Almanlar, Almanya’yı geri alabilirlerse, Türk-Alman ilişkileri eksen boyutu kazanabilir...
Almanlar, Almanya’yı geri alabilirlerse, Türk-Alman ilişkileri eksen boyutu kazanabilir...

Almanların kaderiyle bizim kaderimiz pek çok bakımdan hem benzeşiyor hem de örtüşüyor.

Bu cümleyi, konjonktürel mülahazalarla kurmuyorum. Kaldı ki, konjonktürel mülahazalarla cümle kurmadım bugüne dek, bundan sonra da kurmam sözkonusu olamaz.

Video: Almanlar, Almanya’yı geri alabilirlerse, Türk-Alman ilişkileri eksen boyutu kazanabilir...


WEIMAR RÖNESANSI: ALMAN RUHU’NUN İCADI VE ALMANLARIN GELİŞİ...

Kabaca yüzyıllık tarihe baktığımızda benzer varoluşsal sorunlarla boğuşuyoruz biz de, Almanlar da.

19. yüzyıla damgasını vuran Weimar Rönesansı, Almanların önce felsefede ardından sanat, siyaset ve ekonomide toparlanmalarına imkân tanıdı.

Sonunda Alman Birliği kuruldu: Almanya, Avrupa’da İngiltere’nin karşısında yegâne güç konumuna yerleşmiş oldu.

Başından itibaren Avrupa’yı kuran ve yıkan, kuran ve yıkan Tötonların çocukları Almanlar, Avrupa’yı yeniden kurmaya hazırlanıyorlardı...

Almanya geliyordu...

Önce güçlü felsefesiyle sonra da bütün Avrupa’nın kaderini belirleme emareleri gösteren güçlenen siyasetiyle...

Goethe, Schiller, Herder’in damgalarını vurdukları Weimar Rönesansı, modernliğin Protestan Avrupa’nın kurulması sürecinde kilit rol oynayan Kant’ın çerçevesini çizdiği, yörüngesini belirlediği Alman Ruhu, Hegel’in derinlikli felsefesiyle gerçeğe dönüşme imkânı yakaladı. Fichte’nin Alman ruhunun gelişini haber veren coşkulu söylemleri, bütün Almanları silkeleyip kendilerine getirmeye yetti. Siyasette, Alman ruhunun ete kemiğe bürünmüş timsali hatta zirvesi Bismarc’tı...

Evet sanayi devrimine geç dâhil olsalar da, düşüncenin her alanında ve sanatta -özellikle müzikte- gerçekleştirdikleri büyük atılımla, Almanlar geliyorlardı...

BISMARC, SİYASETİN NIETZSCHE’SİYDİ

Alman ruhu, icat edilmiş, Almanlar yeniden Avrupa’nın kaderini şekillendirecek bir konuma yükselmişlerdi.

İngilizlerin de, Fransızların da pabucu dama atılmak üzereydi...

Avrupa’daki devrimler, aynı zamanda, Avrupalı kurucu ulusların Avrupa’nın kaderine damgalarını vurma mücadeleleriydi.

Fransız katolisizmini zayıf düşürerek Fransa’yı sonu hayalete dönüşecek bir felâkete sürükleyen Fransız Devrimi hayali, Fransızların Napolyon gibi güçlü -aşırı güçlü!- liderler çıkarmalarına imkân tanıdı ama bu tür liderlerin aşırılıkları Fransa’nın Avrupa tarihini yapacak birincil aktör olma imkânını yitirmesiyle sonuçlandı.

Fransız Devrimi, Fransızlara bir Fransız ruhu armağan etmek şöyle dursun, özellikle ikinci rönesansta kilit rol oynayan Fransız ruhunu tüketti.

Alman ruhunun zirvesi ve sembolü Nietzsche’ydi: Fransız aydınlanmasına ve modernliğine, yanısıra da İngiliz kapitalizmine meydan okumakla kalmadı, Fransız ruhunun fiilen bitmesini, İngiliz kapitalist hükümranlığının gayr-ı insanîliğinin ve gayr-ı ahlâkîliğinin felsefî olarak bitirilmesini sağlayacak felsefî dinamiti Nietzsche patlatmıştı.

Bismarc, siyasetin Nietzsche’siydi: Alman ruhu, Kant’la temelleri atılan, Hegel’le sistemleştirilen, Bach ve Beethoven’le müzikte karşılığını bulan Protestan meydan okumaya dönüşmüştü bütün Avrupa ölçeğinde.

OSMANLI-ALMAN İTTİFAKI VE OSMANLI’NIN DA, ALMANLAR’IN DA DURDURULUŞU

Evet, Almanlar geliyorlardı...

Osmanlı, Sultan Abdülhamid’le bunu görmüş, o yüzden Almanlarla ittifak yapmıştı.

Fakat yüzyıl bitip de yeni bir yüzyıl başladığında Almanlar, gemi azıya aldılar. Alman ruhunu faşizme dönüştürdüler.

Bu süreç, çok karmaşık bir süreç: Hâlâ cevaplanmayı bekleyen kritik sorular var: Alman ruhunun, faşizme dönüştürülmesi, Almanya’nın çökertilmesi projesi miydi? En kritik sorulardan biri bu. Ve bu soru sorulabilmiş bile değil henüz!

Bu tür soruları soranları yaşadığına pişman eden “orangutanlar” var bu dünyada!

Sonuçta, Almanya’nın faşizme sürüklenmesiyle birlikte Almanya Almanlardan alındı.

Almanya bağımsız değil. CIA’yin uzantısı gibi çalışan Alman BND’si / Alman İstihbaratı, Almanların Almanya’yı geri alabilmelerinin önündeki en büyük tehdittir.

Almanya, işgal altında, yani. Bunu Almanlar iyi biliyor.

Almanların, Almanya’yı geri alabilmelerinin, dolayısıyla uzun vadede İngilizlerin ve Yahudilerin (ABD’deki Yahudi gücü’nün) kıskaçlarından kurtulabilmelerinin yollarından biri Fırat Kalkanı’ndan itibaren gerçek bağımsızlığına kavuşmaya, bu nedenle de ilk defa stratejik hamleler yaparak inisiyatif almaya başlayan, güçlenen ve gücünü her bakımdan hissettiren Türkiye ile uzun soluklu ilişkiler kurabilmeleridir.

TÜRK-ALMAN EKSENİ KURULURSA...

Türkiye ile Almanya arasında uzun soluklu stratejik ilişkiler kurulabilmesi, kısa vadede zor ama orta ve uzun vadede mümkün.

Eğer Almanlar Almanya’yı geri alabilirler, bağımsızlıklarına kavuşma yolunda mesafe katedebilirlerse, Türk-Alman ilişkileri yeni bir sürece ve dönemece girebilir.

Bu, Almanlar için de, Türkiye için de yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Eğer Almanya sadece müstakbel mülteci krizi korkusu gibi nedenlerle Türkiye’yle ilişkilerini düzeltme yoluna gidiyorsa, Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını düşünmek ham hayalden ibaret kalır sadece.

Sözün özü: Eğer Almanlar, Almanya’yı geri alabilirlerse, Türk-Alman ilişkileri eksen boyutu kazanabilecek, bölgesel ve küresel dengeleri alt üst edecek bir düzeye ulaşabilir...

Dışişleri'nden Endonezya'ya taziye mesajı
Gündem
Dışişleri'nden Endonezya'ya taziye mesajı
Dışişleri Bakanlığı, Endonezya'nın Sulawesi Adası’nı vuran 7,7'lik depremin ardından taziye mesajı yayınladı. Dışişleri Bakanlığı, "Hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve Endonezya halkına içten taziyelerimizi iletiyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz" ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Suriyeli baba kızdan utandıran mesaj
Hayat
Suriyeli baba kızdan utandıran mesaj
Suriye'deki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan baba kız çektikleri video ile Türk devleti ve halkına teşekkür etti. Videoda babasının konuşmasını tercüme eden küçük kızın söyledikleri duygulandırdığı gibi insanlığımızdan da utandıracak cinsten.


Yeni Şafak
Suriyeli baba kızdan utandıran mesaj
Hayat
Suriyeli baba kızdan utandıran mesaj
Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan baba kız çektikleri video sosyal medyada bir hayli ilgi odağı oldu. Türk devleti ve halkına teşekkür eden baba kızın devamında söyledikleri ise düşündürdü. Videoda babasının konuşmasını tercüme eden küçük kızın söyledikleri duygulandırdığı gibi insanlığımızdan da utandıracak cinsten.
Yeni Şafak
Eksiği yok fazlası var
Ekonomi
Eksiği yok fazlası var
Dış ticaret açığının ağustosta %59’luk gerilemesinin ardından ekonomistler, cari işlemler hesabının da 3 yılın ardından ‘fazla’ vermesini öngörüyor. 11 Ekim’de açıklanacak cari işlemler hesabının ağustosta 2,5 milyar $ fazla vermesi bekleniyor.
Yeni Şafak
Tatbikatlar savaşı
Gündem
Tatbikatlar savaşı
Amerika ve Yunanistan, Rusya’nın bölgede artan varlığına, ortak askeri tatbikatla gözdağı vermeye hazırlanıyor. Tatbikat, Yunanistan açısından, arkasına aldığı ABD ile Ege’de Türkiye’ye karşı önemli bir gövde gösterisi anlamını da taşıyor. Tatbikata NATO ülkelerinin katılmasına rağmen Türkiye'nin devredışı bırakılması dikkat çekici bulunuyor.
Yeni Şafak
8 ayda 27 milyon ziyaretçi ağırladık
Ekonomi
8 ayda 27 milyon ziyaretçi ağırladık
Türk turizmi zor geçen iki yılın ardından hem yerli hem de yabancı ilgisiyle karşı karşıya. Türkiye’ye, yılın 8 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22,9 artışla 27 milyon 23 bin 134 yabancı ziyaretçi geldi. Ağustos ayında ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15,56 artışla 5 milyon 383 bin 332 milyon yabancı ağırlandı.
Yeni Şafak
Joachim Löw kadar olamadılar…
Joachim Löw kadar olamadılar…

Almanya gerek olimpiyatlar gerek futbol şampiyonaları konusunda son derece becerikli bir ülke… Sadece organizasyonu düzenleme konusunda değil, organizasyonu alma konusunda da öyle…

Der Spiegel dergisinde bir dönem Franz Beckenbauer’in bu konudaki ‘becerileri’ üzerinde ayrıntılı bir haber yayınlanmıştı…

Video: Joachim Löw kadar olamadılar…


1974 Dünya Kupası; 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası; 2006 Dünya Kupası’nı başarmıştı… 2024’ü de başardı…

Futbol Federasyonu’nun bu kez dersine olağanüstü iyi çalıştığını ve Türkiye’nin alt yapı olarak tamamen hazır olduğunu, son ikiye kalıp kaybettiğimizin açıklandığı saniyeye kadar herkes kabul ediyordu… Gösterilen kartta Türkiye yerine Almanya yazdığı görüldüğü andan itibaren ne kadar münafık varsa hepsi birden saldırıya geçti…

Türkiye’ye oy vermeyenler ile onların içimizdeki işbirlikçileri bir kez daha aynı cephede buluştular… Bir Alman Millî Takımı Teknik Direktörü Joachim Löw kadar olamadılar, bizim Erdoğan ve mevcut yönetim düşmanı münafık ecnebî Türkler…

Ne demiş Löw?

“Tanıtım filminize hayran kaldım. Türkiye’nin artık turnuva yapmasının zamanı geldi. Türkiye hak etmişti. Bugün biz çok seviniyoruz. Bu bizim için müthiş bir görev olacak. Türkiye’yi de tebrik ederim, inanılmaz bir efor gösterdi. Bence 2030 Dünya Kupası’na da aday olmalılar.”

Bizimkiler ise herkesin beğendiği filmdeki bazı metaforları (et lokantası vs) yerden yere çalıp, bizim demokrasi ve hukuk sistemi yoksunluğumuzdan dem vurup her şeyi taşlayıp durdular… (Batı’yla buluştukları nokta Türkiye’nin izlediği haysiyetli millî bağımsızlık politikası karşıtlığı olmasın?)

Gündemde yine iletişim var… Türkiye, melanet rüzgârlarına karşı kendini koruyacak ısı kalkanlarını oluşturmak ve itibarını sağlam temeller üzerine oturtmak için gerekli şekilde kendini ifade edemedi…

Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin en önemli halkalarından biri olan İletişim Başkanlığı’nın neden kurulduğu, inşallah şimdi daha iyi anlaşılmıştır. İletişim Başkanlığı faaliyete geçeli daha şunun şurasında 2 ay olmadı… Karşımızdaki, onlarca yıldır uğraşıyor bu işlerle… İnşallah 2030 ya da 2028 için ısı kalkanları devreye girecektir…

Fıkra mı gerçek mi bilmem… Gerçekmiş gibi anlatırlar… Türkiye’de uzun yıllardır çim saha ve alanların çimlenmesi meselesi ciddiyetle el alınmakta ya… İşin başında durmadan sararıyormuş bizim çimler… Hoş bazı futbol sahalarında hâlâ aynı problem var ya… Nispeten daha az herhalde…

İşte o problem için bizimkiler İngiltere’ye gitmişler… Oradaki uzmanlarla teknik toplantıda sormuşlar… “3 aydır itinayla bakıyoruz bu çimlere. Neden bozuluyorlar?” İngiliz hiç düşünmeden cevabını vermiş: “Biz 300 yıldır bakıyoruz… Ondan olabilir mi?..”

Bir kadın yöneticimiz daha çıtayı yukarıya çekti

Vodafone Grubu’nun Dünya İcra Kurulu Üyesi Serpil Timuray Hanım, Financial Times Dergisi’nin uluslararası düzeyde hazırladığı, kadın liderlerin sıralandığı “HERoes: İş Hayatında Kadınları Destekleyen Şampiyonlar 2018” Dünya Kadın Liderler Listesi’nde 20. sırada yer almış. Kutluyoruz kendisini.

Listeye, cinsiyet eşitsizliğiyle savaşan ve kadın çalışanların kariyerlerinde yükselmesine destek olan kadın liderler girebiliyormuş.

Kadın çalışanlara en az 16 hafta tam ücretli doğum izni ve işe döndükleri tarihten sonraki ilk 6 ayda haftada 30 saat tam ücretle çalışma hakkı veren “Özel Doğum İzni” politikası ve kariyerine ara vermiş orta ve üst düzey yönetici pozisyonundaki kadınları iş hayatına geri kazandırmak üzere tasarlanan “ReConnect” gibi programlar, Serpil Hanımı listeye taşımış…

Serpil Hanım gibi uluslararası kariyer basamaklarını hızla yukarı doğru tırmanan yönetici, bilim adamı ve sanatçılarımız… İşin üzücü yanı, bu insanların yurt dışında Türkiye’de karşılaştıklarından çok daha fazla ilgi görmeleri… İtibarımız ve kendimizi gerçekliğimize uygun şekilde ifade edebilmemiz için bu kıymetler çok önemli birer iletişim zenginliğidir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.