Reklamca konuşuyoruz

Ekranlardaki reklam filmlerinin sunduğu binlerce mesajın bombardımanı altında yaşıyoruz. Ancak, acaba bu mesajların hepsini görüyor muyuz? Genellikle aklımızda kalan, tanıtımı yapılan üründen ziyade reklam kahramanı ve sözleri olmuyor mu?

z
Reklamca konuşuyoruz

Televizyon izlemek çoğu zaman araya giren reklam kuşakları nedeniyle bir işkence halini alır. Özellikle güzel bir film veya ilgimizi çeken bir program izliyorsak... Ancak son zamanlarda öyle reklam filmleri çekildi ki, neredeyse programlardan daha fazla ilgi görmeye başladı. Kimini bir film gibi izlerken, kiminin de içinde geçen sözcükleri gündelik hayatta kullanır olduk.

Özgürce havalı pozlar verdik

Bir ara kokoreççiler ve Doğu şivesiyle konuşan sevimli karakterlerin olduğu internet reklamları revaçtaydı. Tam da onlarla bozuk Türkçe'ye alışmışken, başında kovboy şapkası ve sırtında çantasıyla Doğu'yu karış karış gezen ve "Ben özgürüm" diyen bir genç kız çıktı karşımıza. Doğu'da aylarca kendi ülkesinde bir turist gibi özgürce gezdi. Biz de onunla birlikte tam özgürlüğe alışmışken dizi, "İkinci Bahar" gibi sona erdi. Bizim özgürlüğümüz de böylece bitti. Bu arada bir müddet Sinan Çetin ve Ara Gürel ile gayet doğal bir havada "havalı pozlar" verdik.

Ardarda çekilen reklam filmleriyle televizyonlarımız reklam gelirlerini artıracaklardı ki, Türkiye'yi alt üst eden ekonomik kriz patlak verdi. Reklam gelirleri de birden yüzde 50'lerin altına düşüverdi. Ama reklamcılarımız yine boş durmadı. Bu kez krize uygun, "Titre ve kendine dön" türünde reklamlar geldi. TÜSİAD'ın hazırladığı "Maça devam" ve iletişim platformunun hazırladığı ünlü isimlerle dolu vapurlu reklam gibi. Maça devam reklamında bir futbol takımı olarak diğer ülkelere sürekli gol attık. İletişim reklamında ise ünlülerimizin bütün ikna çabalarına rağmen, "doğru iletişimi kurabildiğimiz takdirde üstesinden gelemeyeceğimiz hiç bir şeyin olmadığına" bir türlü ikna olamadık.

Daha 'çook' çalışacağız

Çocuk ruhlu bir millet olduğumuz için çocuklu reklamlar her zaman ilgimizi çekti. Son olarak bir deterjan reklamında çıkan sevimli çocuk, "Çook çalışmam lazım çook" derken, halet- i ruhiyemiz "çook" kötü olsa da yüzümüzdeki gülümsemeye engel olamadık. Ve bu reklam sözünü kendimize "çook" yakıştırdığımız için "çook" benimsedik. Son günlerin en çok konuşulan reklamı ise kuşkusuz Cem Yılmaz'ın oynadığı cep telefonu reklamı oldu. "Tamamen duygusal", "Merhaba Ajda Pekkan! Gerginsiniz bugün!.." Şimdilerde arkadaşlar arasındaki şakalar ve konuşmalarda dillere pelesenk olacak sözcükler bunlar. Böylece artık atasözlerimizin yanında bir de reklam sözlerimiz oldu. Bu arada bütün bu reklam filmlerinin kahramanlarının, tanıtımı yapılmak istenen ürünü gölgede bırakmaları da dikkatlerden kaçmadı.

SEYRİ ŞAHANESeyri Şahane

Haberciler tatilde, halk çalışma kamplarında...

Havva Setenay'dan bir ekran notu daha: "Yaz geldiğinden beri bazı televizyon kanallarının 'en mühim' programları arasında yer alan telovoleler, Akdeniz sahillerinde gününü gün eden tatilcileri ekrana yansıtıyor. Zenginle fakir arasındaki gelir dağılımındaki uçurumun giderek derinlik kazandığı ve orta sınıfın yok olmaya başladığı bugünlerde, Bodrum'da, Fethiye'de, Marmaris'te tatil yapan turistlerin ve ünlülerin ne giyip ne içtiği sanırım kimseyi ilgilendirmiyor. Halkın yaşadığı sorunlara değinen programlar hazırlamak işinize gelmiyor olabilir ama en azından insanlar aslanın ağzındaki ekmeği kapmaya çalışırken, ekranları zevk ve sefahat içinde yaşayanların görüntüleriyle doldurmayın."