AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
'Babalar ve Oğullar' ve tekrar meslek liseleri

Birkaç yazıdır "imamlar" ya da imam hatip okullarından söz açtığımdan, bu kadarı şimdilik kafidir diyerek bugün "ladini" bir konuyu ele almaya niyetlenmiştim. Bu çerçevede iyi de birkonu bulmuştum. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın oğlu Erkan Yıldırım'ın Çeşme-Brindizi hattında işletilmek üzere bir gemi aldığı yolunda basında yer alan haberler üzerine yaptığı şu açıklama, üzerinde düşünülmesi gereken bir konuydu: "Oğlumun işlerine karışmam." Açıklama ilginçti, çünkü yine basından öğrendiğimize göre Bakan Yıldırım'ın oğlu henüz çok gençti, hepsi hepsi 24 yaşındaydi. Gerçi satın alındığı söylenen "gemi" öyle aman aman bir şey değildi ama neresinden baksanız elden geçirilmesiyle birlikte yine de 1 milyon euroluk bir şeydi. Bu arada Bakan'ın oğlunun "ulaştırma" gibi babasının bakanlığını doğrudan ilgilendiren bir işin başarıda olduğunu da unutmayalım...

Binali Yıldırım, "Oğlumun işlerine karışmam"diyor. Bu olayda benim ilgimi ençok meselenin bu boyutu çekti. Türkiye'de bir "baba", henüz yirmili yaşlarının başında olan oğlunun "işleri"ne "karışmayacak"?! Hem de "oğul"un gönül verdiği iş kolu hükümette yer alan "baba"nın doğrudan ilgilendiği bir alan olacak... Doğrusu bu açıklama beni çok şaşırttı. İşin aslını bilmiyorum ve iddialı da değilim tabiî ki; belki de ükede kısa sürede "baba-oğul" ilişkilerinde bizim farketmediğimiz büyük dönüşümler yaşanmış ve ülkemizde bu alanda da "ultra modern" olarak niteleyebileceğimiz bir hayat tarzı çoktan yerleşmiştir. Demek neredeyse, ülkemizde hakkında eleştirel olarak çok söz edilen "Alman modeli"ni bile çoktan geride bırakan bir hayat tarzı bize de yetişti! Hani şu, ebeveynlerin ve yetişkinlik yaşına ulaşan çocukların her birinin "kendi bacağından asılması"nın gerektiğini ileri süren hayat tarzı...

Neyse, bu cansıkıcı "ladini" işleri bir tarafa bırakıp biz yine dönelim "İmam" ve imam hatip meselelerine:

Biliyorsunuz, meslek lisesi mezunları kısmet olursa önümüzdeki dönem, diğer lise mezunlarıyla eşit şartlar altında üniversiteye girebilecekler. ("Artık bu kadarı da olsun canım!" dediğinizi duyar gibiyim!) Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu yöndeki çalışması çok yerinde bir çalışma, çünkü artık cümle âlem biliyor ki, 28 Şubat'ın eseri olan "katsayı uygulaması" sistemi sayıları 800 bini geçen meslek lisesi mezunlarına yapabilecek en büyük haksızlıktır. Tasarı özellikle kendileri için hazırlanmasa da bu uygulamadan tabii ki imam hatip lisesi mezunları da yararlanacak. (Ah bu liseler de bir "özel okul" statüsü talep eder hale gelebilseler!) Ancak, basında bu yöndeki çalışmalara karşı çıkmayı (hâlâ) sürdürenler de eksik değil. Ben bugün, bu tarz yazılardan birisine biraz yakından bakmak istiyorum:

"Küllerinden dirilten tartışma!" başlıklı yazıyı Milliyet genel yayın yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz kaleme almış. Biliyorsunuz, Yılmaz aslında, Okul meselesinde pekçok yazardan farklı düşünen ve yazan bir gazeteci. Mesela, üniversitelerdeki "türban tartışmasında yasağın kalkmasından, yani serbestlikten yana. Ancak nedense, Yılmaz bu yazısında meslek liselerine yükseköğretimin bütün dallarının açılmasını şiddetle eleştiriyor. Fakat dikkat ettim, Yılmaz bu eleştirisinde bu açılmaya "kategorik" olarak karşı değil; yani meslek lisesi mezunlarına bir "açık kapı" bırakmayı ihmal etmiyor. Nasıl mı? İşte şöyle: "Meslek liselerine girdikten sonra, yükseköğretimini başka bir dalda yapmak isteyen öğrencilerin ise daha çok çalışmalarını ve normal liselerden mezun olan öğrenciler ile aralarındaki farkı kapatmak için daha çok gayret göstermelerini talep etmek de son derece normal.."(!)

Doğrusu ben bu "normalliği" hiç normal bulmadım... Anladığım kadarıyla, meslek liselerine girdikten sonra yükseköğrenimini başka bir dalda yapmak isteyen öğrencilere Yılmaz'ın tavsiyesi "daha çok çalışmak"tan ibaret! "Yılmaz katsayısı uygulaması" denilen sistemi ne kadar tanıyor bilmiyorum; ama eğer tanısaydı, böyle yazmazdı sanırım. "Katsayı uygulaması" adı verilen bu sistem öyle bir sistem ki, dokunur dokunmaz bu rejime tâbi doruktaki bir öğrenciyi "kaşla göz arasında" üniversiteye girişte hiç şansı olmayan bir aday haline dönüştürüyor! Bu öyle bir sistem ki, meslek lisesi mezunu bir öğrenci önüne konan her bilgiyi hıfzetse "ağzıyla kuş tutsa" bile bu öğrenciye Yılmaz'ın önerisi doğrultusunda istediği bir fakülteye girme izni vermiyor. Yani diyeceğim, Yılmaz önerdiği "normal" işi kolaysa kendi yapsın da görelim!

Ayrıca şu da var: Ortadaki meseleyi Yılmaz'ın önerisi çerçevesinde değerlendirecek olursak, demek ki, meslek lisesi mezunlarının yükseköğrenimlerini başka bir dalda yapmalarının önündeki tek engel, bu mezunların "daha çok" çalışıp çalışmayacaklarından ibarettir. Ama o zaman da şu soru: Üniversiteye giriş sınavında meslek lisesi ve normal lise mezunlarının önlerine cevaplamaları için aynı sorular konduğuna göre, birinci gruptakiler ikinci gruptakilerden niçin "daha çok gayret sarfetsinler"?! Haksızlık değil mi?


6 Temmuz 2003
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED