İşler artık 'İdare-î Maslahat'la yürüyemez

Vecdi Demir
İşler artık 'İdare-î Maslahat'la yürüyemez

Bir politika yöntemi olarak 'idare-î maslahatçılık'ı en basit deyimle, geçiştirmecilik olarak tanımlayabiliriz. Söz konusu politik yöntem, sorunlar karşısında standart olmayan, özellikle günü kurtarma ve yarını ırgalamama şeklinde yürür. Bir sistem değildir. Zira her sistemin belirgin özellikleri vardır. Hangi durumda nasıl sonuçlar üreteceği bellidir. Oysa, idare-î maslahatçılık sürprizlerle yol alır.

Şimdi bir karakter tahlili yapalım: Bir idare-î maslahatçının tipik özellikleri nelerdir? Hangi kişilik özelliklerine sahiptir?

Bire kere, haddinden fazla iyimserdir. En azılı katillerin bile 'ıslah' olacağına inanıp onları masum toplumun arasına salmaktan imtina etmez. Oysa kendisi 'ıslah olmaz' bir kördür. Zira sonradan, toplu suçlara, toplu cinayetlere doğrudan sebebiyet vermiş olur.

BİR MASLAHATÇININ ÖZELLİKLERİ

İkincisi, ilkesizdir ve 'benden sonra tufan olsun' felsefesini (belki de felsefesizlik) benimsemiştir. Her devrin adamı olup rahatlıkla iktidar yalakası sıfatını edinir. Herkesi idare etmeye çalışır. Yumuşak başlı olup 'saf' tutmaz. 'Yarın' diye bir zaman algısına sahip değildir. Her edim ve olgunun 'an'da teşekkül ettiğine inanır. Gelecek için öngörüleri yoktur. Gelecek için deyim yerindeyse, herhangi bir tohum ekmez.

Onun için her insan birdir. İyilik ve kötülük 'göreceli' gerçeklerdir. Nesnel bir durum asla yoktur. En katı doğruları bile yozlaştırmaktan ve kafaları bulandırmaktan geri durmaz.

İnsan ilişkileri 'menfaat' üzerine dayanır. Gördüğü herkesi, acaba nasıl yararlanabilirim, nasıl çarkıma dahil edebilirim, nasıl sömürebilirim diye düşünmekten kendini alamaz. Çünkü düşünce biçimi böyle teşekkül etmiştir.

İdare-î maslahatçı tipler 'çöküş' dönemlerinin aranan insan tipidir. Osmanlı'nın son demlerinin politikası için 'idere-î maslahat' devri adlandırması yapılmıştır. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilmeyen, önüne gelen herkesi kucaklayan, mevcut mülkü, kural tanımadan düvel-i muazzamanın her çeşidine peşkeş etmekten çekinmeyen bir politikacı tipi...

Türk Yönetimi ve İdare-î Maslahatçılık Siyeseti adlı makalesinde Lynton K. Caldwell, geleneksel bürokrasimizdeki yapısal özellikleri analatırken şu satırları karalar: 'Alışılagelen büro usulleriyle verimli bir işletmenin gerekleri arasındaki ayrılıklar, kamu kuruluşlarını gezen hiç kimsenin gözünden kaçmaz. Sayısız gereksiz çalışan vardır: kapı açanlar, çay yapanlar, haberciler... Baş yöneticinin bir yere girişine bakınca, onun statüsü ve otoritesi ortaya çıkar. Devlet tekellerindeki yönetimi anlatan W. O. Wegenstein ve G. W. Kaser'in gözlemlerine göre, "... orta kademelerde yapıcı bir iş çıkarmak için hiç ilgi ve sorumluluk yoktur. Bir müdür yardımcısı büroya girince çalışanlar genellikle okudukları kitapları ya da gazetelerini bırakmazlar. İlk kademe amirlerinin, bölümlerindeki çalışma disipliniyle ilgilenmedikleri anlaşılmaktadır, bir bakıma haklıdırlar bunda çünkü... gerekli otoriteleri yoktur"'

Öte yandan, büro şefleri de genellikle lakaytlıklarıyla temayüz ederler. 'Hizmetli ve çaycılarla' (burada 'hizmetli ve çaycı'lar asla aşağılanmış değildir. Kastedilen, hiyerarşinin, çalışma disiplini gözetilmeden, tepe taklak edilmesidir) ahbaplık ederler. Onlarla kahvehanelerde okey ve tavla oynarlar ve hatta samimi şakalarda bile bulunurlar.

KISSADAN HİSSE ÇIKAR MI?

İdare-î Maslahatçılık tarihinde Nazi Dönemi İngiliz Başbakanları'ndan Neville Chamberlain bulunmaz bir örnektir. Hitler'i bile sevmiş ve onun küçük ölçekli devletleri işgal etmesine ses çıkarmamış (hatta teşvik etmiştir. Örnek: Çek'leri İşgali). İngiliz tarihçeri tarafından şiddetle eleştirilen Chamberlain Hitler'in her dediğine evet demiştir. Onun appeasement policy, yani yatıştırma politikası kâr etmemiştir. Ve koskoca İngiltere'yi Almanların yayılmacı siyasetine oyuncak etmiştir. Peki koltuğunu korumuş mudur?

Ne gezer!

Kıssadan hisse.

* Araştırmacı-Yazar