DÖNÜŞÜCÜLER-2: YENİLENLERİN İNTİKAMI / Transformers-2: Revenge of the Fallen
Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı Türü ve Süresi: Bilim-Kurgu / 150 dakika Gösterim Dili: Orijinal seslendirmesi İngilizce olan bu film, ülkemiz genelinde 62'si Türkçe altyazılı, 72'si Türkçe seslendirilmiş olmak üzere, toplam 135 adet kopyayla gösterime sunulmuştur. Bu “alternatifli gösterim sistemi” de sinemaseverlere -pek çok kentte- salon tercihlerini Türkçe seslendirmeli ya da Türkçe altyazılı kopyalar üzerinden yapabilme fırsatı vermektedir. Yönetmen: Michael Bay Senaristler: Ehren Kruger, Roberto Orci, Alex Kurtzman Görüntü Yönetmeni: Ben Seresin Özgün Müzik Bestecisi: Steve Jablonsky Kurgu Ekibi: Roger Barton, Tom Muldoon, Joel Negron, Paul Rubell Sanat Yönetimi Ekibi: John Billington (Süpervizör), Julian Ashby, Naaman Marshall, Ben Procter Oyuncular: Shia LaBeouf (Sam Witwicky), Megan Fox (Mikaela Banes), Isabel Lucas (Alice), Josh Duhamel (Yüzbaşı Lennox), John Turturro (Ajan Simmons), Rainn Wilson (Profesör Colan), America Olivo (Frizbici kız), Samantha Smith (Sarah Lennox), Hugo Weaving (Orijinalde / Megatron'un sesi), Peter Cullen (Orijinalde / Optimus Prime'ın sesi) İthalatçı Şirket: UIP Dağıtıcı Şirket: UIP İçerik Uyarıları: Çocuklar için irkiltici olabilecek ses ve görüntü efektleriyle dolu bir yapım… Ayrıca, anlattığı öyküdeki fantastik robot karakterler ve bunların sahip oldukları düşsel yetenekler, özellikle ilkokul çağındaki izleyicilerin gerçeklik algılarında zararlı sapmalara yol açabilir. Bilim-kurgu ve fantazi filmlerine özgü yoğun şiddet, yanısıra da bazı bölümlerinde kaba konuşmalar, davranışlar ve cinsel içerikli göndermeler barındırdığından dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir film değildir. Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.transformersmovie.com Yıldız Puanı: * * ½
Şeytanî karakterli robot topluluğu “Hilebazlar” (Decepticons), Sam'in tozlu arşivlerin derinliklerinde ulaşıp gün ışığına çıkardığı stratejik bilgilerden kısa süre sonra haberdar olur ve söz konusu bilgileri çalmak üzere onun peşine düşerler. Genç adam, başındaki bu büyük belayı atlatabilmek için bir kez daha eski dostlarına, iyi huylu “Otobotlar”ın yardımına başvurur. Bu arada, yaşadığı soluk kesici kaçıp kovalamacalar sırasında, uzatmalı sevgilisi Mikaela da (Megan Fox) cesur ve güzel bir yol arkadaşı olarak bir kez daha yanıbaşında yer almaktadır. Ancak, şimdiki mücadelede olayın tarafları iyiden iyiye kalabalıklaşmış ve işin içine -elindeki bütün vurucu güçle birlikte- Amerikan ordusu da katılmıştır.
“Dönüşçüler”in dünyamızı tarihin eski çağlarında ziyaret ettiklerine ve sahip oldukları teknolojik bilgiyi o çağın insanlarıyla paylaştıklarına dair ipuçlarıyla dolu olan piramitler, çağımızda, aynı metal ırkın kendi aralarında yaptıkları, tozu dumana katan yeni bir savaşa daha sahne olacaktır. Çünkü, her iki robot topluluğunun da inatla aradığı “kayıp tapınak” bu bölgede bulunmaktadır.
Japonlar türetti, Amerikalılar geliştirdi
Bu karakterleri ilk kez Japonlar piyasaya sürmekle birlikte, onlara geniş çaplı bir arka plan öyküsü kuran kişiler ise Amerikalı çizgi roman yazarları olacaktı. Başını Bob Budiansky'nin çektiği bu hayâl gücü aşmış topluluk sayesinde mevcut karakterlere kalıcı birer kimlik oluşturulduğu gibi, ilerleyen yıllarda farklı ekipler tarafından da bir sürü yeni karakter türetildi.
“Dönüşücüler”i 1980'ler ve 90'ların teknolojisiyle gerçek film formatına uyarlamanın güçlüklerinin farkında olan yapımcılar, dünyanın dört bir köşesindeki sinemaseverlerin yoğun beklentilerine karşılık, o dönemi orta karar çizgi film uyarlamalarıyla atlatmayı yeğlediler. Hattâ, Kore kökenli Amerikalı animasyon ustası Nelson Shim, izleyicilerin bu konudaki histerik taleplerine cevap verebilmek amacıyla, 1986 yılında 85 dakikalık bir geniş perde animasyonu bile çekecekti. “Dönüşücüler”ün bu ilk uzun metrajlı sinema serüveni de gösterime çıktığı ülkelerde en az reel bir film kadar ilgi gördü ve zamanında oldukça tatminkâr bir izlenme rakamı elde ediyordu.
Yüksek teknolojiye yatkın bir sinemacı
2007 yılında, günümüzde artık “yönetmen” sıfatını da aşıp bir tür “sinema ikonu”na dönüşmüş bulunan Steven Spielberg'in yapımcılığında, şekilden şekle girebilen robot kahramanlarını baş döndürücü bir dijital modelleme teknolojisi eşliğinde beyazperdeye taşıyan usta yönetmen, bu iddialı gösterinin gişedeki hasadını da fazlasıyla alıyordu. Devam bölümünün yapım hazırlıklarına ise gerçekte ilk filmden hemen sonra başlanmıştı. Fakat, bebek yüzlü başrol oyuncusu Shia LeBouf'un geçen yaz bir trafik kazası geçirip elinden sakatlanması nedeniyle yapım süreci aylar boyunca aksadı ve dört ülkede (ABD, Mısır, Ürdün, Fransa) yapılan çekimler 2008 sonbaharında ancak tamamlanabildi.
Michael Bay, iki sezon öncesinin en çok iş yapan filmlerinden biri olan “Dönüşücüler”in devam serüveninde yalnızca özel efekt çıtasını yükseltmekle kalmamış, aynı zamanda ilk bölümü görece daha çocuksu bir atmosferde ilerleyen bu serüvene -erişkin izleyicilerin beğenilerine uygun olarak- farklı boyutlar kazandırmayı da denemiş. Ancak, böyle bir tercihle iyi mi yapmış yoksa kötü mü, o epeyce tartışılır doğrusu!
Hedef kitlesi bulanıklaşmış bir öykü
Diğer dünya ülkeleriyle aynı anda izleyiciyle buluşabilmesi için -alışılmışın dışında bir işletmecilik uygulamasıyla- geçen cuma değil de çarşamba günü gösterime giren bu yapıtın, içerdiği çocuksu fantazilere paralel olarak gişedeki öncelikli hedefinin de 7-15 yaş grubu olması beklenirdi. Ancak, şimdiki serüven, gerek oyunculuktaki bütün numarası fiziksel albenisinden ibaret olan Megan Fox'un teşhirciliğine fazla çanak tutması, gerekse zaman zaman bunaltıcı düzeylere tırmanan aksiyon ve şiddet boyutuyla, daha ziyade büyüklere dönük bir yapım görünümüne bürünmüş.
Yanısıra, “Dönüşücüler-2”, öyküsü içinde Amerikan ordusuna açtığı geniş “hava atma” alanı ve bu ülkenin vurucu gücünü alabildiğine yücelten propagandist yapısıyla da hiç gereksiz yere siyasal bir kimlik kazandığını görmekteyiz. Öyle ki yapımcılar, âdeta görsel açıdan etkileyici bir bilim-kurgu filmi yapma kisvesi altında, gerçekte Amerikan ordusuna radikal bir propaganda filmi çeker gibi garip bir tutum içine girmişler. Cumhuriyetçi Parti çizgisindeki yönetmen Bay'in böylesi durumlarda sergilediği hamasî tavrı, onun “Armageddon” ve “Pearl Harbor” gibi önceki filmlerinden iyi biliyoruz aslında. Bu rahatsız edici yaklaşımın temelinde ise en az senaryo-yönetim ekibinin milliyetçi duyguları kadar, yapımcı şirketin Pentagon'dan bazı nadide askerî araç-gereçleri temin edebilme imtiyazı karşılığında ödemek zorunda kaldığı kocaman bir “diyet”in de bulunduğunu sanıyorum.
Perdeye ve kolonlara yansıyan bunca şamata, en yıkıcısından şiddet gösterileri karşısında, küçük izleyicilerin “algı dumuru”na uğramadan salonları terk etmeleri pek de kolay gözükmüyor. O yüzdendir ki filme hem ABD'de hem de ülkemizde “+13 yaş sınırlaması” getirilmiş durumda. Ki bana göre bu bile “Dönüşücüler” gibi bir yapım için düşük sayılabilecek bir yaş kategorisi ve ülkemizdeki pek çok sinema salonu işletmecisinin Bakanlık Sınıflandırma Kurulu tarafından belirlenmiş olan söz konusu sınırlamaya uymayacağına da adım kadar eminim. Çünkü, bizde sinema işletmeciliğinin ilk kuralı öteden beri şöyledir: “Çocuklar ve gençlerin ruh sağlığı mı? Salla gitsin, yeter ki paracıklar gelsin!
Sonuç olarak, toplam üç yeni filmin gösterime girdiği (bunlardan biri de zaten düpedüz “porno” sınırlarında dolaşan üçüncü sınıf bir İspanyol yapımı) tatsız tuzsuz bir hafta sonunda, mevcutlar arasında ehven-i şer sayılabilecek olan yegâne sinemasal gösteri… Ancak, onu da çoluk-çocukla birlikte izlemek pek doğru bir tercih gibi gözükmüyor.
* * *
Neden “Transformers' değil de 'Dönüşücüler' diyoruz?
Durumu daha iyi açıklamak üzere, yabancı kökenli bir başka isimden örnek verelim… Özgün ismi “Warrior of Revenge” olan bir çizgi roman dilbilimsel kimlik itibarıyla her neye karşılık geliyorsa, “Transformers” ismi de ne bir eksik, ne bir fazla, bütünüyle aynı konumda... Yani, “Warrior of Revenge” çizgi romanını ülkemizde basmaya karar veren bir yayıncının onu “İntikam Savaşçısı” olarak Türkçeye çevirecek olması ne denli zorunluysa, bu filmin ismi de aynı düzeyde mantıklı bir çeviriye ihtiyaç hissediyor. Çünkü, dediğim gibi, söz konusu olan bir “özel isim” değil, yalnızca o eserdeki kahramana yakıştırılmış (fiilden türetme) bir “sıfat”…
Batıdan gelen pek çok çizgi roman, televizyon dizisi ya da sinema filminin ismini (bunların büyük bir bölümü “Zagor”, “Mandrake”, “Conan” ya da “Hulk” gibi değiştirilemez nitelikte birer özel isim dahi olmamalarına rağmen) dilbilimsel açıdan hiç sorgulamadan, uygun bir biçimde yerel kültüre adapte etme çabasına girişmeden, acınası bir kolaycılık ve teslimiyet duygusu içinde aynen kabul etme hastalığımız ne yazık ki Michel Bay'in bu iki bölümlük serüven filminde de yine depreşmiş durumda…
Kaldı ki Türkiye'de film işletmeciliği sektörüne uzun yıllar boyunca yön vermiş kimi eski toprak sinemacıların, 1970 ve 80'lerde, gerektiğinde en tartışılmaz görünen çeviri kurallarına bile boyun eğmeksizin, kitlesel sunum açısından doğrusu neyse onu yaptıklarını da gayet iyi hatırlıyorum. Bu işletmeciler, İngilizceden birebir aktarımı gayet zevksiz olan “Alien” (Yabancı) isimli bilim-kurgu filmleri dizisini son derece müthiş bir kavramsal çeviri başarısıyla “Yaratık” biçiminde lanse etmişlerdi. Ki bence bu uyarlama, anılan filmin orijinal isminden bile çok daha etkileyiciydi ve mâlûmunuz olduğu üzere Türk sinemaseverler arasında da müthiş tuttu.
Pekiyi ya, Steven Spielberg'in -birebir çevirisi “Çeneler” anlamına gelen- ünlü “Jaws”ına ne demeli? Türkiye'de kim, orijinal ismi “Çeneler” olan bir filmi izlemek için sabırsızlanır ki? Bu unutulmaz korku-gerilim klasiğinin ülkemizde gösterime girdiği dönemlerde dağıtıcı şirket tarafından ona yakıştırılan uyarlama ismin (“Denizin Dişleri”) orijinalinden çok daha kötü olduğunu söyleyecek biri çıkacağını da hiç sanmıyorum doğrusu…
“Transformers” konusundaki gerçek de aynen budur. Yani, istenildiğinde rahatlıkla Türkçeleştirilebilir ya da en azından yeniden isimlendirilebilir. Fakat, Türkiye'de böyle durumlar söz konusu olduğunda dilbilimin bariz kuralları yerine, “Türkçeyi İngilizce karşısında ne kadar değerli ve havalı bulduğumuz” gerçeği devreye girmeye başladı son 15-20 yıldır. Günlük hayattaki en basit, en sıradan sözcüklerin Türkçe karşılıkları dahi bizlere artık keyif vermiyor, bunların kendi dilimizdeki karşılıklarını alabildiğine banal buluyor ve İngilizcelerini telaffuz etmediğimizde içten içe kurtlanıyoruz.
Gerçi, şunu da dürüstçe kabul etmek gerekiyor ki “dil emperyalizmine teslimiyet” noktasında atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti. Ulusal dilin ödünsüz koruyucuları olması gereken kimi devlet kurumları (zamanında yapılmış en ciddi dilbilimsel araştırmanın ürünü konumundaki) 60 yıllık muhteşem “f dizilimli klavye”yi dahi 1990'larla birlikte tu kaka ilan edip koskoca bir gençlik kuşağını o dandik “q dizilimli klavye” sistemine fedâ ettikten sonra, “taze”ye “freş” demeyi alışkanlık hâline getiren bir topluma pek fazla şaşırmamak gerekiyor.
Ancak biz yine de Yeni Şafak sinema sayfalarında, kültür emperyalizminin bu tür masum görünümlü sızmalarına karşı yurtseverce bir tepki koymayı gerekli görüyor ve daha önce, 2007'de aynı filmin ilk bölümünü sayfalarımızda tanıtırken yaptığımız gibi “Transformers”ı “Dönüşücüler” olarak tanımlamayı tercih ediyoruz. Bunu gelecekte başka filmler için de inatla ve ısrarla yapmayı sürdüreceğiz. Tercihimize çeviri ya da gramer kuralları açısından itirazı olan varsa buyursun gelsin, her an her yerde tartışmaya hazırız. Fakat, getirmeyi düşündükleri eleştiri, “Ustacığım, dilbilimsel açıdan doğru söylüyorsun da, 'Transformers' sözcüğü afişlerde ve ağızlarda 'Dönüşücüler' sözcüğüne göre çok daha havalı duruyor” şeklinde olanlar ise zahmet edip kapımı çalmasınlar; çünkü onlarla hayatın hiç bir cephesinde aynı dili konuşmuyoruz zaten!
40 küsur yıldır kendisiyle gülüp ağladığım, sevgilerimi ve nefretlerimi dile getirdiğim, bir yandan Rabbime dualarımı sunmama aracılık ederken diğer yandan da ekmeğimi kazanmama vesile olan güzel dilim Türkçe… Sen çok yaşa!
* * *