Haftanın filmi / Hannibal Doğuyor / Sıkılacak suyu kalmayan bir dehşet öyküsü

Amerikalı yazar Thomas Harris'in “Kızıl Ejder” romanından beyazperdeye ilk kez yirmi yıl önce transfer edilen “yamyam doktor Hannibal Lecter” karakteri, Peter Webber'in zayıf yönetimi altında son bir kez daha paraya dönüştürülmeye çalışılıyor.

Ali Murat Güven
Haftanın filmi / Hannibal Doğuyor / Sıkılacak suyu

HANNIBAL DOĞUYOR(Hannibal Raising) 2007, ABD Yapımı Yönetmen: Peter Webber Oyuncular: Gaspard Ulliel, Li Gong, Helena Lia Tachovska, Aaron Thomas, Dominic West, Rhys Ifans Süre: 117 dakika Özel Sınırlamalar: İçerdiği yoğun şiddet nedeniyle Amerikan MPAA Kurumu'dan "Rated R" / Restricted (Sınırlandırılmış) uyarısına sahiptir. 18 yaşından küçükler ve bu tür içerikten hoşlanmayanlar için uygun değildir. Dağıtıcı Şirket: Warner Bros

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, açlığın pençesinde kıvranan bir Baltık cumhuriyeti… Küçük Hannibal'in ailesiyle birlikte yaşadığı köy evini basan gözü dönmüş haydutlar, anne-babasını öldürüp küçük kız kardeşini de açlıktan ölmemek için afiyetle “yerler”. Ailenin, bu vahşete tanık olup da hayatta kalabilen tek üyesi ise bölgeye ulaşan askerler tarafından kurtarılır ve bir yetimhaneye verilir. Küçük çocuk bir süre sonra buradan kaçarak, Paris'te, artık hayatta olmayan amcasının Japon asıllı eşinin yanına sığınır. Seçkin bir aileden gelen dul yengesi onu yemek, müzik ve resim üzerine gerçek bir uzmana dönüştürecektir.

Son derece zeki biri olan Hannibal, bir süre sonra tıp fakültesine kabul edilir ve burada kısa zamanda sivrilir. Fakat genç adamın derdi tıp ya da başka bir alanda uzmanlaşmak değildir; onun hayatta tek bir hedefi vardır: Açlıktan ölmemek için gözleri önünde küçük kız kardeşini yiyen adamlardan intikam almak. Ve günü geldiğinde de harekete geçer.

“Yamyam doktor” Hannibal Lecter; Mary Shelley'in “Frankenstein”ı ve Bram Stoker'ın “Dracula”sı ile birlikte sinema tarafından en fazla yağmalanmış korku-gerilim edebiyatı karakterlerinden birine dönüşmek üzere. Amerikalı yazar Thomas Harris'in 1980'lerin başlarında yazdığı “Kızıl Ejderha” adlı roman, ilk kez yönetmen Michael Mann tarafından keşfedildi ve Mann 1986 yılında bu öyküyü gösterime girdiğinde çok da ses getirmeyen bir filme dönüştürdü.

Hannibal'in beyazperdeye asıl görkemli yansıması ise Jonathan Demme'nin 1991 uyarlaması “Kuzuların Sessizliği” sayesinde gerçekleşti. Hem izleyiciler hem de eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanan bu ikinci çevrim, Anthony Hopkins ve Jodie Foster arasındaki hayranlık-nefret arasında gidip gelen o müthiş ilişkiyle, bütün zamanların en başarılı gerilim başyapıtlarından biri olarak belleklere kazındı. Sonrasında, İngiliz usta Ridley Scott 2001 yılında “Hannibal”, ertesi yıl da Brett Ratner “Kızıl Ejderha” adlarıyla bu öyküyü sakız gibi uzatıp duran birer devam filmi çektiler. Ancak, Hannibal'in öyküsüne dokunan hiç bir el, 1991 tarihli “Kuzuların Sessizliği”nin başarı ve büyüsünü bir kez daha geri getiremedi.

GEREKSİZ BİR ÇABANIN ÜRÜNÜ

Şimdi de kariyerinin henüz başlarındaki deneyimsiz bir yönetmen, Peter Webber aynı konuda şansını deniyor ve Hannibal'den son bir ticarî başarı daha elde etmeye çalışıyor. Ancak, bütün bu çabalar beyhude tabiî, Beyazperdede ekmeğini fazlasıyla yemiş olan bu “fazla akıllı yamyam”dan artık ne yaparsanız yapın, Demme'in “Kuzuların Sessizliği”nde yakaladığı türden şaşırtıcı ve gösterişli bir sinema çıkacağı yok. Çünkü, izleyici Lecter'a ilişkin öğrenmesi gereken ne varsa herşeyi fazlasıyla öğrendi. Bu saatten sonra çocukluğunun kimi karanlık anlarının tanığı olmak da ona dair sönmüş ilgimizi tekrar canlandırmaya yetmiyor. Kaldı ki insan eti yemeye teşne bir adamın bu zaafını, kardeşinin o küçükken yanıbaşında haydutlar tarafından pişirilip yenmiş olmasıyla açıklamaya çalışmanın, bu vahşet için ne denli sağlam bir arka plan kurabileceğini de psikiyatri bilimi erbabına bırakıyorum!

Özetle, “Hannibal Doğuyor”, zayıf bir yönetmenlik gösterisinin yanısıra, henüz pişmemiş olan genç yıldız Gaspard Ullier'in lezzetsiz oyunuyla da insanın içini daraltan, son derece gereksiz bir devam filmi. Hafta sonunda canınız ille de sinemaya gitmek ve kaliteli bir yapıt görmek istiyorsa, hiç tereddütsüz bunu pas geçin ve doğruca “Uygunsuz Gerçek”e yönelin.