Avrupa'da yaşayan nüfus ile kıyaslamak mümkün değil ancak Amerika'da da kayda değer bir Kürt nüfusu var. Batı Avrupa'da yoğunlaşan Kürtlerin nüfusu bir milyonu aşmakla beraber resmi olmayan rakamlara göre Amerika'daki toplam Kürt nüfusu 20-25 bin civarında.
Washington civarında yaşayan Kürtler Türkiye, Irak, İran ve Suriye karışımı olmakla birlikte ağırlık Irak Kürtleri'nde. Başkent Washington ve çevresinde doğal olarak daha çok siyasi kimlikleri öne çıkan isimler oluşturuyor. Çeşitli eyaletlere dağılmış olmakla birlikte Kürt nüfusunun iki eyalette yoğunlaştığını söylemek mümkün.
Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani 1975 sonbaharının başlarında Amerika'ya geldiği sıralarda Tennessee eyaletinin Nashville bölgesine yerleştirilen 800 civarında Iraklı Kürt aile bugün buradaki Kürt nüfusunun temelini oluşturuyor. Türkiye'deki Kürtler ise daha çok Kaliforniya eyaletindeki San Francisco ve San Diego şehirlerini mesken tutmuş. Iraklı Kürtlerin Amerika'ya gelişi daha çok Ortadoğu'daki ihtilaflardan ve çatışmalardan kaynaklanırken, Türkiye'den Kürtlerin gelmesi daha çok bir şekilde buraya yolu düşmüş Kürtlerin zamanla yakınlarını ve tanıdıklarını yanlarına çekmeleri şeklinde gerçekleşmiş. San Francisco'da bugün Kürtlerin 40'ın üzerinde restaurant işletmesi ve bunların daha çok Elazığ bölgesinden insanların olması bunun bir nevi göstergesi.
ABD'DE TEMSİLCİLİĞİN ÖNEMİ
2003 Irak işgali öncesine kadar Washington'da parti temsilcilikleri (KDP-KYB) düzeyinde temsil edilen Iraklı Kürtler, bu tarihten sonra Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin oğlu Kubat Talabani'nin temsilciliğinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Kurdistan Regional Government-KRG) düzeyinde temsil edilmeye başlandı.
Geçtiğimiz hafta Washington Temsilciliği'nin resmi açılışını yapan BDP'liler Amerika'daki Kürt renklerine yeni bir renk katmış oldu. Renk katmış oldu diyoruz, çünkü etnik temelde siyaset yapmak kanunlar önünde mümkün olamadığı gibi ne BDP bir Kürt partisi ne de Türkiye'deki tüm Kürtleri temsil ettiğini iddia edebilecek bir pozisyonu yok. Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yaşadığı kimlik ve bunlardan kaynaklanan hak ve özgürlükler sorunlarını, yine Kürt kökenli siyasi aktörlerin liderliğini yaptığı Demokratik Kitle Partisi ile Hak ve Özgürlükler Partisi gibi iki siyasi parti daha var. Olaya, Meclis'teki Kürt kökenli milletvekilleri sayısı bakımından yaklaşmaya kalkışacak olursak, bu kez BDP'yi sayıca üç kez katlayan AK Parti karşımıza çıkar!
Ancak tüm bu yaklaşımlar, BDP'yi Meclis'e gönderenlerin Türkiye'de yaşayan Kürtler olduğunu ve Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözüm talep ettiği gerçeğini hiçbir şekilde gölgeleyemiyor.
AK Parti hükümetinin başlattığı “açılım” sürecinin oldukça sancılı geçtiği bir dönemde -ki sancısız olması zaten mümkün olamaz- BDP'nin Washington ofisini açması doğal olarak hem Washington'da hem de Türkiye'de kaşların yükselmesine neden oldu. Nasıl bir başlangıç yapacakları merak ediliyordu BDP'lilerin. Yolun henüz başındalar ve normal bir başlangıç yaptı BDP'liler.
Washington'a başladıkları gün Türk Büyükelçiliği'ni ziyaret etmeleri bunun ilk örneğiydi. BDP Washington Temsilcisi Nazmi Gür'ün heyetin temaslarını Türk medya ve diğer kuruluşlarına kuruluşlarının tamamına bildirdiği, heyetin etkinliklerine katılımdan gayet iyi anlaşılıyordu. Nazmi Gür'ün gazetecilerin sorduğu soruların hepsine açık ve spekülasyonlardan uzak cevap vermesi (Her ne kadar gazeteciler, “Emine Ayna Carnegie Endowment toplantısında niye yok?” sorusuna verilen “Jetleg” cevabından pek tatmin olmadılarsa da) başlangıç hanesine artı olarak kaydedilmesi gereken bir diğer nokta.
BDP heyeti de gerek Carnegie Endowment'ta katıldıkları toplantıda gerekse BDP'nin açılışı için verilen resepsiyonda yaptıkları konuşmalarda ve sorulan sorulara verdikleri cevaplarda Türkiye'de söylediklerinden farklı bir şey söylemediler. Washington'daki gazetecilerin bolca gördükleri bir şeydir; buraya gelenlerin çoğu nedense farklı bir ruh alemine geçer. Genellikle hakimin karşısına geçen şikayetçi durumuna düşürürler kendilerini. Bazen rakiplerini şikayet etmekle kalmaz, birilerini veya bir kesimi karalar hatta ülkelerini kötülerler. Böyle zamanlarda, statükoyu korumak bile kıymetli oluyor.
İNSAN HAYATI OYDAN ÖNEMLİ
Kapatılan DTP'nin eşbaşkanı Ahmet Türk Carnegie Endowment'taki konuşmasında Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi durumunda bunun Irak, İran ve Suriye'de yaşayan Kürtlerin sorunların çözümüne de yardımcı olacağını ve Kürtlere bir şemsiye oluşturacağını söylemesi önemliydi. Ahmet Türk'ün Filistin, İrlanda, Güney Afrika'da yaşanan sorunlar gibi Kürt sorununun da uluslalarası boyut kazanan bir sorun haline geldiğini ifade ederken sözlerine, “Halklar arasındaki sorunların o halkların iç dinamiklerin çözülmesini esas alan bir mantığa sahibiz, öyle yaklaşıyoruz” cümlesi ile başlaması altı çizilmesi hakeden bir cümleydi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın “Son seçimde yaklaşık 2,5 milyon oy aldık. Ama kim olursa olsun, bu, çatışmalarda yitirdiğimiz tek bir insanımızdan daha değerli değil” demesi, bu yaklaşımın Türkiye'de her geçen gün ivme kazanıyor olması yabana atılmaması gereken bir nokta. Demirtaş'ın “PKK ile organik ya da inorganik bir bağları”nın olmadığını belirtmesine rağmen, oy aldıkları bölgede bu örgütün kitleler üzerinde nüfuzu ve hakimiyeti olduğuna dikkat çekerek, politikalarını buna göre belirlemek zorunda kaldıklarını dile getirmesi ise sadece BDP'nin değil tüm siyasilerin karşı karşıya bulunduğu bir “çıkmaza” işaret ediyor aslında.
PARTİ KAPATMA KARŞISINDA BDP
BDP kötü başlamadı ama Anayasa değişikliklerine, özellikle de paketten düşen ve parti kapatmalarını neredeyse imkansız hale getiren 8. maddeye neden destek vermediği konusunda tatmin edici olamadı. Demirtaş, ilk tur oylamada bu maddeye 5 sembolik oy verdiklerini ancak AK Parti'nin bunu görmediğini, hatta inkar ettiğini söyleyerek, “İlle de uzlaşalım diyecek halimiz yok” sözleri ikna edici değildi. Nazmi Gür resepsiyonda, “Burada, Washington'da bir demokrasi kapısısı açıyoruz” derken, Selahattin Demirtaş da aynı vurguyu yaparak: “Ülkemizin demokrasisine ve barışına hayırlı olacağına inandığımız bir açılışı gerçekleştiriyoruz” diyordu.
Washington'da “yeni bir demokrasi kapısı” açıldı mı hep beraber izleyeceğiz ama Türkiye'de demokrasiye giden bir kapının kapandığını hep beraber yaşadık.
Lazım olan 5 sembolik oy değil, 5 gerçek oydu...