularak, Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan görsel kaynaklar ve kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği çalgıların bir araya getirilmesiyle 'Türk Çalgıları Sergisi' mekânına dönüştürüldü. Kasrın bahçesindeyse, özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri, klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği Aynalıkavak Konserleri ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar veriliyor.
Pazartesi ve Perşembe günleri dışında her gün açıktır.