Ka'B B. Malik'in Tövbesi 2

Doç. Dr. Mustafa Karataş
Ka'B B. Malik'in Tövbesi 2

Doğru söyleyen diğer iki kişi evlerine kapanıp ağlayarak günlerini geçiriyorlarmış. Ben onlardan daha genç olduğum için çarşıya pazara çıkıyordum. Mescide namaza geliyordum fakat kime selam versem yüzünü başka tarafa çeviriyor selamımı almıyordu. Bir gün Mescidde Rasulullahla yüz yüze geldim ve ona selam verdim. Allah Rasulü hemen yüzünü çevirdi ve selamımı almadı. Dünya bana dar geliyordu. 'Yer yarılsada içine girsem' diyordum. Bir ara namaz sonrası Rasulullah'a baktım o da beni süzüyormuş benim kendisine baktığımı görünce başını çevirdi. Mescidden çıktıktan sonra Amcamın oğlunun evine gittim. Bahçe duvarından atlayıp onu buldum ve selam verdim. Vallahi o da selamımı almadı ve bir şey söylemeden evine girdi. Çok ağırıma gitmişti. Kimin yanına varsam benden uzaklaşıyordu. Akrabalarım bile benimle konuşmuyordu.

Tam kırk gün geçmişti. Kimse bizimle konuşmuyor, selamımızı almıyordu. Kırkıncı gün Rasulullah'ın elçisi bize geldi ve 'Rasulullah, sana hanımından ayrı durmanı emrediyor' dedi. Onu boşayacak mıyım? Dedim. Hayır sen ona, o da sana yaklaşmayacak dedi. Artık takatim kalmamıştı; benim için yerin altı üstünden daha hayırlıydı. Tam bu sırada Medine'ye bir yabancı gelmiş, beni sormuş. Beni ona göstermişler. Adam yanıma gelince bir mektup uzattı. Hemen açıp okudum. Medine'de okuma yazmayı iyi bilenlerden biriydim. Gassan Emiri bana mektup yazmış. Mektubunda şöyle diyordu: 'Ey Ka'b b. Malik. Sen büyük bir hatip ve edibsin. Kıymetinin bilinmediği yerde durma. Bize gel. Sana her türlü izzet ve saltanat bahşedelim…' Bu da bir imtihandı. Hemen oracıkta reddetttim ve uzaklaştım. İçimden 'sakın şeytanın tuzağına düşme' diyerek kendimi azarladım.

Hilal b. Ümeyye yaşlı olduğu için hanımı Rasulullah'a giderek ona bakması için izin istemiş, Rasulullah da ona sakın bir birinize yaklaşmayın diyerek izin vermiş. Bana da yakınlarımdan birileri hanımım için izin istememi, Rasulullah'a haber göndermemi söylediler fakat ben bunu yapamam, zaten söylesek de peygamber izin vermez, zira ben genç biriyim dedim.

Evimden çıkamaz olmuştum. Doğru söylemekle büyük bir imtihanın içine düşmüştüm. Malım, mülküm artık bana düşman gibi geliyordu. Yasak üzerinden elli gün geçmişti. Günler bana aylar gibi geliyordu. Elli gün dolunca Rasulullah haberci göndermiş, tam o sırada evimin damında sabah namazını kılıyordum. Münadi, 'müjde ey Ka'b! Müjde' diye bağırarak bize doğru koşuyordu. Heyecanla ayağa kalktım Allah'a hamdettim. Sırtımda iki elbise vardı. Hemen o müjde veren haberciye giydirdim. Dışarı çıkacak başka elbisem yoktu. Ödünç bir elbise buldum. Mescide koştum. Rasulullah'ın yanına vardım. Allah Rasulü tebessüm ediyordu. Herkes bana müjdeler olsun Allah seni affetti diyerek tebrik ediyordu. Allah Rasulünün huzuruna vardım. Müjdeler olsun ey Ka'b! Allah seni affetti buyurarak şu ayetleri okudu: 'Andolsun ki, Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tövbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli ve pek merhametlidir.

Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü genişliğine ragmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (onun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka care olmadığını anlamışlardı. Sonra eski hallerine dönmeleri için Allah onların tövbesini kabul etti. Çünkü Allah tövbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.

Ey İman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun (Tevbe Suresi;9;117-119).

Allah Rasulü hem ayetleri okuyor hem de bana tebessüm ediyordu. 'Allah senin tövbeni kabul etti seni affetti' buyurdu. Sevincimden 'Ya Rasulallah! bütün malım feda olsun. Hepisini bağışlıyorum' dedim. Rasulullah; Tamamını bağışlama, bir kısmı sende kalsın' buyurdu. Bunun üzerine Hayber'deki mallarım hariç hepisini bağışladım.

Doğru söylemenin mükafaatını almıştım. Hayatım boyu asla yalana tevessül etmedim. Allah'ın hakkımda ayet indirmesi ne büyük bir müjde idi.