BU HAFTA SONU GÖSTERİME GİREN DİĞER FİLMLER (YABANCI SİNEMA)

Ali Murat Güven
BU HAFTA SONU GÖSTERİME GİREN DİĞER FİLMLER (YABAN

alimuratg@yahoo.com

Limon ağaçlarım olmadan, asla!

LİMON AĞACI / Etz Lemon

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, İsrail-Almanya-Fransa ortak yapımı Türü ve Süresi: Siyasal drama / 120 Dakika Yönetmen: Eran Riklis Oyuncular: Hiam Abbass, Doron Tavory, Ali Suliman, Rona Lipaz-Michael İthalatçı Şirket: Bir Film Dağıtıcı Şirket: Tiglon Film İçerik Uyarıları: Aile ilişkileri açısından olumsuz örnek oluşturan davranışlar içermesi nedeniyle 13 yaşından küçüklere önerilmemektedir. Yıldız Puanı: * * *

Selma, babasından yadigâr kalan bir limon bahçesinde yetiştirdiği limonları satarak zorlukla geçinen Filistinli bir duldur. Eşinin ölümünden sonra evde oluşan otorite boşluğunda, çocuklarının her biri ayrı bir yere dağılmıştır. Selma ise küçük dünyasını ölen babasının yerine koyduğu eski bir aile dostu ile paylaşmaktadır. Arada sırada ziyarete gelen çocukları dışında fazlaca bir hareket yoktur hayatında. O yüzden de tek heyecan kaynağı limon ağaçlarıdır ve dallardaki limonların her birine âdeta ayrı bir aşkla bağlıdır.

Ancak, Selma'nın bu sade hayatı, İsrail Savunma Bakanı'nın, evinin tam karşına bir villa inşâ ettirmesiyle gerçek bir kâbusa dönüşür. Karşılarına çıkan her Filistinliyi potansiyel bir terörist olarak gören İsrailli güvenlik uzmanları, eylemcilerin o geniş bahçedeki ağaçların aralarına saklanarak bakanın villasına saldırı yapabileceğini düşünmektedirler. Artık paranoya düzeyine ulaşmış olan bu bakış açısı, zor koşullarda ayakta kalma mücadelesi veren Selma için de değişmez doğal olarak. Ağaçlarının kesilmesine asla razı gelmeyen kahramanımız, avukatı ile birlikte, İsrail'in bölgedeki kural tanımaz otoritesine karşı destansı bir onur mücadelesine girişecektir.

İsrailli yönetmen Eran Riklis'in, ilhamını gerçek bir olaydan alan son filmi “Limon Ağacı”, usta işi oyunculuk gösterilerinin yanısıra, içerdiği derin samimiyetle de geçen yıl katıldığı bütün festivallerde yoğun bir ilgiyle karşılanmıştı. Son dönemlerde İsrail sinemasından ardı ardına gelen bir çok yapıt gibi Filistin sorununu özeleştirel bir yaklaşımla ele alan bu öykü, sanatçıların siyasetçilerden ve onların bitip tükenmek bilmez hırslarından bağımsız hareket ettiklerinde ne denli yapıcı bir tavrın da öncülüğünü üstlenebileceklerinin de çarpıcı bir kanıtı âdeta.

Limon ağaçlarını filminde hem gerçek bir çekişme unsuru, hem de Filistinlilerin ata topraklarında sahip çıkmaya çalıştıkları temel hayat haklarının metaforu olarak kullanan Riklis, özellikle baş kadın oyuncusu Hiam Abbass'tan aldığı olağanüstü performansla filmini çağdaş sinemanın başyapıtları arasına sokmayı başarıyor.

“Limon Ağacı”nın insanî değerlere katkı adına bir diğer güzelliği ise İsrailli ve Filistinli sinemacıların bu öykünün beyazperdeye uyarlanmasında aktif bir biçimde işbirliği yapmış olmaları… Filmde yönetmenliğin dışında bazı önemli roller ve kurgu (Tova Asher) Yahudi sinemacılar tarafından üstlenilirken, oyuncu kadrosuna yapılan katkıların yanısıra senaryo (Suha Araf) ve özgün müzik (Habib Shadah) gibi önemli aşamalarda da yine Müslüman sanatçılar görev almış.

Gerçekte ithalatçısı Bir Film tarafından aylar önce listeye alınmasına karşın ülkemize gelişi bir hayli geciken ve bu hafta sonu için de son anda gösterim programına alınan “Limon Ağacı”, içine aldığı ülkeler arasına artık rahatlıkla İsrail'in de katılabileceği “Doğu sineması”ndan, mutlaka görülmesi gereken alçakgönüllü bir başyapıt… Tıpkı birkaç hafta önce gösterime giren -Oscar'a aday gösterilmiş- bir başka İsrail yapımı, Ari Folman'ın “Beşir'le Vals”i gibi Eran Rikliss'in filmi de namuslu sanatçılara özgü cesur bir tavır eşliğinde inatla gerçeği arıyor, hakkı en azından beyazperdede hak sahibine teslim etmeye çabalıyor. En küçük bireyinden en tepedeki yöneticisine kadar ırkçılığı bir hayat felsefesi olarak benimsediği varsayılan benmerkezci bir toplumda ardarda bu tür vicdan muhasebelerinin ortaya çıkması ise “Allah'tan ve onun yeryüzündeki halifesinden umudun asla kesilemeyeceği” yönündeki umut dolu bakış açımızı her geçen gün biraz daha perçinliyor.

* * *

Aileleriyle mutlu olmayı yeniden hatırlayan iki egoist

ZORAKİ TATİL / Anywhere But Home

/resim/site/zoraki_tatil0e79a85b0e792146by.jpg
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, ABD yapımı Türü ve Süresi: Romantik komedi / 100 Dakika Yönetmen: Seth Gordon Oyuncular: Vince Vaughn, Reese Witherspoon, Robert Duvall, Jon Favreau, Mary Steenburgen, Dwight Yoakam, Tim McGraw, Kristin Chenoweth, Jon Voight, Sissy Spacek İthalatçı Şirket: Warner Bros. Dağıtıcı Şirket: Warner Bros. İçerik Uyarıları: Aile ilişkileri açısından olumsuz örnek oluşturan davranışlar içermesi nedeniyle 13 yaşından küçüklere önerilmemektedir. Yıldız Puanı: * * ½

Brad ve Kate, San Francisco'nun varlıklı kesimine mensup iki sevgilidir. Anne-babaları boşanmış olan bu genç çift, tanıştıkları ilk yıldan itibaren her Noel tatilinde, Aralık ayının soğuğu ve aile üyelerini geride bırakarak, yeryüzünün güneşli bir köşesinde tatile çıkmayı gelenek hâline getirmiştir. Kahramanlarımız böylelikle aile içi sorunlardan tamamen uzakta, kendilerince tatilin ve hayatın tadını çıkardıklarını düşünmektedirler.

Fakat, sonuncu kaçış denemelerinde evdeki hesap çarşıya uymaz. Şortlarını ve güneş gözlüklerini bavullarına koymuş olan ikili, uçak seferlerinin iptal edilmesine neden olan yoğun bir sisten dolayı San Francisco havaalanına kısılıp kalırlar. Tam o sırada yerel bir televizyon ekibinin kameralarına yakalanmalarıyla birlikte bütün şehir -ve bu arada da aileleri- onların nerede olduğunu öğrenir. Kaçacak bir delikleri kalmayan genç sevgililer, Brad'in babası tarafından Noel kutlaması için eve davet edilirler. Bunu, Kate'in annesi, Brad'in annesi ve Kate'in babası tarafından yapılan davetler izler.

Bir günde ardarda tam dört Noel kutlamasına davet edilen kahramanlarımız, başlangıçta son derece sıkıcı bir Noel geçireceklerini düşünmektedirler. Fakat, Brad aile büyüklerine yaptıkları bu ziyaretlerde dakikaları sayarken, Kate ise şaşırtıcı bir şekilde bu durumdan keyif aldığını fark etmeye başlar. Günün sonunda, nereden geldiklerine ve nereye gittiklerine dair farklı bir bakış açısı kazanmaya başlarlar. Daha önce yaşamaktan ölesiye korktukları türden bir aile yakınlaşmasının tam orta yerine düşmek, hem birbirlerine hem de hayatlarındaki diğer insanlarla ilişkilerinde gerçek sevgiyi bulmaları için beklenmedik bir fırsat doğurmuştur.

“Zoraki Tatil”, son yıllarda yalnızca Batı toplumlarını değil, bizim gibi üçüncü dünya ülkelerini de ürkütücü bir hızla kuşatmaya başlayan “bayram tatili kaçışları”nın kaliteli bir mizah eşliğinde eleştirildiği hoş bir romantik komedi örneği… Uzun bayram tatillerinde akrabalarıyla haşır neşir olmamak için uzaklara kaçmayı tercih eden iki baş kahramanın, yaşadıkları kimi olgunlaştırıcı tecrübelerden sonra mutluluğun uzaklarda değil bilakis aile ocağında olduğunu keşfetmeleri, bireyciliğin alabildiğine kutsandığı bir egoizm çağında yalnızca Amerikalılara değil aslında bu mantığı benimsemiş olan herkese gerekli bir insanlık mesajı…

* * *

'Titanic'ten 11 yıl sonra yeniden buluştular

HAYÂLLERİN PEŞİNDE / Revolutionary Road

/resim/site/hayallerin_pesinde0e83c9ef0e79214bby.jpg
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, ABD yapımı Türü ve Süresi: Duygusal Drama / 120 Dakika Yönetmen: Sam Mendes Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet, Kathy Bates, Michael Shannon, David Harbour, Kathryn Hahn, Zoe Kazan İthalatçı Şirket: UIP Dağıtıcı Şirket: UIP İçerik Uyarıları: İçerdiği erotik sahneler nedeniyle, 18 yaşından küçükler için uygun değildir. Yıldız Puanı: * * *

Richard Yates'in aynı adlı kitabından uyarlanan “Hayâllerin Peşinde”, Frank ve April Wheeler çiftinin (Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet) bakış açısından Amerikan evlilik kurumunun etkileyici bir portresini çiziyor. Yates'in 1950'ler Amerika'sında geçen öyküsünde, çağdaş ilişkilerde de yansımasını fazlasıyla bulan kritik bir soru gündeme getirilmekte: İki insan birbirinden ayrılmak zorunda kalmaksızın, içine düştükleri monoton hayat düzeninden kopmayı başarabilir mi?

Frank ile April, kendilerini her zaman çok özel ve farklı görmüşler; hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Caddesi'ndeki yeni evlerine taşındıklarında, kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını da gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara asla düşmemeye kararlıdırlar.

Ancak Wheeler çifti, bir süre sonra kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içinde bulurlar: Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için sinirleri günden güne bozulan yetişkin bir erkeğe dönüşürken, April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkmıştır. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayâllerini ve motivasyonunu kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.

Kaderlerinin gidişatını değiştirme isteğiyle yanıp tutuşan April, her şeye yeniden başlamak için cesur bir plan geliştirir. Connecticut eyaletinin konforunu arkalarında bırakıp Paris'in bilinmeyen dünyasına gideceklerdir. Ancak planı uygulamaya koyunca, Frank ile April'in artık birbirine zıt iki ayrı kutupta oldukları ortaya çıkar. Birisi elindeki her şeyi geride bırakıp her ne pahasına olursa olsun kaçmak isterken, diğeri ise sahip oldukları her şeyi korumaktan yanadır. Üstelik uzlaşma şansları da yok gibidir.

“Hayallerin Peşinde”, 1999 yapımı “Amerikan Güzeli”yle büyük bir şöhret, yanı sıra da “en iyi yönetmen Oscarı”nı elde eden Sam Mendes'in, on yıl aradan sonra objektifini yeniden “aile”ye çevirdiği bir çalışması… 1990'ların Amerikan toplumunda geçen önceki filminde “aile ilişkilerinde yozlaşma” olgusunu tokat gibi bir senaryo eşliğinde ele alan yönetmen, kamerasını bu kez aynı çürümenin temellerinin atıldığı daha erken bir döneme, 1950'lere çeviriyor ve iki usta oyuncusunun da katkılarıyla, tevazuya asla yer olmayan “jet-set” bir ortamda, hayata dair aşırı hırsların taze bir ailenin altını adım adım oymasının izini sürüyor.

Winslet, her ne kadar geçen pazarki törende “En İyi Kadın Oyuncu Oscarı”nı aynı yıl içinde rol aldığı diğer filmdeki (“Okuyucu”) adaylığıyla kazanmış olsa da bu öyküde de yine ondan aşağı kalmayan bir oyun ortaya koymakta. 1990'ların en başarılı pop sinema örneklerinden biri olarak hatırlanan “Titanic”ten yıllar sonra ikinci kez birlikte kamera karşısına geçtiği partneri Dicaprio ise artık yeniyetme yakışıklı rollerinden bütünüyle sıyrılıp usta bir oyuncu olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.

Vahşi kapitalizmin tasarımladığı ve toplumlara dayattığı çağdaş aile modeli üzerine kayda değer mesajlarla dolu, oyunculuklarının yanısıra sanat yönetimi ve sinematografisiyle de göz dolduran son derece klas bir yapıt.