İhsan derecesi

Doç. Dr. Mustafa Karataş
İhsan derecesi

Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor: Bir gün Rasulullah (a.s)'ın yanında bir grup ashabıyla birlikte oturuyorduk. Birden yanımızda bir zat belirdi. Biz onu daha önce hiç görmemiştik. Uzun yoldan gelmiş olmalıydı fakat elbiseleri bembeyaz, saçları simsiyah ve taranmış, eli yüzü tertemiz idi. Üzerinde yolculuk alameti hiç yoktu. Allah Rasulü'nün yanına yaklaştı ve önünde diz çökerek oturdu. Dizlerini Rasulullah (a.s)'ın dizlerine dayadı. Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve 'Ey Muhammed (a.s) bana iman hakkında haber ver' dedi: Hz. Peygamber; 'İman, Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmandır' buyurdu. O zat, 'evet doğru söyledin' dedi. Bunun üzerine biz şaşırdık, zira adam hem soruyor hem de tasdik ediyordu.

Sonra ikinci olarak o zat peygambere 'bana İslam hakkında haber ver' diye sordu. Rasulullah'da, 'İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (a.s)'ın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet etmendir. Namaz kılman, oruç tutman, zekat vermin ve hac yapmandır' buyurdu. O zat yine 'doğru söyledin' dedi.

Üçüncü olarak o zat peygambere 'bana ihsan hakkında haber ver'dedi. Hz. Peygamber; 'İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi kulluk yapmandır. Her ne kadar sen onu görmesen de O seni görür' buyurdu. Adam yine doğru söyledin buyurdu. Ardından 'bana kıyamet hakkında haber ver'diye sordu. Allah Rasulü bu soruya; 'Kendisine sorulan bu soruyu sorandan daha iyi biliyor değil' cevabını verince bu kez de, 'o halde bana kıyametin alametlerinden bahset'dedi. Bunun üzerine Rasulullah;

'Cariyeler efendilerini doğurdukları zaman ve yalın ayak, başı açık fakir deve çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini gördüğün zamandır' buyurdu. Adam yine doğru söyledin dedi ve aramızdan ayrıldı. Ben hemen adamın peşinden koştum fakat çoktan gözden kaybolmuştu. Az bir zaman geçmişti ki, Allah Rasulü, 'Ey Ömer bu zat kimdi, biliyor musunuz' diye sordu. Biz; Allah ve Rasulü daha iyi bilir dedik. Rasulullah (a.s) 'Bu gelen Cebrâil idi. Size dininizi öğretmek için geldi' dedi.

Hadis kaynaklarında Cibril hadisi diye meşhur olan bu haberde İman, İslamve İhsan'dan bir de kıyamet alametlerinden bahsedilmektedir. İmanın altı şartı, İslamın beş esası zikredildikten sonra ihsan tarif edilmekte ve ihsan derecesi kulluk bilincinin en üst seviyesi olarak tanımlanmaktadır. Kelime olarak bir işi en güzel şekilde yapmak, iyilik ve güzellik yapmak anlamlarına gelen ihsan, Terim olarak kulun, her nerede olursa olsun Allah Teala'nın kendisini gördüğünü düşünmesi ve ona göre hareket etmesidir.

Kur'an-ı Kerim'de; 'Allah, muhsinleri sever' şeklinde bir çok yerde muhsin/ihsan eden veya muhsinîn/ihsan edenler şeklinde âyetler mevcuttur. Rasulullah, 'Allah Teala kuluna her işte ihsanı farz kılmıştır. Hatta biriniz bir şeyi öldüreceği zaman bile güzel öldürsün. Biriniz hayvan keseceği zaman kesimi güzel yapın hayvanı incitmesin, bıçağını iyice bilesin ve onu önce rahatlatsın sonra kessin' buyurarak hayvan keserken dahi güzel davranmayı ihsan olarak tanımlamıştır.

İman, inanç esaslarını, İslam, amel-i sâlihi, İhsan ise, güzel ahlakı temsil etmektedir. Güzel ahlak dini tamamlar. Allah'ın son elçisi Hz. Muhammed (a.s), 'Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim' buyurmaktadır. Güzel ahlakı sebebiyle bir müslüman gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan bir kimsenin aldığı sevap kadar bunları yapmadığı zaman da sevap alır. Zira ahlak, insanın başkalarına zarar vermesini önler ve insanlara, diğer canlılara ve hatta çevresine faydalı hale getirir. Her an Allah'ı görüyormuşcasına hareket eden bir kişi gafletten uzak olur. Her yaptığı işi dikkatlice ve güzel yapar. En az kendisi kadar başkalarını düşünür. En hayırlı insan başkalarına en çok yararı dokunan insandır. Mü'minlerin en hayırlısı ahlak bakımından en güzel olandır.

'Nerede olursan ol Allah'tan kork. Her günahın ardından bir iyilik yap ki, onu silsin ve insanlarla güzel geçin' buyuran peygamberimiz, bu üç cümle ile bir bakıma iman, islam ve ihsanı anlatmıştır. Allah'a karşı saygı imanın, günahın ardından hayırlı bir iş yapmak islam'ın ve insanlarla güzel geçinmek de ihsanın yani güzel ahlakın neticesi ve meyvesidir. Kendisine bir kadının kıldığı namazları ve tuttuğu oruçları överek anlatan Hz. Aişe (r.a)'a, 'O kadının insanlarla geçimi nasıl diye soran Hz. Peygamber, kadının geçimsiz biri olduğunu işitince, onun namazında ve orucunda hayır yoktur buyurmuştur. Dolayısıyla güzel ahlak ve ihsan, ibadetlerin kabulünün de bir göstergesidir.