Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İnsanlığın önünü açacak evrensel ruh: Hakikat medeniyeti ve üç ufku
İnsanlığın önünü açacak evrensel ruh: Hakikat medeniyeti ve üç ufku
Dünyaya dört asırdır Batı uygarlığı hükmediyor: Batılılar üretiyor, dünya tüketiyor. Ekonomiden ve siyasetten sözetmiyorum sadece; düşünce, bilim, sanat ve estetikten de sözediyorum. Batılılar konuşuyor, dünya konuşulanı konuşuyor. Batı’nın dışında bir dünya yok. Batılıların dışındaki medeniyetlerin bir dünyaları yok yani.Yeterince ürpertici, değil mi?NEYİ YİTİRDİĞİNİ HATIRLA!Bu yok oluş sürecini İslâm dünyası da yaşıyor. İslâm dünyasının tarih-kurucu aktörlerinden biri olarak biz de.Türkiye, zo...
Hacı Bayram’dan kaçırılan Kâbe imamı
Hacı Bayram’dan kaçırılan Kâbe imamı
İlkeler yanlış olabilir ama bir gün düzeltme ihtimali olduğu için ilkesizlikten evladır. Çünkü ilkesiz bir anlayış, bir inanış ve hele davranış sürekli hata üstüne hata yapmaya sebep olur. Hele sürekli başkalarına zarar vermeyi, başkalarının hesabına iş yapmayı prensip edinen ilkesizlik; devlet işlerinde, toplum idaresinde ve özellikle dini hayat ile ilgiliyse mâzallah zulmü doğurur.2012 yılı Nisan ayında Ankara’dan başlayan masum bir talep, Suudi Arabistan’ın (SA) bütün üst kurumlarını harekete...
Ertuğrul Gazi sen çok yaşa
Hayat
Ertuğrul Gazi sen çok yaşa
Söğüt Şenlikleri bu yıl pandemi nedeniyle biraz sönük geçti. Bu hafta sonu gerçekleşen etkinliklerden yola çıkarak ilk kez 2. Abdülhamit zamanında yapılmaya başlanan etkinliklerin tarihine doğru resimler eşliğinde bir yolculuk yaptık.
Yeni Şafak
Şu 1970 yılı
Şu 1970 yılı
Osmanlı Devleti yıkılmaya yüz tuttuğunda başta II. Abdülhamit olmak üzere, devlet adamları ve aydınlar bu çöküşü önlemeye çalıştı. İlginçtir, Abdülhamit açtığı mekteplerden mezun olanlar eliyle tahttan indirildi.XIX.a. sonu ile XX.a. başında bu kötü gidişe son vermek, memleketi kurtarmak, ülkenin istikbaline el koymak üzere üç fikir akımı yaygınlık kazandı. Bunlar İslâmcılık, Türkçülük ve Garpçılık idi. Ancak Garpçılığın Tanzimat’tan itibaren devletin resmi görüşü olduğunu, Batı’nın eğitim siste...
Akdeniz’de savaş mı barış mı?
Akdeniz’de savaş mı barış mı?

Akdeniz’de yaşanan paylaşım kavgası yeni değildir. Gerek Akdeniz ülkeleri ve gerekse Avrasya ticaretinde gözü olan bütün güçler tarih boyunca burada yaşanan rekabetin bir parçası olmuşlardır. Ne de olsa Akdeniz eski dünyanın kalbidir. Amerika kıtasının keşfinden sonra kısmen gündemden düşmüş olsa bile birkaç asır içinde yine eski önemine kavuşmuştur. Hatta bu sefer rekabete Amerika da dahil olmuş ve daha büyük bir çatışma alanına dönüşmüştür.

18. yüzyılın sonlarında Avrupa ve Amerika’daki siyasi değişim ve dönüşümler Akdeniz’i yeniden dünya gündemine taşırken önemini daha da arttırmıştır. Kuşkusuz Osmanlı Devleti’nin giderek güç kaybetmesi ve deniz güvenliğini sağlayamaz hale gelmesi de Akdeniz’in büyük güçler arasında bir çatışma alanı olmasına sebep olmuştur. Ancak asıl sebep sanayi inkılabı sonrasında geçtikleri aşamada Avrupa devletlerinin pazar, sömürge arayışları ve Amerika’nın da kıta dışındaki faaliyetleridir.

Bu girizgâhı Fransa’nın Yunanistan’ı Akdeniz’de Türkiye’ye karşı kışkırtmasının tarihi alt yapısına vurgu yapmak için yaptım. Meseleyi biraz daha açalım:

Fransa ve Rusya, 18. yüzyılın sonlarında, Hindistan ticaretinden pay alabilmek için Akdeniz’e inmeyi zaruri görüyorlardı. Sürekli sıcak sulara inme rüyası gören Rusya’nın kuzey ve doğuya doğru ilerlemesi durmuş, bütün siyasetini, Akdeniz’e yoğunlaştırmıştı. Nitekim Rusya 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’ndan elde ettiği Ortodoksları himaye gerekçesiyle Rum isyanını hazırlayanlara imkan sağlayacaktı. Rum isyanını başlatan Filiki Eterya’nın Odesa’da kurulması ve kurucularından birinin de Çar’ın yaverlerinden olması tesadüfi değildir.

Fransa Osmanlıların verdiği kapitülasyonlar ile eskiden beri Akdeniz’de ticaret yapıyordu. Ancak bir taraftan ihtilaller ve iç karışıklıklar diğer taraftan da İngiltere’nin Cebel-i Tarık Boğazı’nı eline geçirip Uzak Doğu’da koloniler kurması Fransa’nın Akdeniz’deki menfaatlerine büyük darbe indirmişti. 18. yüzyılın son çeyreğinde Baltık Denizi’nde dolaşan yaklaşık on gemisine karşılık, İngiliz bandırası taşıyan sekiz bine yakın geminin varlığı Fransa’yı kudurtuyordu. Baltık Denizi’nde söz sahibi sahip olamayan Fransa, diğer Avrupa devletlerinin rekabetinden uzaklaşıp -ihtilalin prensiplerine rağmen- bir imparatorluk kurma sevdasına düştü. Plana göre; Akdeniz’e inip, İtalya ve çevresini ele geçirdikten sonra İngiltere’nin Hindistan ile Uzakdoğu yolunu kapatacaktı. Ve bunu da asırlardır kadim dostu olduğunu iddia etiği Osmanlı hesabına yapacaktı. Yani bugün NATO’daki ittifaka karşı olduğu gibi o gün de dostluğa ihanet edecekti.

Akdeniz’de serbest hareket emek isteyen Fransa, Osmanlı hâkimiyetindeki Arnavutluk, Mora, Dalmaçya ve Venedik topraklarından koparılmış Yedi Ada gibi zengin ve stratejik toprakları almayı kafasına koydu. İşe bu süreçte, önce Yedi Ada’yı işgal etti, ardından Mısır ve Suriye’ye yöneldi. Cezzar Ahmet Paşa karşısında Akka’de aldığı büyük darbe ile bölgeden kaçtı ama Akdeniz’de sürekli kullanabileceği Rumları keşfetti. Ortodoks Rumlar, farklı düşünseler de adalardaki Latinleri ve Katolik mezhebine dönen bazı yerlileri kullanıp hedefine varmaya çalıştı. Osmanlı’ya karşı Rum isyanını Rusların başlattıkları kabul edilse bile kurulan ilk Yunan hükümetinin başına bir Katolik’in getirilmesi Fransa’nın rolünü gösteriyordu. Ortodoks olmalarına rağmen Fransız İhtilali’nin ikiyüzlü söylemlerine kanan bazı Rumlar da bu zillete katlanıp kimliklerini belirleyen mezheplerine ihanet etmişlerdir. Başka bir ifade ile Rumlar ve kuruluşundan itibaren Yunanistan, daima Fransa’nın oyuncağı ve Akdeniz’deki menfaatlerinin üssü olmuştur.

Bugün yaşananlar da bundan uzak değildir. Kendi içinde sıkışan ve ekonomisi daralan Fransa’nın çapsız lideri Macron, Akdeniz’de Yunanlıları ve Levanten bölgesindeki çıkar gruplarını kullanıp Napolyon olmaya soyunmuştur. İşbaşına geldiğinden beri “NATO’nun beyin ölümünü” ilan ederek AB bekçiliğine soyunan Macron; bir taraftan AB’nin diğer aktörlerini devre dışı bırakmak, diğer taraftan da NATO’nun en önemli ortağı Türkiye’yi bertaraf edip imparatorluğunu ilan etmeye niyetlenmiştir. NATO’nun varlığını kendi ekonomisi üzerinde bir yük olarak gören Trump’ın politikaları da zımnen Macron’u desteklemektedir.

Akdeniz’de savaş çıkarmak kolaydır. Ancak sürdürmek ve yeniden barışı tesis etmek zordur. Öncelikle, en büyük zararı görecek olan Yunanistan’ın bunu bilmesi ve alışkın olduğu yaygaracılığı bırakması gerekmektedir. Türkiye’ye de büyük görev düşmektedir. Doğrudan Yunanistan ve hatta maceraperest Fransız uçak gemisinin Türkiye karşısında hiçbir şey yapamayacağı kesindir. Fakat büyük bir devlet olarak Türkiye, soğukkanlı davranmak zorundadır.

Akdeniz’de ortaya çıkacak arbedede, ne dünyanın gaz verdiği Yunanistan ne de uluslararası hukuk bakımından yüzde yüz haklı olan Türkiye kazançlı çıkacaktır. Sadece yeni nesil silah üreticileri ile Türkiye’nin önünü kesmek isteyenler kazanacaktır. Elbette Türkiye bunun farkındadır ve Dışişleri Bakanı’ndan Cumhurbaşkanı’na kadar yaptığı diyalog çağrısı ile de niyetini izhar etmektedir. Ancak tarihte yüzlerce, binlerce kere tecrübe edildiği gibi, çoğu kere savaşlar devlet iradesinin dışında, bazı maceraperestler yüzünden çıkmaktadır. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti haklarını savunmak için sonsuz bir savaşa hazırlanırken; barış iradesini çok güçlü tutmalı ve tabiri caiz ise gaza gelmemelidir.

Antalya'da Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu: Güvertedeki topları bile bozulmamış
Gündem
Antalya'da Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu: Güvertedeki topları bile bozulmamış
Antalya'da denizin 40-50 metre derinliğinde, kum örtüyle kaplı Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu. Topları, gülleleri, ahşap aksamı, yelkenleri, halatları, demir aksamı ve çapalarıyla bulunan Osmanlı batığında, güvertedeki toplar bile hiç bozulmadan kuma gömülmüş halde tespit edildi.
DHA
Denizin 50 metre derinliğinde Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu: Toplar dahi bozulmadan kuma gömülmüş
Gündem
Denizin 50 metre derinliğinde Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu: Toplar dahi bozulmadan kuma gömülmüş
Antalya'da denizin 40-50 metre derinliğinde, 10 santimlik kum örtüsüyle kaplı Osmanlı savaş gemisi batığı bulundu. Topları, gülleleri, ahşap aksamı, yelkenleri, halatları, demir aksamı ve çapaları ile bulunan Osmanlı batığında, güvertedeki toplar dahi bozulmadan kuma gömülmüş olarak tespit edildi.
DHA
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Osmanlı coğrafyasının paylaşılmasıyla ilgili meseleler Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte büyük rol oynadı. Küçüklü büyüklü Batı Avrupa devletlerinin emperyalist yayılma stratejisi hedefine ulaşmış, Afrika’nın paylaşımı tamamlanmıştı. Devlet-i Âliye’nin geniş toprakları da her açıdan zenginlik ürettiği için savaş bize doğru gelmekteydi. Bu sebeple “Son Haçlı Seferleri”ni durdurmak için hazırlıklar yapıldı. Almanya’nın yanında savaşa girmemiz bir basiretsizliğin sonucu değildi. Yayılmacı ve yerleşimci kolonyalist Batı Avrupa ülkelerinin hedefinde Osmanlı coğrafyası vardı.

Özellikle İngiltere ve Fransa’nın coğrafyamızda artan faaliyetleri sonuçlarını vermeye başlamış, Körfez bölgesinin aşiret liderleri iki taraflı davranmaya başlamıştı. Aşiret liderlerinin İngiltere ve Fransa’ya yönelmesinde altın ve teknoloji üstünlüğü büyük rol oynamıştı. Kamuoyu savaşlarında yetersiz kaldığımızı kabul etmeliyiz. Kuşçubaşı Eşref ile Mehmet Akif çölde etkili bir propaganda faaliyeti yürütmüş olsalar da çağın teknolojik imkânlarını geliştirme ve entelektüel bilginin yayılması bakımından etkili olamadığımız açıktı. Mısırlı Mustafa Kamil Paşa gibi gazetecilerin sayısı sınırlıydı. Bu sebeple coğrafyanın dinamiklerini harekete geçiremedik. Aşiret liderleri küçük hedeflerine ulaşabildiler.

İngiltere aşiret liderlerine, Fransa ise azınlık gruplarına devlet bahşetti ve kendilerine iktidar verilenler yıllar sonra Türkiye aleyhine faaliyet yürütmeye başladı. Bu türden faaliyetleri kolonyalizm ve sömürgecilik ilişkileri çerçevesinde yorumlamak gerekir. Eylem yapmak üzere BAE tarafından Türkiye’ye gönderilen terör unsurlarını da aynı çerçeveye dâhil etmeliyiz. Devletlere ve örgütlere hükmedenler, bağımlı oldukları merkezlere borçlu oldukları için güçlerini coğrafyanın dinamikleri aleyhine kullanıyor. BAE gibi bağımlı devletler sadece Türkiye aleyhine faaliyette bulunmuyor, aksine coğrafyanın tamamında yerli ve millî dinamiklere karşı bir mücadele yürütüyor. Mısır yönetiminin de kendi halkına zarar vermek bakımından benzersiz olduğunu söyleyebiliriz.

Erdoğan’ın coğrafyanın geneline yayılan popülaritesi de Mısır ve BAE gibi ülkelerin yönetici elitleriyle büyük farklılığa işaret ediyor. Cumhurbaşkanımız’ın çağrılarının coğrafyanın neredeyse her karış toprağında karşılık bulması, çok kapsamlı analizleri zorunlu kılmaktadır. Bu, olağanüstü hareketli günlerin özellikle sosyal bilimlerin farklı alanlarında çalışanlar için zengin bir içerik ürettiğine inanıyorum. Yüz yıl önce Kuşçubaşı Eşref Bey ve Mehmet Akif’in propaganda faaliyetlerinde bulunduğu coğrafyada, milyonlar Türkiye ile bariz duygudaşlık içindedir. Mısır’da yapılan bir anket çalışması da bunu doğrulamaktadır. Bu ankete göre katılımcıların üçte biri, Erdoğan’ı devlet başkanı olarak görmek isteğini ifade ediyor. Arap sokaklarında Erdoğan etkisini sıradan bir hadise olarak göremeyiz.

BAE, İsrail ile normalleşme anlaşmasını imzalarken elbette coğrafyanın aleyhine adımlar attığını biliyor. Bu küçük ülkenin yönetici elitleri, Türkiye karşıtlığını Arap milliyetçiliği ile meşrulaştırmaya çalışıyor. Mısır da Türkiye karşıtlığında benzer bir yaklaşım sergiledi. Bahsettiğimiz anket çalışması, elitlerin sokaklar nezdinde bir karşılığının olmadığını gösterir.

İngiltere aşiret liderlerine, Fransa ise azınlıklara iktidar yolunu açmıştı. Emmanuel Macron’un son Lübnan gezisinden yansıyan fotoğraflar Fransa’nın hâlâ aynı doğrultuda faaliyet yürüttüğünü gösteriyor. İlginç bir şekilde Macron’un bu gezisine Türkiye’den de destek açıklamaları yükseldi. Bunlar Lübnan’da belirli grupların Macron sevgisini genelleştirerek coğrafyanın tamamına teşmil etmeye çalıştı. Fransa’nın coğrafyamızda uyguladığı kolonyal yönetimi ve sonuçlarını görünmez kılma gayretinin yanında aynı çevrelerin, Arap sokaklarından yükselen Erdoğan sevgisini önemsizleştirmeye çalışmaları da son derece önemlidir. Emperyalist ilişkiler bağlamında izah edilebilecek hadiseleri dikkatle takip etmek gerekir. BAE ve Fransa’nın Türkiye’de sadece belirli terör gruplarını yönlendirmediğine hükmedebiliriz.

Coğrafyamız, yüz yıl önce olduğu gibi hareketlendi. Karadeniz ve Akdeniz’in imkânları Türkiye’ye güç olmayı vadediyor. Yeniden Haçlı ruhuyla harekete geçmeleri bu sebeptendir. Mandacıların da hareketlendiğini görüyoruz.

Yüz yıl önce biz mağlup olurken onların yenilmez imparatorlukları da eski gücüne bir daha ulaşamadı. Otuz yıldır coğrafyamızda olmalarına rağmen başaramadılar. Bu da tarihin döndüğünü gösterir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.