Yapımcı, yönetmen, besteci, senarist ve aktör Mahsun Kırmızıgül'ün -daha gösterime sunulması bile beklenmeden- aleyhinde cumhuriyet tarihinin en büyük karalama kampanyası başlatılan üçüncü yapıtı “New York'ta Beş Minare”, 5 Kasım Cuma günü 383 kopyayla sinemalara dağıtılmasından bu yana geçen toplam 6 haftada yaklaşık 3.500.000 biletli izleyiciyle 2010 yılının en çok izlenen filmi unvanını elde etti.
Aynı dönemde yarıştığı “Harry Potter-7/1”, “Başlangıç”, “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma” gibi birbirinden iddialı yabancı yapımların tümünü geride bırakan film, yakaladığı müthiş gişe başarısıyla 12 Şubat 2010 tarihinde 378 kopyayla gösterime giren ve toplam 21 hafta gösterimde kalarak 3.325.842 kişi tarafından izlenen “Recep İvedik-3”ün rekorunu da ondan çok daha kısa bir süre içinde kırmış oldu.
Kırmızıgül, bu sonuçla ayrıca 12 Mart 2009'da gösterime girerek 30 haftada 2.566.135 izleyici toplayan “Güneşi Gördüm”, 16 Kasım 2007'de gösterime girerek 51 haftada 2.032.410 izleyici toplayan “Beyaz Melek” adlı önceki iki çalışmasının gişe rakamlarını da açık ara farkla geçti.
Türk sinema medyasında, Yeni Şafak sinema yazarı Ali Murat Güven ve Habertürk sinema yazarı Kerem Akça dışında düzenli film eleştirisi yapan hemen hiç bir ismin desteklemediği; desteklemek şöyle dursun, yönetmeninin bundan 15 yıl önceki müzik kliplerinde “kırmızı ceket giymesi”nden başlayıp “saç stilinin itici olduğu”na kadar uzanan eleştirilerle şimdiye kadar başka hiç bir Türk filminde görülmemiş düzeyde yerden yere vurduğu lanetlenmiş bir yapım olarak, “New York'ta Beş Minare”nin -aleyhinde yürütülen bütün bu nefret kampanyalarına rağmen- sinemaseverler tarafından hem 2010 yılının, hem de son yılların en büyük gişe başarısıyla ödüllendirilmesi, ülkemizde film eleştirmenlerinin meslekî saygınlığının tartışmaya açılmasına ve sinemaseverlerin film tercihi yaparken (en azından teorik olarak “kanaat önderi” konumundaki) bu kişilerin pek çoğunu zerrece ciddiye almadıkları gerçeğinin deşifre olmasına yol açtı.