Birleşik Arap Emirlikleri için hesap verme vakti
Birleşik Arap Emirlikleri için hesap verme vakti

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın El Cezire televizyonuna verdiği mülakat, biraz da bayram tatili araya girdiği için olsa gerek Türk basınında yaygın şekilde yer bulmadı.

Oysa o açıklamaların özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ile ilgili bölümü son derece önemliydi.

Her bir kelimesi önceden düşünülerek, hesap edilerek kullanılmış, oturaklı, adrese teslim cümleler.

Birkaç tanesini aktaralım:

-Birleşik Arap Emirlikleri bize zarar vermek maksadıyla Türkiye karşıtı terör örgütlerini destekliyor.

-BAE, boyut ve etki olarak küçüklüğünü hesaba katmalı, fesat ve yolsuzluk saçmamalı.

-BAE, başkalarına siyasi veya askeri açıdan hizmet eden ve uzaktan kontrol edilen işlevsel bir ülkedir.

-Abu Dabi, Libya ve Suriye’de zararlı hareketlerde bulundu. Doğru zaman ve doğru yerde hesabını soracağız.

Bu okkalı cümlelerin kullanıldığı mecraya tekrar dikkat çekelim.

Arap dünyasının en çok izlenen, en etkili televizyon kanalı El Cezire.

Belli ki, muhatapların üç maymun rolüne soyunmasına mahal bırakmamak adına, “Görmedik, duymadık, bilmiyoruz” diyemeyecekleri bir televizyon kanalı bilinçli olarak tercih edilmiş.

Milli Savunma Bakanı Akar’ın yukarıda aktardığımız sözleri iki bakımdan, hem Ankara’nın Abu Dabi’ye karşı tutumunu sertleştireceğini göstermesi bakımından, hem de bunu aleni bir şekilde dünya âleme ilan etmesi bakımından önem taşıyor.

Bunlar durduk yere olan şeyler değil tabi.

Bu durumu aslında ‘sabır taşının çatlaması’ diye de tarif edebiliriz.

Son yıllarda Türkiye’ye karşı nereden bir kötülük hareketi geliştirilse, içinde, ortasında, kenarında, köşesinde mutlaka rol üstlenen bir ülke bu Birleşik Arap Emirlikleri.

Para gücüyle suni lobi faaliyetleri yürüten, Türkiye’nin üstlendiği bölgesel ve uluslararası rollere zarar vereceğini düşündüğü her türlü hareketin finansmanını sağlayan, kışkırtan bir ülke.

Yetmedi, Gezi olaylarında, 15 Temmuz kalkışmasında olduğu gibi fiili darbe girişimlerine fon sağlayan, yeri geldiğinde FETÖ ile, fırsatını bulduğunda PKK ile iş tutan bir ülke.

Mart ayında Türkiye’nin Rusya ile vardığı İdlib mutabakatını sabote etmek için Şam rejimine 250 milyon dolar rüşvet teklif edecek kadar pervasızlaşan bir fitne yuvasından söz ediyoruz.

Hulusi Akar’ın yukarıda aktardığımız sözleri, Ankara’da Birleşik Arap Emirlikleri’ne hangi gözle bakıldığını yeterince özetliyor.

O açıklamalar içinde yer alan “Doğru zaman ve doğru yerde hesabını soracağız” ifadesinin altını bir kere daha çizelim.

Zira bu ifade, Muhammed bin Zaid ve adamlarına karşı anlayacakları dilden bir cevap verme niyetini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA LİBYA’DAKİ HAVA ÜSSÜNE SALDIRI OLABİLİR

Temmuz ayının başlarında Libya’daki Vatiyye Üssü’ne bir saldırı yapılmış ve bu saldırıda Türkiye’nin Libya hükümetine verdiği bir takım askeri sistemler zarar görmüştü.

Ankara, 100 kilometre uzaktan fırlatılan bir füze ile yapıldığı söylenen o saldırıdan Birleşik Arap Emirlikleri’ni sorumlu tutmuştu.

O günlerde olayın detayları konusunda bilgi sahibi olan bir kaynak, “Bu saldırıyı kim yaptı” şeklindeki soruma, herhangi bir tereddüt ifadesi takınmadan “Birleşik Arap Emirlikleri” cevabını vermişti.

Vatiyye Üssü’ne yapılan saldırının zamanlaması da dikkat çekici idi.

Milli Savunma Bakanı Akar ve üst düzey Genelkurmay heyetinin Libya’ya yaptığı ziyaretin tamamlandığı saatlerde o saldırı gerçekleşti.

Doğrudan bu ziyarete dönük bir girişim olduğu ortadaydı yani.

Ankara’yı Birleşik Arap Emirlikleri’nin anlayacağı dilde cevap vermeye sevk eden, bardağı taşıran son damla o saldırı olabilir mi?

Evet, olabilir.

Akar’ın açıklamaları kısa süre içinde adresine ulaştı.

Birleşik Arap Emirlikleri adına uzun süredir Türkiye karşıtı beyanların sözcülüğünü yapan Dışişleri Bakanı Enver Gargaş bir cevap verdi.

Şöyle dedi:

“Türk Savunma Bakanı’nın tahrik edici açıklaması, ülkesinin diplomasisindeki yeni bir düşüşü gösteriyor.

İlişkiler tehditlerle yönetilemez, günümüzde ve bu asırda sömürgeci hayallere yer yok. Türkiye’nin Arapların içişlerine karışmaması daha uygun olur.”

Tahrik eden taraf kendileri değilmiş gibi.

Sanki bugüne kadar hiçbir şey yapmamışlar da, Türk Savunma Bakanı durduk yere ülkelerini hedef almış gibi.

Sinsiliğin, ikiyüzlülüğün dik âlâsı...

Ankara’da Birleşik Arap Ülkeleri gibi sinsice hareket eden yönetimleri püskürtmenin, kötücül hareketleri sürdürmelerini engellemenin tatlı sözle ya da sessiz kalarak mümkün olamayacağı anlaşılmış gibi görünüyor.

Acaba nasıl bir hesap sorulacak, nasıl bir cevap verilecek?

Sadece onların görüp anlayabileceği türden bir cevap mı olacak bu?

Yoksa ‘dumanı çıktığında’ herkesin görebileceği türden bir şey mi?

Biraz bekleyelim bakalım.

Şizofrenik cinnet anında sosyal medya
Şizofrenik cinnet anında sosyal medya

Adına sosyal medya yasası denilen, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun TBMM’de kabul edilerek yasalaştı. Tabi her şeye ‘istemezük’ diyenlerin, sosyal medya yasasını istemelerini beklemek hayatın normal akışıyla bağdaşmazdı. Dolayısıyla istemezükçüler, doğal olarak sosyal medya ile ilgili düzenlemeye karşı çıktılar.

Düzenlemenin amacını en güzel şekilde Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, şu sözlerle özetledi: “Gerçek hayatta suç olan fiiller, sanal ortamda işlenmesi halinde de suç olacak.” Yani hakaret, küfür, iftira, cinsel istismar, yalan, manipülasyon gibi suçların sanal ortamda işlenmesi halinde bu suçları işleyenlere gerekli cezanın verilebilmesi için yapılan bir düzenleme.

Peki, bunca örneğe rağmen, sosyal medya ortamında işlenen bu suçların önüne geçilebilmesi için yapılan düzenlemeye karşı çıkanların derdi ne? Maalesef yine aynı kafa. “Tayyip Erdoğan’dan kurtulalım da nasıl kurtulursak kurtulalım” kafası. Bu kafa PKK ile iş tutmaktan imtina etmiyor, Fetullahçı teröristlere destekten çekinmiyor. İllegal ne varsa bunun için sahip çıkılıyor.

Görünürde demokratik gösteri adı altında sosyal medyanın küresel hesap peşinde koşanlar eliyle nasıl kullanıldığına Arap Baharı başta olmak üzere Soros destekli olaylarda müşahede ettik. Gezi sürecinde yalanların nasıl şeytanî bir sistematikle söylendiğini ve yayıldığını hep birlikte gördük. Müftü karılarını, 48 saat sonra hükümetin düşeceği paylaşımlarını, dünyanın muhtelif yerlerindeki katliam fotoğraflarını İstanbul’da çekilmiş gibi yayan ajanları gördük.

Meclis’te kabul edilip Resmi Gazete’de yayınlanan bu düzenleme bu sorunları ortadan kaldıracak mı? İşte asıl düşünmemiz ve üzerinde durmamız gereken konu bu. Bugün sosyal medya düzenlemesine karşı tavır alıp söz de görünürde trollüğe karşı çıkan bir güruh var. Ama bunların geçmişine baktığımızda yakın geçmişte hepsinin Fetullahçı ve PKK’lı trollerin paylaşımlarıyla amel ettiklerini biliyoruz.

Asıl tehlike, yakın geçmişte bürokrasinin içinde bulunup da bu trollerin paylaşımlarıyla işlem yapanların hâlâ sistemde olmasıdır. Sivil ve askeri istihbarat başta olmak üzere ne yazık ki yakın geçmişte bu trollerin paylaşımlarıyla hareket edenler oldu. Fetullahçı hesaplardan yapılan paylaşımlarla general emekli ettik, genel müdür ihraç ettik. Fetullahçılar tüm kumpaslarında sosyal medyayı tepe tepe kullandılar.

Haydi diyelim bu düzenleme ile bundan sonra sosyal medya üzerinden yapılacak itibar suikastlarının önüne geçmeyi başaracağız. Peki, bu kafanın istihbarat kayıtlarımıza geçirdiği yalan yanlış bilgileri ne yapacağız? Bu kafanın güvenlik soruşturması adı altında hazırladığı iftiralarla ilgili nasıl bir yol izleyeceğiz.

Eski İçişleri Bakanı Efgan Âlâ, bakanlık görevini devrederken, göreve geldiğinde 7 bin istihbaratçının 6 bin 500’ünün Fetullahçı olduğunu söylemişti. 6 bin 500 FETÖ’cü istihbaratçı, sizce kimler hakkında nasıl bilgi notları kayda geçirmiştir? Bu bilgi notları günümüzde hâlâ güvenlik soruşturmaları için kullanılıyor mu? Askeri istihbarat ve MİT’te de o dönem çok mu farklı idi. Sadece bir örnekle yetinelim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast timinin başı Gökhan Sönmezateş askeri istihbaratçıydı. Zaten 15 Temmuz başarılı olsaydı MİT Müsteşarı olacaktı Sönmezateş.

Sosyal medyadaki trollerden ve yalanlardan korunmak için bir düzenlemeye ihtiyaç duyduk ve gerekeni yaptık. Peki, yakın geçmişte bu alanlara bilgi servis edip, akabinde gereğini yapanlarla ilgili de bir çalışma yapmamız gerekmiyor mu? Sosyal medyada yer alan haberleri toplayıp, soruşturma başlatanlar, savunma isteyenler, bugünlerde acaba pişmanlık içindeler mi, yoksa yeni yeni tezgâhlarla mı meşguller?

24 Haziran seçimleri gecesi sosyal medyada “Muharrem İnce kaçırıldı” paylaşımları yayılmaya başlandı. Bu yalanı söyleyenlerin amacı büyük bir kalabalığı Yüksek Seçim Kurulunun önünde toplayıp ülkeyi felç etmekti. Allah’tan Muharrem İnce çıkıp “Ben buradayım” dedi ve paylaşımı yapanlar için de şizofren teşhisi koyarak, büyük bir tehlike önlendi.

Evet, bugünlerde sosyal medya yasasına karşı çıkanlar, şizofrenik bir cinnet anını umutla bekledikleri için, sosyal medyayı düzene sokacak hiçbir düzenleme istemiyorlar.

Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe atmalı!
Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe atmalı!

İstanbul Sözleşmesi’nin dayandığı temel felsefî temeli gözardı edersek, söyleyeceğimiz lehte veya aleyhte hiçbir sözün değeri de, anlamı da olmayacaktır.

TOPLUMSAL CİNSİYET MÜHENDİSLİĞİ PROJESİ: TANRI’YA MEYDAN OKUMAK!

İstanbul Sözleşmesi’nin kalkış noktası, “cinsiyetsizlik” fikri: Biyolojik cinsiyete karşı, toplumsal cinsiyeti eksene alıyor.

Bütün feminist hareketlerin, eşcinsel oluşumların kalkış noktası burası: “İnsan, yaratılışta verilen cinsel kimliği kabul etmeyebilir ve cinsiyetini istediği şekilde değiştirebilir.”

İstanbul Sözleşmesi’nde defalarca tekrarlanan “toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim” gibi kavramların dayandığı ideoloji, işte bu cinsiyetsizleştirme ideolojisi; bendeniz bunu “toplumsal cinsiyet mühendisliği” projesi olarak adlandırıyorum.

Ne demek bu?

Tanrı’ya meydan okumak, demek. Yaratıcı’ya “Ben senin verdiğin cinsiyeti kabul etmiyorum, reddediyorum!” demek.

KADEM NEREDE/N KONUŞUYOR?

Dünya değişiyor... Modernliğin haklar rejimi demokrasinin yerini postmodernliğin hazlar rejimi dromokrasi alıyor...

Yeni bir dünyanın ayak sesleri bu. Bildiğimiz cinsiyetleri, dinleri, devletleri yok edecekler. Tek devlet, bütün dinlerin karışımı tekno-pagan tek bir din, bütün cinsiyetlerin karışımı akışkan, cinsiyetsiz bir cinsel kimlik inşa edecekler...

Kadem’in, dünyada yaşanan bu gelişmeleri kavrayabilecek entelektüel donanıma sahip olmadığı anlaşılıyor, ne yazık ki. Kadem’in de, diğer kadın derneklerinin de.

Kadem’i günah keçisi haline getirmek istemem. Ama Kadem, yerini bilmeli, ülkemizin de dünyanın da nasıl bir yıkımla, ontolojik felaketle karşı karşıya olduğunu görebilmeli.

Kadem’in durduğu yer neresi? En iyisi, bu feminist ideolojilerin içinde konuşlanıyor ve oradan konuşuyor; Müslümanca bir ontolojide ve epistemolojide konuşlanmıyor ve oradan konuşmuyor.

Kadem’in ülkenin kadın, aile politikalarının belirlenmesinde çok etkin olduğunu biliyoruz. O yüzden vebale girdiğini hatırlatmak istiyorum burada.

Kadem, bize örnek bir Müslüman aile modeli geliştirmeli ve bunu toplumun bütününe sunabilmeliydi. Böyle bir kaygıları oldu mu? Bundan sonra Kadem olacaksa, aileyi eksene alan model bir Müslüman tipi ve ilişkiler haritası çıkarmaya kafa yormalı ve bunu bütün dünyaya sunacak şekilde yapmalı.

Bu dert, bu kaygı, bu birikim yoksa niçin var ki Kadem?

Tekrar ediyorum: Kadem, Feminizm İÇİNDEN konuşuyor, bu toplumun kozmolojik ve evrensel İslâmî değerleri ve ilkeleri içinden DEĞİL.

Feminist konumdan, İstanbul Sözleşmesi’nin belirlediği konumdan konuşunca, sorunu, aile sorununa değil kadın sorununa indirgiyor. Kadın ile erkek arasında çatışmayı, kadın-erkek husumetini körükleyecek çatışmacı, maskülen, şiddet yüklü bir dil kurarak konuşuyor diğerleri gibi.

Feminizm ideolojisi de, cinsiyetsizleştirme ideolojisi de, sorunu cinsiyet sorunu, erkek-egemen cinsiyet sorunu olarak görüyorlar. Çözümü de, cinsiyetleri yok etmekte buluyorlar! İfrattan tefrite yuvarlanıyorlar...

Tam bir kaos! Çıkmaz sokak! Anarşi! Bu tür ideolojik fraksiyonlar var bu örgütler arasında “KaosGel” gibi!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, BÜYÜK YIKIMLARA YOL AÇACAK!

İstanbul Sözleşmesi, çok büyük sosyo-kültürel yarılmalara ve ailevî yıkımlara yol açacak toplumda. Çok büyük yaralara yol açtı daha şimdiden...

Özetle Kadem’in ve diğer kadın derneklerinin durdukları yerin bu toplumun medeniyet dinamiklerinin ürünü Müslümanca bir yer olmadığını, ailenin ve toplumun altını oyan, erkek-kadın ilişkilerini düşmanca kurgulayan, söylemsel şiddet üreten, o söylemsel şiddetle eylemsel şiddeti kışkırtan ve meşrulaştıran seküler, İslâm-dışı, fıtratı hiçe sayan, fıtratı metamorfoza uğratan büyük ontolojik, kültürel ve sosyal yıkımlara yol açacak bir yer olduğunu, çok vebale girildiğini hatırlatıyor, bir Müslüman fikir adamı olarak uyarıyorum.

Kadınların bazı haklar elde etmesinde önemli rolleri ve işleri oldu Kadem’in, elbette ki. Ama durduğu yer Müslümanca bir yer değil. Belki farkında olmadan bizim değerlerimizin altını oyan bir yer. Ailenin ve toplumun geleceği açısından da, AK Parti’nin geleceği açısından da çok sorunlu hatta tehlikeli bir yer!

ERDOĞAN! ÇÖPE ATMALI!

Şunu bilelim: Bu toplumu, son iki asır o büyük yok oluş mevsiminde aile ayakta tuttu. Aileyi de güçlü, sarsılmaz akîde. Akîde çökerse, aile çöker. Aile çökerse toplum ayakta duramaz. Toplum çökerse ülke silinir gider tarihten -Allah muhafaza!

Bir yanlışlık var, bir yerde büyük bir yanlışlık yapılıyor: Aile çöküyor! Uygulanan politikalar çok yanlış bu konuda. Müslüman, muhafazakâr bir partinin iktidarında ailenin çökmesi olacak iş değil, bunun vebali var!

Bu ülke kadına cinayeti önleyecek yasa yapmaktan âciz mi, yapmayın Allah aşkına!

Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe atmalı, bizim insanı yücelten asil medeniyet değerlerimize dayalı, dünyaya da model olabilecek kadına cinayeti, şiddeti önleyecek örnek bir yasa yapılması talimatı vermeli!

Eğer İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırıp çöpe atmazsa, sonunu hazırlamış olur iktidar!

Benden hatırlatması.

Vesselâm.

Skandal kararı Yargıtay bozdu: Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretler yağdırıp beraat etmişti
Gündem
Skandal kararı Yargıtay bozdu: Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretler yağdırıp beraat etmişti
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “katil, hırsız” diyerek hakaret eden Halkevleri üyesi Necla Vuranok yargılandığı Ankara 19. Asliye Ceza’da beraat etti. Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi skandal kararı bozdu. Yargıtay, Cumhurbaşkanı’nın şeref ve saygınlığını hedef alan bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında görülemeyeceğini belirtti.
Yeni Şafak
Azerbaycan Akdeniz Kalkanı’nda: İki kardeş ülke güç birliğini Doğu Akdeniz’e de yansıtmaya hazırlanıyor
Dünya
Azerbaycan Akdeniz Kalkanı’nda: İki kardeş ülke güç birliğini Doğu Akdeniz’e de yansıtmaya hazırlanıyor
TurAz Kartalı ve kara tatbikatıyla müşterek harekât mesajı veren Türkiye ile Azerbaycan, gövde gösterisini donanmalarıyla Doğu Akdeniz’e taşıyacak. Azerbaycan, Türkiye’nin öncülüğünde icra edilen Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılmaya hazırlanıyor. Azerbaycan, D. Akdeniz üzerinde ticaret ve enerji nakil hatlarıyla bölgenin paydaşlarından biri.
Yeni Şafak
Sisi saçmalıyor: O bölgeye itiraz ettiler
Dünya
Sisi saçmalıyor: O bölgeye itiraz ettiler
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Kıbrıs ile Lübnan arasındaki derin sularda yapacağını ilan ettiği sismik arama, Mısır’da darbeci Sisi yönetimini telaşlandırdı.
Yeni Şafak
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Caferoviç ve Kosova Cumhurbaşkanı Thaçi ile bayramlaştı
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Caferoviç ve Kosova Cumhurbaşkanı Thaçi ile bayramlaştı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Şefik Caferoviç ve Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi ile telefonda bayramlaştı.
AA
Fransız Le Monde gazetesi: Erdoğan, Sevr'den intikamını alıyor
Dünya
Fransız Le Monde gazetesi: Erdoğan, Sevr'den intikamını alıyor
Fransız Le Monde gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Sevr Antlaşması'ndan intikamını aldığını yazdı. Haberde, Erdoğan'ın 16 Aralık 2019'da Serrac ile Dolmabahçe Sarayı'nda yaptığı ikinci görüşmenin ardından "Bu askeri ve enerji anlaşması sayesinde Sevr Antlaşması'nı bozduk" açıklamasını yaptığı anımsatılarak, Erdoğan'ın Sevr Antlaşması'ndan rövanş aldığını düşündüğü yorumu yapıldı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.