Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin düzenlediği sempozyum 9-11 Ekim 2008'de Sivas'ta Üniversite'nin Kültür Merkezi'nde büyük bir katılımla gerçekleştirildi.
"Doğu da Allah'ındır Batı da Allah'ındır" ilkesinden hareketle iki kadim medeniyetin tarih boyunca birbiriyle ilişkisinin varlığı bir realitedir. Ne Batı düşüncesi olmadan Doğu düşüncesi anlatılabilir ve anlaşılabilir; ne de Doğu düşüncesi olmadan Batı düşüncesi anlatılabilir ve anlaşılabilir.
Bu iki medeniyetin çatışmaktan başka alternatifi olmadığı kehaneti boşa çıkmaya mahkum bir fanteziden ibaret kalacaktır. Nitekim Birleşmiş Milletler'in "Medeniyetlerin İttifakı" projesi bu çerçevede gerçekleştirilmiş önemli bir girişimdir.
"Medeniyetler İttifakı"nın eş başkanları olarak T.C. Başbakanı ile İspanya Başbakanı'nın tercih edilmesi isabetli bir karardır. Zira bugünkü İspanya, Batı İslam dünyasının merkezi Endülüs'tür. Bugünkü Türkiye de Doğu Roma İmparatorluğunun merkezi olmuştur. Bu anlamda Doğu'nun ve Batı'nın tarihleri beraber yapılmıştır.
DOĞU, BATI KADAR ÖNEMSEMEDİ
Doğu ve Batı ilişkisinin entelektüel düzeydeki münasebeti de bir vakıadır. Bu zihni ve fikri ilişkinin odağında ise, İbn Rüşd bulunmaktadır. "Eğer İbn Rüşd olmasaydı Batı Aristo'dan ve külliyatından habersiz olacaktı", tespiti bu hali temellendiren bir yaklaşım ifadesidir.
Ne yazık ki İbn Rüşd düşüncesi Doğu İslam düşüncesinden ziyade Batı düşüncesine daha fazla tesir etmiştir. Keşke İslam dünyasında Gazâlî çizgisi ve geleneği kadar, İbn Rüşd zihniyeti de yaygınlık kazansaydı.
İbn Rüşd, Batı'da Averos diye tanınmaktadır. Aristo'nun en önemli yorumcusudur. Avrupa'da İslâm dünyasının en büyük filozofu olarak kabul edilmektedir. Cordoba'da (İspanya'da) doğan ve babası yargıç olan İbn Rüşd, din felsefesi ve hukuk öğrenimi yapmıştır. Fakat o bunları aşarak edebiyat, şiir, tıp ve bütün bilimlere karşı büyük bir ilgi göstermiştir.
Bugün kısmen veya tamamen kayıp olan birçok Yunanca kitaplar, hâlâ İbn Rüşd'ün tercüme ettiği şekliyle bilinmektedir. Eleştirel bir görüşle ve sistematik bir şekilde çalışan İbn Rüşd, Aristo'nun anlaşılmasında önemli bir hizmeti olduğu için Batı'da "Büyük Yorumcu/Eleştirici" (Commentator) olarak tanınmaktadır.
İbn Rüşd'ün hemen hemen bütün eserleri Ortaçağ'ın iki bilim diline çevrilmiş ve sonuçta İbn Rüşdçülük (Averroisme), Batı dünyasının kültür merkezlerinde etkili fikir akımı halini almıştır.
İbn Rüşd'ün eserleri daha başlangıçta Yahudi müelliflerin ilgisini çekmiş ve büyük bir kısmını İbranice'ye çevirmişlerdir. Belki de bunda Yahudi bir aileden gelme olduğu söylentisinin de etkisi olmuştur. Yahudi çevirmenler, onun eserlerinden bir kısmını İbranice'ye tercüme ederken, bir kısmını da Arapça, fakat İbrani harfleriyle yazmışlardır. Nitekim Paris Bibliotheque National'in İbranice bölümünde filozofun yaklaşık elli eserinin yazması günümüze intikal etmiştir. Viyana'da da yaklaşık kırk nüsha bulunmaktadır.
AKILCILIĞIN ÖNCÜSÜ
İbn Rüşd'e göre felsefe öğrenmek dinî bir zorunluluktur. Din, var olanlara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutmaktadır. Başka dinlerin ve ideolojilerin fikirlerini öğrenmek de, aynı şekilde bir zorunluluktur. Gerçek her nerede ise alınır ve yararlanılır. Eskilerin kitaplarındaki bilgilerle, dinin bildirdikleri amaç bakımından benzerdirler.
İbn Rüşd, felsefeyle uğraşanların ve olaylara akılcı açıdan bakanların sapıttıklarını ileri sürenleri eleştirir. Ona göre, akıl ve felsefe, gerçeğe ulaştırıcı en önemli yaşamsal enstrümanlardır.
Bilim insanı olmayanlar, İbn Rüşd'e göre, gerçeğe ulaştırmada insanlara rehberlik yapamazlar. Aklî düşünce ürünü yapıtların okunmasını engellemek, dinin emirlerini engellemek gibidir.
İbn Rüşd, İslâm dünyasında akılcı yaklaşımı benimseyenlerin öncüsü kabul edilmektedir. Bu anlamda cumhuriyetimizi kuran entelektüel kadro için esin kaynağı olmuştur.
* Doç. Dr. Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi