İznik, Selçuklu ve Osmanlı’nın başkenti, Bizans ve Roma’nın hem dinî hem siyasi merkezi olmuş. Hıristiyanlığın bugün de geçerli olan temel ilkeleri ve felsefesi, burada düzenlenen ilk resmî Hıristiyanlık toplantısıyla (İznik Konsili) belirlenmiş. Dönem dönem farklı medeniyetlerin egemenliği altında kalan şehir, 1075 yılında Süleyman Şah tarafından fethedilerek Selçuklu başkenti olmuş, 1097 yılında yeniden Haçlı ordusuna geçmiş. Nihayet 1331’de Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmış ve başkent olmuş. Osmanlı mimarisine yön verecek Hacı Özbek Camii ve Nilüfer Hatun İmareti gibi eserler de ilk burada inşa edilmiş. Bu ilk örneklerden biri de Nilüfer Hatun İmareti’yle aynı dönemde yapılan İznik Yeşil Camii’dir. Nilüfer Hatun İmareti karşısında bulunan caminin yapımına 1378 yılında Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlanmış. Hayrettin Paşa’nın ölümü üzerine tamamlatmaksa 1391- 1392’de oğlu Ali Paşa’ya nasip olmuş. MimarıHacı Musa tarafından yapılan cami, erken Osmanlı mimarisinin en önemli yapılarındandır. Osmanlı mimarisinde tek kubbeli camilerin öncüsüdür.
Devlet felsefesinin mimariye yansıması
Kare plânlı caminin önünde iki mermer sütunlu bir son cemaat yeri mevcut. Üzeri dilimli bir kubbe ve tonozlarla örtülü son cemaat yerinin sütunları, birbirlerine ve duvar uzantılarına yuvarlak kemerlerle bağlanmış. Bu sütunların hemen arkasında başlıklı birer sütun daha bulunuyor. Sütunlar birbirlerine kesme taş kemerlerle bağlanmış. Bu çift sütun sisteminde muhtemelen Bizans mimarisinden esinlenilmiş. Kubbe mimarisi, portal kapı elemanları ve çini kaplı tuğla minaredeyse Selçuklu etkisi belirgin bir şekilde görülüyor. Merhum Mimar Turgut Cansever, farklı kültürlere ait sembol haline gelmiş mimarî unsurların bir arada kullanılış biçimini, Osmanlı’nın ileride oluşturacağı toplumsal mutabakatta karşıt unsurların uyumunun nasıl sağlanacağı meselesinin mimarideki yansıması olarak görüyordu. Osmanlı sanatçıları daima ‘her şeye bakma’ tavrı içerisinde olmuşlar. Yerleştikleri topraklarda daha evvel yeşermiş medeniyetlere ait eserleri hassasiyetle incelemişler ve yeni bir mimarlık sentezi oluşturmuşlar. Bu sentezden de farklı sanat ve kültürlerin ürünü önceki yapıları aşan muazzam eserler ortaya çıkmış. Üç kıtaya yayılan azametli imparatorluğun gücünün simgesi olan Süleymaniye bile bu sentezin ürünü. Ayasofya’dan etkilenen Mimar Sinan, muhteşem eserinde Ayasofya’nın denge sistemini kurmuş. Ancak öyle bir kurmuş ki Ayasofya'da hiçbir zaman sağlanamamış olan statik denge, Süleymaniye Camii'nin en başarılı özelliklerinden biri olmuş. Ve Ayasofya’yı aşarak, statik açıdan dünyanın en sağlam binası sıfatıyla literatürlerde yerini almış.
Üsluptaki inanç vurgusu
İznik Yeşil Camii’nde tek büyük kubbenin örttüğü ana mekân, bu mekândan bir ara bölümle kısmen ayrılan girişin kemerli direkliği ve bunların arasında bağımsız şekilde duran silindirik minare, yapının ana unsurlarını oluşturuyor. Cansever, farklı amaçlara hizmet eden bu üç ana mimarî elemanın her birinin kimliklerinin belirgin bir şekilde ortaya konulması ve bir araya getiriliş biçimini de İslâm’daki “ferdiyetin yüceliği” ilkesinin Osmanlı mimarlık üslubundaki yansıması olarak görüyor. Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçişin en tipik örneği olan Yeşil Camii, İznik’in Yunan işgali sırasında harap edilmiş. Cumhuriyetin ilk yıllarında onarılmış. 1956-1969 yıllarında da kapsamlı bir restorasyon görmüş. Bu onarım sırasında minarenin çinileri bütünüyle sökülmüş ve yeni baştan orijinal şekline uygun olarak yapılmış. Caminin ibadet mekânına bir sahanlıktan üç basamaklı merdivenle giriliyor. Ana mekândan kısmen ayrılan bu giriş bölümü, sütunlar ve kemerlerle üç bölüme ayrılmış. Ortasındaki bölümü sekiz dilimli bir kubbe örtüyor. Sütunları geçince büyük kubbenin örttüğü ana mekâna geçiliyor. Caminin iç mekânının tamamı pencere alınlıklarına kadar renkli mermerle kaplanmış.
Selçuklu- Osmanlı sentezi
Üzerindeki yeşil ve mavi çinileriyle camiye adını veren silindirik minare, Selçuklu minare geleneğinin, ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneği. Bu çok özel minarenin gövdesi renkli çinilerle zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiş. Bilezik kısmıyla taş süslemeleri arasına frize (daha çok ahşapta kullanılan iç içe geçmiş düzgün çizgilerden oluşan süsleme) ve lâcivert çinilerden oluşturulmuş bezemeler yerleştirilmiş. Bunların ortasında altı köşeli yıldızlar birbirini izlemiş. Minarede çinilerin yanında sırlı tuğlalar da kullanılarak, gövde zikzak, zencerek (zincire benzer motifler) ve altıgen geçmelerle mükemmel bir görsellik kazandırılmış. Şerefe korkuluğu bir dizi lâcivert ve bir dizi firuze çinilerle dekore edilmiş. Şerefe altı da istalaktitli çinilerle kaplanmış. Osmanlı devrinden zamanımıza kadar gelen en eski çinileri İznik Yeşil Camii minaresinde görmek mümkün.