ROCKY BALBOA (ROCKY 6)2006, ABD Yapımı Yönetmen: Syvester Stallone Oyuncular: Sylvester Stallone, Burt Young, Antonio Tarver, Geraldine Hughes, Milo Ventimiglia, Tony Burton Süre: 102 dakika Özel Sınırlamalar: İçerdiği kısa süreli bir kaç kaba diyalog ve boks şiddeti nedeniyle, Amerikan MPAA Kurumu'dan “PG” (Parential Guide/Ebeveynler Çocuklarına Eşlik Etmeli) uyarısına sahiptir. 18 yaşından küçükler ebeveynleri ya da erişkin bir nezaretçiyle birlikte izlemelidir. Uluslararası İzleyici Yargısı: 7.5 / 10 (Kaynak: www.imdb.com sitesi) Dağıtıcı Şirket: Özen Film
“İtalyan Aygırı” lâkaplı ünlü boksör Rocky Balboa ringlerdeki zorlu yıllardan sonra artık emekli olmuştur ve işlettiği restorandaki müşterilerine eski dövüş hikâyelerini anlatarak mazbut bir hayat sürmektedir. Ancak o, kalbinin derinliklerinde hâlâ aynı adam, hâlâ sıkı bir savaşçıdır. Bir televizyon programı için hazırlanan bilgisayar simülasyonu, emekli boksörümüz Rocky ile ringlerin yeni şampiyonu Mason Dixon'ı hayâlî olarak karşı karşıya getirir. Hem simülasyonun sonuçları hem de boks otoriteleri, Dixon'ın esaslı rakipleri devirmeden kolay biçimde şampiyon olduğunu, eski şampiyonlardan Rocky'nin ise halefi karşısında hâlâ çok daha üstün göründüğünü düşünmektedir. Dixon'ın uyanık menajeri bu tartışmaları bir fırsat olarak görür ve “İtalyan aygırı”yla gerçek bir maç organize etmek ister. Kendini çoktandır restoran masalarına adamış, bu arada çok sevdiği eşi Adrian'ı da kaybetmiş olan Rocky, bu hırslı ekibin tahrik yüklü çağrılarına daha fazla kayıtsız kalamaz ve adının saygınlığını korumak için yıllar sonra yeniden antrenmanlara başlar.
Her ne kadar, son aylarda Türkiye, Türkler ve sözde Ermeni soykırımı iddiaları hakkında yaptığı (buram buram çaresizlik ve ayakta mücadelesi kokan) açıklamalardan sonra ülkemizdeki hayranlarının büyük bir bölümünü kaybetmiş olsa da kabul etmek gerekir ki “Rocky” serisi, yetenekleri sınırlı New Yorklu aktör Sylvester Stallone'un kariyeri boyunca ortaya koyduğu en değerli sinemasal gösteri oldu.
1970'lerin ortalarında, Hollywood'da tutunabilmek için kendini oradan oraya vururken yazdığı ilk “Rocky” senaryosuyla yapımcıların dikkatini çeken, ardından da serinin -John G. Avildsen'in yönettiği- bu ilk filmiyle 1976'dan itibaren uluslararası bir yıldıza dönüşen Stallone, 61 yaşında yüzleşmek zorunda kaldığı “çaptan düşmüşlük” sarmalında, erken gelen bu emekliliği belli ki -ilk göz ağrısı üzerine kurduğu- anlamlı bir vedâyla taçlandırmak istemiş.
1976 yılında, Martin Scorsese'nin “Taksi Şoförü”nü devirerek “En İyi Film” Oscarı'nı kazanan ilk “Rocky”, oyunculuk, yönetim, müzik, görüntü, kurgu, hemen her açıdan oldukça sağlam bir filmdi. Hele de Philadelphia'da sabahın ilk ışıkları ve besteci Bill Conti'nin muhteşem müziğiyle başlayan, insanın kafasına koyduğu yüksekçe bir zirveye ulaşmak adına uykuya ve diğer her türlü bedensel zaafa direnişinin simgesi saydığım o muhteşem antrenman sahnesini ya da Rocky'nin yaşlı antrenörüne dakikalarca bağırıp çağırdıktan sonra dayanamayıp ardından koştuğu, onun tekrar gönlünü aldığı sahneyi unutabilmek ne mümkün…
Ancak sonradan pehlivan tefrikasına dönüşen bu öykünün 1979, 1982, 1985 ve 1990 yıllarında yapılan dört devam filmi gitgide daha fazla ticarîleşen, dahası (Rocky 4 gibi örneklerde) kaba-saba bir Amerikan milliyetçiliğinin bayraktarlığına soyunan örnekler olarak belleklere kazındılar. Stallone, tıpkı ilk “Rocky” gibi kendisinin yazdığı bu 6'ncı bölüm senaryosunda, arada gelip geçen bütün olumsuzlukları unutturmaya ve yeniden o ilk filmin saflığına, masumluğuna geri dönmeye çalışıyor. Bunu büyük ölçüde başarıyor da…
“Rocky Balboa”, ya da bütün dünyadaki sinemaseverlerin yakıştırdığı yaygın adıyla “Rocky 6”, posterinden müziğine, Rocky'nin salaş giyiminden kamera, kurgu ve müzik kullanımına, hattâ adamımızın bitirim bacanağı “Paulie” rolundeki -artık iyice yaşlı ve yorgun- Burt Young'a kadar her yönüyle 31 yıl önceki o ilk filme bir tür “saygı duruşu” niteliğinde. Filmin belki de tek eksiği, kahramanımızın ölümsüz aşkı, vaktiyle yönetmen Francis Ford Coppola'nın kızkardeşi Talia Shire'ın büyük bir başarıyla canlandırdığı utangaç “Adrian” karakteri… Ancak, “Sly” onu da öykünün değişik noktalarına gerek fotoğraf, gerekse arşiv görüntüsü olarak yerleştirmeyi unutmamış.
Kendi adıma, sıradan kişilere hayatta yükselme ve söz sahibi olma hakkı tanıyan sinemasal öyküleri öteden beri çok seviyorum. ABD yapımı olanları belli ölçüde Amerikan propagandasına âlet olsalar bile… Çünkü namuslu ve çalışkan insanların zaman zaman böyle sinemasal motivasyonlara da ihtiyaçları var. Hele de bizim gibi, yeteneğin, coşkunun ve atılımcı bir ruhun alabildiğine köreltildiği, önüne setler çekildiği üçüncü dünya toplumlarında yaşayan insanların çok daha fazla ihtiyaçları var.
Hem öykünün akışından, hem de aktör, senarist ve yönetmen Stallone'nun ilerlemiş yaşından ortaya çıkan sonuç o ki beyazperdeye bir daha yeni bir Rocky öyküsü yansımayacak. O yüzden, “Rocky 6”yı, bu serinin özellikle ilk iki filmini sevmiş ve onlardan Amerikan milliyetçi propagandaları dışında, daha farklı ve insanî anlamlar çıkarmış olan sinemaseverlere hararetle tavsiye ediyorum. En azından, hayatlarımızda iz bırakmış bir sinemasal destana vedâ adına…
Çünkü benim kuşağıma sinemayı bu gibi filmler sevdirmişti.