Burnu 'gerçek aşk' ile fena sürtülen bir kadın avcısı

Yönetmen Mark Waters'ın boğucu yaz sıcaklarının sinema geleneklerine bağlı kalarak çektiği sabun köpüğü kıvamında bir romantik komedi olan 'Hayalet Sevgililerim', bütün yüzeyselliğine karşın, aşk ve sadâkati günübirlik ilişkiler karşısında yücelten öyküsüyle yine de belli bir ilgiyi hak ediyor.

Ali Murat Güven
Burnu 'gerçek aşk' ile fena sürtülen bir kadın avc

alimuratg@yahoo.com

HAYALET SEVGİLİLERİM / Ghosts of Girlfriends Past Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı Türü ve Süresi: Romantik komedi / 100 dakika Gösterim Dili: Orijinal seslendirmesi İngilizce olan bu film, ülkemizde Türkçe altyazılı kopyalarla gösterime sunulmuştur. Yönetmen: Mark Waters Senaryo Ekibi: Jon Lucas ve Scott Moore Görüntü Yönetmeni: Daryn Okada Özgün Müzik Bestecisi: Rolfe Kent Kurgu Yönetmeni: Bruce Green Sanat Yönetmeni: Maria L. Baker Oyuncular: Matthew McConaughey (Connor Mead), Jennifer Garner (Jenny Perotti), Michael Douglas (Wayne Amca), Emma Stone (Allison Vandermeersh), Breckin Meyer (Paul), Lacey Chabert (Sandra), Robert Forster (Çavuş Volkom), Anne Archer (Vonda Volkom), Daniel Sunjata (Brad), Noureen DeWulf (Melanie) İthalatçı Şirket: Fida Film Dağıtıcı Şirket: Warner Bros. İçerik Uyarıları: Cinsel içerikli espriler ve kısa süreli cinsellik/çıplaklık içerdiğinden dolayı, 18 yaşından küçükler ve bu tür temalardan hoşlanmayanlar için uygun bir film değildir. Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: http://www.ghostsofgirlfriendspastmovie.com/ Yıldız Puanı: * * ½

/resim/site/015413b91fd613ada854by.jpg
“Ünlülerin fotoğrafçısı” olarak nam yapan Connor Mead, kadınları ve eğlenceyi seven, ancak bireysel özgürlüğüne de alabildiğine düşkün bir tiptir. Müzmin bir bekâr olarak kimseye bağlanmama politikası doğrultusunda, telefonda aynı anda birden fazla kadından ayrılırken bir diğeriyle randevulaşmak onun için pek de sıradışı bir durum oluşturmaz.

Ağabey Paul ise uçarı küçük kardeşi Connor'un tam aksine son derece romantik bir kişiliğe sahiptir ve yakın zamanda evlenmek üzere hazırlık yapmaktadır. Onun dünyaevine girmekle çok büyük bir felakete sürükleneceğini düşünen Connor da ağabeyini evlenme fikrinden vazgeçirmek için var gücüyle çabalamaya başlar. Çünkü hayattaki en doğru yolun kendi yolu olduğuna inanmıştır bir kez...

İki birader arasındaki evlilik tartışmaları sürüp giderken, düğünden bir gece önce Connor'ı ziyaret eden üç hayalet, onu başarısız ilişkilerle dolu geçmişine, bugününe ve yapalnız kalacağı geleceğine doğru eğitici-öğretici bir yolculuğa çıkarırlar. Amaç, kahramanımızın tam olarak ne zaman bir “kadın avcısı”na dönüştüğünü bulmaktır. Eski kurbanları, vaktiyle kendilerine çok gözyaşı döktüren bu yakışıklı, ancak inanılmayacak kadar sorumsuz adamın kadın ruhuna duyarlı biri olabilmek ve hayatının aşkını yakalayabilmek için hâlâ bir şansı olabileceğine inanmaktadırlar. Nitekim, çok geçmeden o şans kapısını çalar. Bakalım kahramanımız, ömrünün son yıllarında trajik bir yalnızlığa saplanıp kalmadan önce bu şansı lâyıkıyla değerlendirebilecek midir?

ROMANTİK KOMEDİ FORMUNDA BİR HAYAT DERSİ

/resim/site/042113b95bcd13ada856by.jpg
Mark Waters, Hollywood'un -filmografisi henüz bir düzineye denklenmemiş- taze sinemacılarından biri… 45 yaşındaki Michiganlı yönetmen, 1990'ların ortalarında girdiği sektörde ilk filminden bu yana öyle ahım şahım bir sinema dili yakalamanın derdine düşmedi. Kendisinin en büyük meziyeti, gişede iki seksen uzanmayacağı en baştan belli olan orta hâlli projeleri, her yaş ve algı düzeyinden izleyicinin kolaylıkla tüketebileceği, temiz bir sinema diliyle beyazperdeye aktarmak…

“Hayalet Sevgililerim” de bütünüyle bu formda, yani yaz piyasasının gereksinimlerine uygun sabun köpüğü gibi bir yapım… Öykünün odak noktasında, genç, yakışıklı, şöhretli ve paralı; bu gibi “sağlam” (!) gerekçelerinden dolayı da bencilliği tavan yapmış Amerikalı bir zampara görüyoruz. Diğer tarafta ise ona hiç benzemeyen; aşka, evliliğe, sadakâte çoluk çocuğa karışmaya inanan mazbut bir ağabey ve onu ruhen tamamlayan nişanlısı var. Adamımıza göre evlilik sorumluluğu, tek bir kadına bağlanmak, baba olmak gibi işler tamamen enayilere göre; ağabeyini de çok sevdiğinden onu “yol yakınken” nikah dairesinden geri döndürmek için bir taraflarını yırtıyor. Sonrasında da kaderi (ya da onu izleyen ilahi güçler) adamımıza dersini bir güzel veriyor. Ve hayatta en sevdiği sözcük “ben” olan bu arkadaşımız, takip ettiği yolun hayırlı bir sonu olmadığını görerek (daha doğrusu acı akıbeti kendisine gösterilerek) yavaş yavaş “adam olmayı” öğreniyor.

/resim/site/07213b96af913ada857by.jpg
Âdeta keçi boynuzu kıvamında filmler olmalarına karşın, Amerikalıların çektikleri bu tür romantik komedileri öteden beri çok seviyorum. İyi vakit geçirtmeleri ve bolca güldürmelerinin yanı sıra, Amerikalı senaristler bu basit yapılı öykülere, ya da en azından bunların büyükçe bir bölümüne insancıl ve ahlâkî bir boyut da kazandırmayı biliyorlar çünkü… Bugüne kadar izlediğim pek çok romantik komedi gibi Waters'ın öyküsü de bir dizi gürültü-patırtı ve sululuktan sonra son çeyreğine girdiğinde, kadın olsun, erkek olsun, insan nesline “insan gibi davranma öğüdü” veriyor. Özellikle de karşı cinsle kurulan duygusal ilişkilerde…

Böylesine olumlu bir final de bu kategorideki filmlerin benim gibi muhafazakâr eleştirmenlerin nazarında kayda değer bir kimlik kazanması için yeterli bir neden… Hele de insanların zamanlarını, paralarını ve iradelerini ellerinden alıp, onlara iki saat boyunca anlamsız bir ses ve görüntü karmaşası sunan onca çöplük film ardı ardına gösterime girerken, daha da önemsiyorum bu tür insancıl mesajları…

“ADINDAN KAYBEDEN”, YETENEKLİ BİR AKTÖR

/resim/site/15313b9884913ada858by.jpg
“Hayalet Sevgililerim”in başrolünde, ilk tanıdığım günden bu yana ismini telaffuz etmekte fena hâlde güçlük çektiğim bir oyuncu, Matthew McConaughey var. Hani, hayat yolunda haddinden fazla tırmalamasına karşın fiziksel albenisi olmadığı için sürekli itilip kakılan bazı insanlar için “tipten kaybediyor” derler ya; bana göre, aşağı yukarı bir 15 yılını Hollywood da geçiren bu adam da -tipten değilse bile- taşıdığı o meşakkatli isimden kaybetti. Son derece yetenekli ve sempatik bir aktör olmasına karşın, McConaughey'nin kısmetine sürekli eften püften filmler düşüyor. Ki “Hayalet Sevgililerim” onun 2000'ler boyunca rol aldığı en iyi film bile sayılabilir! Öte yandan, duran bir saatin bile günde iki kez doğru zamanı göstermesi gibi, 1969-Teksas doğumlu bu ağabeyimizin kariyerinde de turnayı gözünden vurduğu iki büyük başyapıt mevcut… Anılan filmlerden ilki, Robert Zemeckis'in 1997 yılı yapımı “Mesaj”ında canlandırdığı, uzaylılarla bağlantı kuran bilim kadını Eleanor Arroway'i (Jodie Foster) politika, din ve bilim dünyasının bağnaz zihinlerine karşı verdiği mücadele sırasında koruyup kollayan munis din bilgesi Palmer Joss karakteriydi. Sonrasında da hemen aynı yıl Steven Spielberg'in çok beğenilen tarihsel draması “Amistad”da yine aynı düzeyde karizmatik bir rolde boy gösterdi. McConaughey'nin Hollywood serüveninin bundan sonraki bölümü ise bütünüyle hava cıva filmler üzerine kurulu…

İzleyeceğiniz aşk oyununun karşı cephesini oluşturan Jennifer Garner'ı sorarsanız, onun da ünlü aktör Ben Affleck ile evli olmasının dışında, en büyük meslekî numarası, özellikle genç kuşak televizyon tutkunlarının 2001'den bu yana hayranlıkla izlediği “Alias” adlı serüven dizisindeki başrolü… Ancak, o da şimdiye kadar rol aldığı filmlerin olanca vasatlığına karşın, “tipten kazananlar” grubunun bir üyesi…

/resim/site/033613b93af413ada855by.jpg
“Hayalet Sevgililerim”in, oyuncu kadrosu açısından en büyük bombası ise hiç kuşku yok ki Michael Douglas… Filmde “Wayne Amca” adlı görmüş geçirmiş karakteri canlandıran 65 yaşındaki Douglas'ı bu denli çökmüş, pamuk beyazı saçlarla izlemek ilk anda belli belirsiz bir hüzün duygusuna yol açıyor. Ancak, şunu da iyi biliyoruz ki Kirk Douglas'ın yetenekli oğlu, gerçek hayatta böylesine göçük bir durumda değil; aksine en fazla 50'lerinin ortalarında bir görünüme sahip. Yalnızca, bu filmdeki rolü gereği olduğundan biraz daha geçkin bir çehreye büründürülmüş. Onu da yaşına-başına yakışan bol esprili bir öyküde, hem de gayet sağlam bir oyunculuk sergilerken izlemek, Waters'ın orta sıklet filminin izleyiciye sunduğu hoş sürprizlerden bir diğeri…

Yaz sıcaklarının kuzey yarımküreyi kuşatmasına paralel olarak, filmlerin sayısının da kalitesinin de iyiden iyiye gerilediği bir dönemdeyiz. Türk sinemasının yeni örnekleri deseniz, o cepheden zaten sonbahara kadar tık yok. Bu yüzden, sinema salonlarıyla muhabbetini yaz sıcağına aldırmadan sürdürenlerin içinde bulunduğumuz günlerde çok fazla bir seçenekleri de kalmıyor. Eğlenceli, uçucu, az biraz da mesaj veren bir öykü izlemek istiyorsanız, “Hayalet Sevgililerim” size uygun düşebilir. Daha ciddi ve ağır bir öykü izlemeyi tercih edenler içinse Fransız sinemasından gelen “Devlet Sırrı” bütün ihtişamıyla ikinci seçeneği oluşturuyor.