İstanbul'un çeperleri

İstanbul'la Yüzleşme Denemeleri, İstanbul'un sultanlarından, haremlerinden bahseden bir “Doğu masalı” değil. Kitap, AVM'leşen şehrin uydukentlerine, sanayi bölgelerine alternatif bir bakış sunan önemli analiz yazılarını içeriyor

Asım Öz
İstanbul'un çeperleri

Mekânın ve mekândaki değişimlerin sıkı takipçisi Jean-François Pérouse'un 1990'ların ortasından bu yana yürüttüğü çalışmaların bir özeti olan İstanbul'la Yüzleşme Denemeleri, İstanbul hakkında yazılan kitapların hemen hepsinde başköşeyi alan tarihî, turistik ve şık semtlerin sınırları dışına çıkarak kentin yüzölçümünün yüzde 95'ini ve toplam nüfusun yüzde 90'ını içeren “çeper”lere odaklanıyor. Yazar, İstanbul'a uzaktan değil yakından bakmayı tercih ederek nostaljik kent algısından sıyrılmayı önceliyor. Kitap, nostaljik bir geçmişçiliğin veya yetersiz bilincin emaresi olan şeyleri olduğu gibi görmenin reddedilmesinden kaynaklı yanlış kent algısından kurtulmak için bir kılavuz niteliğinde.

LİTERATÜRÜ ZEHİRLEYEN EGZOTİZM

“Amacım yeni oluşan bölgeleri arşınlamak ve ulaştığım verileri belgelemek oldu. Batılı doğubiliminin tahayyül ettiği, tek bir karede dondurduğu İstanbul ile 1980'lerden beri şekillendirilmiş İstanbul metropolü arasındaki uçurum artık gözüme çok daha fazla batıyordu.” diyen yazar, akademik düzeyde bugünün İstanbul'undan, ancak travestileri, çarşaflı kadınları, sokak çocuklarını ve kentsel şiddeti gündeme getirmek için bahsediliyor oluşunun da İstanbul çalışmalarını ve bunun sonucunda oluşan literatürü zehirleyen egzotizmin bir sonucu olduğunu söylüyor.

NE DOĞU MASALI NE KABUS

Bu tuzaklardan sıyrılarak İstanbul gerçekliğini daha yakından kavramanın gerekliliğine inanan Pérouse, kentin birbirinden koparılmış, belli gruplarca sahiplenilmiş bölgelerini, gündelik yaşamını, dünyanın başka kentleriyle kurulan ilişkileri, karmakarışık sakinlerinin farklı yaşam, algı ve tasarlama düzeyleriyle kent sakinlerinin kentsel politikalara ve pratiklere müdahalelerini detaylı saha araştırmaları ışığında inceliyor. Ortaya çıkan, ne rengârenk bir Doğu masalı ne de kapkaranlık bir kâbus anlatısı. Bu “gri” gerçeği oluşturan parçaların çeşitliliği daha fazla zorluyor gözü ve aklı.

Şunu hemen söylemeli: Kentin çeperleri homojen bir tablo arz etmiyor. Medyatik görüntülü çeperlerle medyada görünmez kılınan çeperin çeperi mekânlar arasında gidip gelen bu metinler sıkı dokunmuş somut malzemesi ile eleştirel ufkunu maharetli bir biçimde birleştirmesi ile dikkatle okunmayı hak ediyor.

Hemşeri dernekleri mahalle ruhuna engel

İstanbul'da yaygın bir biçimde varlığını sürdüren hemşerileri birleştiren derneklerin memleket ayrımlarını şiddetlendirdiği ölçüde, bir mahalle ruhunun doğmasını engellediklerinin altını çizen Jean-François Pérouse'ya göre “Bir mahalle bilincinin doğması, sakinlerinin çoğunun köken farklılıklarını aşmalarını ve birleştirici bir proje çerçevesinde bir araya gelmelerini sağlayabilir.”

Bir sosyal bilimci olarak Pérouse'nun doksanlı yılların sonundan itibaren İstanbul'un yeni görünümlerine de ışık tutan çıkarımları var: İstanbul'un devletleşmesi, devletin İstanbullaşması, sunileştirilmiş alanların genişlemesi, büyük sermayenin şehir üzerindeki etkisinin gözle görülür bir biçimde artması bununla bağlantılı olarak rezidanslaşmış, ofisleşmiş bir kent mimarisinin öne çıkması, sanayinin merkezden ve eski çeperlerden kayması, hizmete ve tüketime odaklı yeniden işlevlendirilmiş bir metropolle birlikte bütün İstanbul'un AVM'leşmesi kente ilişkin görünümlerden bazıları.