Uludere neden hedef oldu

Yıllardır Uludere'yi baskı ile ele geçiremeyen örgüt kaçakçılık olayına el atarak bölgede nüfuz oluşturma arayışına girdi. Son olay ile PKK'ya bu fırsat verilmemeli. Bunun için sınırda ticaret devlet eliyle güvenlik altına alınmalıdır.

Kazım Canlan
Uludere neden hedef oldu

Türkiye-Irak sınır bölgesinde 35 vatandaşın ölümüyle sonuçlanan hava operasyonunun ardından dikkatler olayın geçtiği Şırnak'ın Uludere ilçesi ve köylerine çevrildi. Türkiye'nin sınırında bulunan ve coğrafi şartları nedeniyle istisnai bir konuma sahip olan Uludere, Irak sınırından 20 kilometre içerde bulunuyor. Köylerinin büyük bir bölümü Irak sınırında olan Uludere'nin, sarp ve derin vadilerden oluşan yapısı, zamanla sınırda kontrolsüz bölgelerin oluşmasına neden olduğu bir gerçek. Hava operasyonlarında ölen Encü ailesinden gençlerin köyü olan Gülyazı ve Ortasu köylerinden Taşdelen köyüne kadarki sınır hattı, Uludere'nin kontrolü zor olan sınır bölgesini oluşturuyor. Gülyazı ve Taşdelen'e kadar uzanan bölgede köylerin bazı mahalleleri ya da evlerin sınırın Irak tarafında bulunuyor. Aslında haritada sınır gibi gözükse de orada yaşayanlar için pekte öyle değil. Sadece kaçakçılık maksatlı değil, düğün-dernek, cenaze birçok olayda iki taraflı geçişlere sıkça rastlamak mümkün. Asıl sorun bölgeden iyi niyetli giriş çıkışlar değil. Kaçakçılık maksatlı sınır ihlalleri ile PKK'nın geçişleri en önemli sorun. Terör örgütü, Irak tarafından Türkiye'ye mayın ve mühimmat sokmak için bölgeyi geçiş üssü olarak kullanırken, kendilerini ticaret erbabı olarak gören köylülerde, sınırı sıkça kullanıyorlar.

ULUDERE HEP HEDEFTE OLDU

Bilindiği üzere 1970'lerin sonunda kurulan PKK, terör örgütü olarak Güneydoğu'da silahlı eylemlerinin startını 1983-1984 yıllarında verdi. Bölgenin Irak'a açılan kapısı konumundaki Uludere ise hep bölücü terör örgütünün hedefinde yer aldı. Uluderelilerin teröre geçit vermediği bölgede, PKK köylere ve karakollara baskınlar düzenleyerek ilçe halkının direncini kırmaya çalıştı. Terör örgütü PKK'nın Uludere'yi önemsemesinin en büyük nedenini Irak'a açılan kapı olması. O yıllarda da Irak, İran ile savaştığı için Türkiye sınırında bir etkisi yoktu. Hep yönetim boşluğunun yaşandığı Irak, PKK için o zamandan bu zamana hep bir kaçış ülkesi oldu. PKK, Irak'ın kuzeyini sadece kaçmak ve sığınmak için değil zamanla en önemli örgüt üssü haline getirdi. Ancak PKK bir türlü Uludere'de tutunamadı. Tutunamayıp da dışlanınca intikam için sürekli köylere saldırdı örgüt. Uludere halkını yanına çekemeyeceğini anlayan PKK, 1986 yılında kanlı yüzünü göstermeye başladı. Örgüt, Uludere bölgesinin en önemli askeri unsuru olan tabur komutanlığını basarak, tabur komutanı da dahil 11 askeri şehit etti. Örgüt saldırılarında hem devletin gücünü kırmaya hem de bölge halkını sindirmeye çalıştı. Arda arda yaptığı karakol baskınlarının yanı sıra köyleri de ateşe vermekten kaçınmadı. Uludere'nin sınır hattının en uç noktasında yer alan Taşdelen köyünde de 1990'lı yılların başında 30 köylüyü katletmesi halen bölge halkının hafızalarında canlılığını koruyor. Taşdelen'in baskın yemesinin nedeni sadece örgüte destek vermemesi değil, aynı zamanda bir korucu köyü olmasından kaynaklanıyor. Örgüt karakol baskınları düzenleyerek devletin bölgeden elini çekmesi için yoğun uğraş verdi. Diğer taraftan da köylere de saldırılarda bulunarak Uluderelilerin devletin yanında değil örgütün yanında yer alması için yoğun bir çabaya girdi. Ama tüm bunların aksine Uludere'nin büyük bir bölümü ve sınır hattındaki köyler teröre prim vermedi.

KORUCU KÖYLERİ SINIR KARAKOLU OLDU

Uludere'nin yapısına gelince. Maalesef böylesi yerler değerlendirirken “teröre geçit veriliyor mu” ölçeğinde bakmak zorunda kalınıyor. Umarım bu bakış açısı da terör belası da ortadan kalkar. Uludere'ye gelince özellikle ilçenin sınır köylerinde devlet ile halk hep el ele olmuş. Terörün ortaya çıkmasıyla birlikte kendiliğinden mücadeleye başlayan ve silahlanan köyler, silahlarını ilk zamanlar Kuzey Irak'taki Mesut Barzani güçlerinden temin ettiği biliniyor. Her hangi bir yönlendirmeye gerek kalmadan kendiliğinden teröre karşı harekete geçen Uludere sınır köyleri zamanla koruculuk sisteminin gelmesiyle birlikte sisteme entegre oldu. Pek çok köyde onlarca korucu bulunması da bu yüzden. PKK'ya geçit vermeyen köyler, zamanla birer korucu köyü adı altında doğal bir sınır karakoluna dönüştüler. Uludere sınır hattını devlet adına tutan köylüler, devlet ile irtibatını koruculuk sistemine adapte olarak sağladı. Bölgeye tayin olan komutanlar ve memurlar ile köylülerle içli dışlı oldular. Bunları orada görev yapanlar anlatıyor. Acının yaşandığı Gülyazı köyündeki okulun yapımında bölgedeki tabur komutanlığı öncülük yapmış. Komutanlar ve başka devlet görevlileri, yer aldıkları cenazelerde, düğünlerde, aşiret yemeklerinde, sünnet şölenlerinde baş tacı yapılmışlar. Onlarda bölge halkının sevincini de acısını da hep paylaşan olmuşlar.

TERÖR GEÇİM KAYNAKLARINI KURUTTU

Terör olayların başlamasıyla birlikte literatüre giren ve düne kadar devam eden olağanüstü hal uygulamaları ve bunun günümüze kadar uzantısı durumunda olan geçici güvenlik bölgeleri. Terörün bir sonucu olarak özellikle de yayların geçici güvenlik bölgesi kapsamına alınması Uludere ve sınır köylerinde başta arıcılık olmak üzere küçükbaş hayvancılığı da bitirdi. Korucu köyleri birer karakol gibi görev yaptığı için köylerde iş tutan vatandaşlar, zamanla yaptıkları görevden ötürü köylerini terk edemez hale de geldiler. Bu tür uygulamalar olmasa bile, eli iş tutan köylüler korucu oldukları için ve görev yerlerini terk edemediklerinden yaylalara da çıkacak kimse kalmadı. Yaylaların teröre bağlı geçici güvenlik bölgesi oluşturulmasıyla tükenmesi ve köylülerinde koruculuk nedeniyle köy dışına çıkamaması üzerine arıcılık ve koyun yetiştiriciliği bölgede tükendi. Şırnak'ta 20 yıl öncesine kadar koyun sayısının 7 milyon olduğunu hesaba kattığınızda Uludere için koyunun önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Terör nedeniyle sona eren arıcılık ve koyun yetiştiriciliğinin yerinde ise maalesef kaçakçılık daha çok kök saldı. Korucular köyün dışına çıkamayınca bu işte köyün gençlerine düştü. Yine Uludere faciasına dönecek olursak Güzyalı ve Ortasu köylerinden hayatını kaybedenlerin çoğunun 15-30 yaş arasında olması da buna dayanıyor.

KAÇAKÇILIK PKK'NIN TRUVA ATI OLDU

Baskın ve baskılarla bölgeyi ele geçiremeyen PKK, hep arayış içinde oldu. Ve zamanla çareyi kaçakçılık olayına el atmakta buldu. Irak sınırında yönetim boşluğu yaşanması nedeniyle komşu ülkenin sınıra yakın bölgesini etkisi altına alan eli kanlı terör, kurduğu sistemle sınırın Irak tarafında kaçakçılığın sözde yasasını oluşturdu. Zaten o tarafta adı son dönemde sıkça gündeme gelen Bahoz kod adlı Feyman Hüseyin'in liderliğindeki örgütün Haftanin kampı bulunuyor. İşte; Türkiye'nin sınır köylerinden Irak'a geçen gençler burada PKK gerçeği ile karşı karşıya kaldılar. Yıllarca dedelerinin ve babalarının silahla karşılık verdiği terörün etki alanında kendilerini bulan gençlere, örgüt kaçakçılık vergisi adı altında gücünü gösterdi. Sınırın öbür tarafında ne Türkiye'yi ne de Irak yönetimini gören bu gençler zamanla PKK'yı daha da yakından tanıdı. Karşılarından kendilerinden yaptıkları işin karşılığında vergi alan ve kayıt tutan bir sistem vardı. Bu sistemin mimarı da örgüttü. Uludere'ye nüfus edemeyen PKK için kaçakçılık olayı bir fırsattı. Bu fırsatı da iyi kullandı. PKK, yasadışı yollarla yapılan sınır ticaretini bir truva atı gibi kullanarak katır sırtlarında kaçakçılık yapan gençler üzerinden örgüt ideolojisini bölgeye sokmakta gecikmedi. İdeolojisini sokan örgüt için sıra bizzat bölgeye girmek gelmişti ki… İşte tam da burada Uludere faciası bir anda işleri hızlandırdı…Tabii temennimiz bunun böyle olmaması….

DEVLET SINIR TİCARETİNE EL ATMALI

Peki şu anda neler yapılması gerekiyor. Elbette 35 can geri gelmeyecek. Ancak yinede devletin yapması gerekenler var. En kısa sürede yaraların sarılması gerekiyor. Hata yaptık açıklamalarının yanı sıra açılan soruşturmanın ciddiyetler yürütülmesi, özür ve tazminat konuları çok önemli. Başbakan'da bunun işaretini verdi. Başbakan Erdoğan kendisi güvence verdi; gerekenin yapılacağını ve oradakileri birer emanet olarak gördüklerini bizzat acılı ailelere söyledi.

Buralara yasal ticareti gerçekleştirecek adımlar da atılmalı. Emekli Albay Işık'ın dediği gibi; “Devlet gerekirse buralara açacağı ve kâr amacı gütmeyen KİT'lerle yeni iş kapıları açmalı buradaki insanlara" diye de ek bir öneri sunuyor. Işık'ın şu önerilerine de kulak vermekte fayda var; 'Kaçakçılığın önlenmesi ve örgüte etkisinin kesilmesi için birkaç yol var. Örneğin buralara gümrük kapıları açabilirsiniz. Uludere, Çukurca, Şemdinli gibi özellikle kaçakçılığın yoğun yapıldığı yerlere gümrük kapısı yapar ve buralardaki örgütün etkisini kesersiniz”. İşte facia sonrası bir yönüyle anlamaya çalıştığımız Uludere gerçeği...