Sosyal politikalar her devletin ve her toplumun olmazsa olmaz gereklerindendir. Bu politikalar esasında toplumu oluşturan fertlere yönelik faaliyetler ve çalışmalar bütününü içermektedir. Bunlar başlıca; eğitim, sağlık, kültür, spor ve çevre alanında uygulanmaktadırlar. Sosyal politikalar hemen hemen her ülke açısından Anayasalarında yer alan ve böylece vatandaşlara taahhüt anlamında hükümetleri bağlayan önemli politikalardır.
Her ülkenin kendine özgü sosyal politika çalışmaları vardır. Hem resmi kurumlar bunları yürütmekte hem de toplumu oluşturan vatandaşların, fertlerin kendi aralarında bir araya gelerek kurdukları cemiyetler, vakıflar, birlikler gibi platformlar aracılığıyla bu tür faaliyetler yürütülmektedir. Burada özellikle STK'ların önemi çok büyüktür. STK'lar bu anlamda, gönüllü bazda yapılan bağışlar ve faaliyetlerle hükümetlerin sosyal politika uygulamalarındaki boşluklarını, eksikliklerini doldurmaktadırlar ve şüphesiz ki gönüllü çalışmalar çok daha verimli, etkili ve bereketli olmaktadır.
ON YILDA GELİNEN NOKTA
Bu yardım kuruluşlarının genelde sosyal amaçlı çalışmalar yaptıkları bilinmekle beraber, her ülkenin ve her uluslararası örgütün kendine özgü misyonları çerçevesinde faaliyetlerini yürüttüğü açıktır. Kısacası, genelde hemen hemen bütün kuruluşlar kendi hedef ve misyonlarına uygun yönlendirme yapmaktadırlar. Bunu anlatmak için şöyle denir; Afrika'da çoğunluk Müslüman'dır, ama eğitim düzeyi düşük bu ülkelerde misyonerlik faaliyetleri çok yaygındır. Aynı şekilde Uzakdoğu'da misyonerlik faaliyetleri yaygındır. Afrika'da bir ele ekmek verilirken diğer ele İncil verildiği söylenir ve bilinir. Bunun yanında, sağlık alanında, eğitim alanında, gıda alanında bu tür yardım alanında bilinir, bilinmez tüm kuruluşlar kendi misyonlarına uygun yardım materyalleri ve enstrümanlarını seçmektedirler. Bu sebeple bizlere de önemli görevler düşmektedir.
Türkiye'de yardım faaliyetleri ve kuruluşlar açısından son 10 yılda ciddi hamleler görmekteyiz. Özellikle Kızılay'ın doksanlı yıllarda ciddi bir imaj kaybı ve gerileme yaşadığı bir dönemde, sivil anlamda ortaya çıkan Deniz Feneri, İHH, Kimse Yok mu, Can Suyu Derneği, Yardım Eli, AKUT, Mazlum- Der, Gaye ve Gönül Kuşağı gibi kuruluşlar 1999 depreminde ilk büyük çıkışlarını yaparak deprem bölgelerinde gerçekten çok başarılı yardım faaliyetlerinde ve sosyal organizasyon faaliyetlerinde bulundular. Halkımızla eşleştiler ve gerek yurt içi, gerek yurt dışında hem doğal afetlerde hem de açlık, savaş ve yoksulluktan kıvranan bölgelerde yoğun faaliyetler yürütmektedirler. Bu kuruluşlarımız gönüllü bazda çalıştıkları ve halkın yardımlarını yerlerine ulaştırdıkları için gerçekten Türkiye'nin uluslararası alanda da itibarını yükseltmişlerdir.
Türkiye bugün gerek resmi yardımlar, gerekse özel yardımlarla dünyada 1 milyar dolar gibi bir miktarla en fazla yardım yapan 7. ülke durumundadır. Bu durum Türkiye'nin dünyadaki itibarını da yükseltmiştir. Zaten bunları BM'nin Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 151 gibi rekor bir oyla seçilmemizde, İKT Genel Sekreterliği'ne bir Türk diplomatın seçilmesinde çok açık bir şekilde görmekteyiz. Aynı zamanda bu sivil inisiyatiflerin giderek güçlenmeleri ve başarısı Kızılay'ın yeniden yapılandırılmasını sağlayarak şimdi onun da tekrar başarılı ve aktif bir konum kazanmasına yardımcı olmuştur.
Burada şunu unutmamak gerekir ki, bu tür çalışmalar önce bir insanlık gereğidir ve dünyada eşitlik, adalet ve hakkaniyetin sağlanmasında önemli bir fonksiyon görmektedirler. Dünyada bu konularda sorunlar olmasaydı zaten sosyal yardım faaliyetlerine ihtiyaç çok daha az olacaktı. Lakin bugün dünyada bu konuda çok ciddi adaletsizlikler ve yaklaşık 2 milyar insan açlık ve yoksullukla mücadele etmektedir.
Geçmişten bugüne yardım çalışmaları birçok kuruluş ve ülke açısından temel amacı sadece yardım olmadığı, kendi amaçlarına yönelik kullandıkları için ülkeler arasında ciddi bir rekabet ortamı oluşmaktadır. Bu sebeple, bazı ülkelerde engellemelerle karşılaşılmaktadır. Kızılay, İHH, Deniz Feneri, Kimse Yok mu, Can Suyu, Yardım Eli gibi yardım kuruluşları hem organizasyon, hem kurumsal olarak daha profesyonel çalışmaları, hem de uluslararası alanda başta BM nezdinde akredite olmaya çalışmaları gerekir. Bununla birlikte zaten bu kuruluşlar İKT'ye akredite olmuş kuruluşlardır. Tabii bu noktada bu kuruluşların iç organizasyonlarını ve kurumsal yapılarını uluslararası alandaki mevzuat ve yapılara uygun olarak geliştirmeleri de ayrıca önem arz etmektedir.
DEVLET - STK EŞGÜDÜMÜ SAĞLANMALI
Halkımızın cömertliği ve alicenaplığı meşhurdur. Yardım çalışmalarının kitle iletişim araçları ile yerine ulaştığını ve çok önemli fonksiyon gördüğüne inandıkları için yardımlarını artırmışlardır. Bunlar dini ve insanlık vecibele-rimizdir. Başarılı faaliyetlerimiz halkın yardıma olan isteğini, iştiyakını artırmıştır. Yıllar içinde bu kuruluşlarımız, kendi içlerinde organizasyon açısından da modern çalışma yöntemlerine geçerek özgür ve başarılı projeler yürütmektedirler. Aynı zamanda devletin üzerindeki sosyal politika görevini de kolaylaştırmaktadırlar.
Bu anlamda devlet ve sivil kesim asla birbirine rakip değil, tamamlayıcı durumdadır ve maalesef 1990'lı yıllardaki baskıcı ve yasakçı dönemde yardım kuruluşları üzerlerinde de haksız baskılar ve engellemeler oluşturulmuştur. Ama bunun olumsuz etkileri yardıma ihtiyaç duyanlar ve sosyal politikalar üzerinde açıkça görülmüştür. Bu noktada devletin de denetim yapmak kaydıyla, mutlaka sivil kesimin sosyal kesimin sosyal yardım yapmasını teşvik ederek kolaylaştırması gerekir. Son 15 senede belediyelerde gerek kömür dağıtımı, gerek gıda dağıtımı, gerek aşevleri, iftar çadırları açma, gerek yaşlı bakımları ve gerekse kadınlara yönelik faaliyetlerde yoğun politikalar ve uygulamalar yapılmaktadır.
Hem devlet hem sivil kesim ortak çalışmalıdır. STK'lar belli faaliyetlerde daha esnek, daha süratli çalışabilmektedir. Devletin de bunun yanında, ekonomi politikalarındaki başarısıyla, sosyal alanda yardıma ihtiyacı olanları azaltmaya çalışması gerekir.
Bununla birlikte, eğitim, spor, çevre gibi alanlarda devletin uyguladığı belli başlı sosyal politikalar olmak zorundadır. Ancak STK çalışmaları da mevzuat yönünden, çalışma imkanlarının geliştirilmesi yönünden desteklenmelidir. İşin içine para ve yardım konuları girdiği için mutlaka denetim de etkin olarak yapılmalıdır.
Devlet bütçesiyle, mekanizması ve rolü itibariyle çok güçlü bir aygıttır. Her ülkenin mutlak suretle bir sosyal politika anlayışı mutlaka olmalıdır. Bunu her haliyle sivil kesime bırakmak da çok doğru olmayacaktır. Devlet ve STK'lar tamamlayıcı olmalıdır. Devlet, sivil kesimi rakip görmemeli, onun önünü kesici ve rakip gören anlayışda olmamalıdır. Devlet, STK'ların gücünün yetmediği yerlerde o eksiklikleri tamamlamalıdır.
*Dr. MÜSİAD 3. Dönem Genel Başkanı