|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Klasik Yunan-Roma medeniyetinde genişleme aracı büyük-ölçekli köleliğe dayalı bir ekonomiydi; modern Batı medeniyetinin genişleme aracı ise, kapitalist şirket.
Anlayış dergisinin Temmuz sayısında Filistin'i kapağa çıkardık, Bizim Filistin'i. Sadece fotoğrafları ve resimaltı yazıları okumak bile durumun vehametini yansıtmaya yetiyor. Vahamet sadece Filistinli Müslüman (ve Hristiyan)lar için değil, Yahudiler için de söz konusu. Müslüman dünyada 1300 yıl problemsiz yaşadıkları halde, Hrıstiyan dünya için her zaman bir mesele idiler. Holokost, Hitler'in değil, uzun bir tarihsel sürecin marifetiydi. İsrail devleti, Avrupa'nın alnında büyük bir kara leke gibi duran "Yahudi Meselesi"ni İslam dünyasına ihracıdır. Milyonlarca Filistinli'yi yurtsuz bırakan bir işlem. Tarih boyunca yurtsuzluğun acısını yaşamış bir toplumun şimdi aynı muameleyi başkalarına reva görmesi, bütün tarihsel iddialarının temelsizliğini ortaya koymaktadır. Dünya nüfusunun binde üçüyle bütün dünyaya hükmetmeye çalışmak! İşte asıl bombalı intihar budur. Yahudiler'e hatırlatmak isterim ki, sayılar gaddardır ve merhamet hissi olmayana acımazlar! Dergide medeniyetler tarihi çerçevesinde geleceğin mümkün Türkiye'sini tartışmaya çalıştım. Yazı uzun gelince tabii olarak 'makaslandı'. Makaslanan kısmı kısa bir yazıya dönüştüreyim ki, ikisini birarada okumak daha aydınlatıcı olsun. Klasik medeniyetler mekâna hükmediyorlardı, modern medeniyet zamana. (Nitel değil, kronolojik anlamda zamana, yani süreye.) Mekâna hükmedenlerin sürükleyici kuvveti siyasî seçkinlerdi, zamana hükmedenlerin iktisadî seçkinler. Medeniyet tarihçisi Carroll Quigley, toplumları asalak ve üretici diye iki gruba ayırır. Asalak toplumlar ancak geçimlerini sağlayıp ayakta durabilirken, üretici toplumlar dünyadaki servet miktarını arttırmaktadırlar. Medeniyetler, yazısı ve şehir hayatı olan üretici toplumlardır. Dünya tarihinde böyle 16 medeniyet var olmuştur: Mezopotamya, Mısır, Çin, Japon, Hitit, AntikYunan-Roma, MezoAmerikan, Hindu, İslam, Batı, vs. (Buradaki asalak kavramı değer yüklü değildir; sadece nesnel duruma işaret etmektedir.) Medeniyetler ve genişleme araçları Quigley'e göre, her medeniyetin bir genişleme aracı bulunmaktadır. Böyle bir araca sahip olan herhangi bir toplum, şu üç faaliyeti yürütecek tarzda örgütlenir: 1. Üyelerini yeni şeyler icat etmeye ve eski şeyleri yeni yollarla yapmaya teşvik etmek; 2. Hemen tüketilmek zorunda olunmayan bir ekonomik fazlayı üretmek ve biriktirmek; 3. İcatları ve icatlarının kullanımı için bu ekonomik fazlayı kullanmak. Her medeniyetin genişleme aracı farklıdır.
Mezopotamya medeniyetinin genişleme aracı Sümer rahipler sınıfı idi, Mısır'ınki "vergi yoluyla bir ekonomik fazla meydana getiren devlet". Klasik Yunan-Roma medeniyetinde genişleme aracı büyük-ölçekli köleliğe dayalı bir ekonomiydi; ilk dönem Batı medeniyetinde feodalizm diye tanımlanan bir askerî örgüt. Modern Batı medeniyetinin genişleme aracı ise, kapitalist şirket. Yani, sınırsız birikim peşinde koşan örgütlü sermaye.
Medeniyetlerin genişleme araçları mutlaka zaman içinde yavaşlar ve bu yavaşlama bir krize yol açar. Medeniyet dönüşümünün yedi aşaması şunlardır: Karışım,
Medeniyetler umumiyetle önceki medeniyetlerin çeperlerinde toplum ve kültürlerin karışmasıyla meydana gelirler. Bu şekilde oluşan toplumların bir genişleme aracı bulunur. Genişlemenin dört temel süreci vardır: Artan mal üretimi, nüfus büyümesi, coğrafî yayılma ve artan bilgi. Coğrafî genişleme neticesinde, medeniyet iki alana bölünür: 1. Medeniyetin gebelik dönemi sonunda eriştiği çekirdek (merkez) bölge. 2. Üçüncü aşamanın sonunda genişlemiş bulunduğu çeper (periferi) bölgesi. Mesela, Mezopotamya medeniyetinin çekirdek bölgesi Dicle ve Fırat nehirlerinin aşağı vadisi; periferisi ise İran, Suriye ve Anadolu gibi çok uzak alanlardı. (Quigley bunları 1961 yılında yazıyordu: Bağımlı-gelişme ve dünya-sistem teorisyenlerinin ortaya çıkışlarından en az on yıl önce!) Genişleme aracı bir kez kurumsallaştı mı, genişleme hızı (bazan çok şiddetli biçimde) düşer ve Çatışma Çağı başlar. Genişleme aşaması gibi, bu aşamanın da dört özelliği vardır: 1. Genişleme hızı düşer.
Emperyalist savaşlar neticesinde çatışma çağı yerini Evrensel İmparatorluğa bırakır. Devletlerden biri bu savaşlardan muzaffer çıkar. Sıkıntılarına rağmen, bu aşama bir Altın Çağ, göreli barış ve refah dönemidir. Ne var ki, bu refah aldatıcıdır, zira gerçek bir genişleme aracı mevcut olmadığından pek az gerçek ekonomik genişleme mümkündür. Yeni icatlar ender, gerçek ekonomik yatırımlar yetersizdir. Çıkar çevreleri birikmiş sermayalerini harcamakta, Piramit ve benzeri "böğüren binalar" yapmaktadırlar. İmparatorluk ahalisi ise bu üretken olmayan harcamaların kırıntılarıyla geçinmektedir. Altın Çağ gerçekten aşırı olgunlaşmanın parıltısıdır ve çok geçmeden çöküş başlar. Evrensel imparatorluğun çöküşü Çöküş aşaması şiddetli bir ekonomik depresyon, düşmekte olan hayat standartları, farklı çıkar çevreleri arasındaki iç savaşlar ve cehaletin (okuma-yazmadan kopuşun) yaygınlaşmasıyla temayüz eder. Sonunda, dinî, entellektüel ve siyasî seçkinler geniş nüfus kitlesinin güvenini yitirirler. Kitlelerde toplumu savunma veya destekleme hususunda giderek isteksizlik, gönülsüzlük belirir. Ve medeniyetin kendini savunamaz hale geldiği bir noktaya ulaşılır. Bu noktada medeniyet artık barbar istilacıların askerî eylemlerine karşı çaresizdir. İstilacılar üstün gelince, medeniyet son bulur. Toynbee'den Sorokin'e, Spengler'den Quigley'e kadar bütün medeniyet tarihçileri Batı medeniyetinin 'kriz' aşamasında olduğunu düşünmektedirler. Matematik, fizik ve diğer pozitif bilimlerdeki gelişmelerden de ilham alan dünya-sistem tahlilcileri, aynı şekilde, kapitalist medeniyetin bir çatallaşma noktasına doğru ilerlemekte olduğu fikrindedirler. Krizin en belirgin göstergesi, kaos ve belirsizlik gibi kavramların bütün bilgi alanlarını istila etmiş olmasıdır. Kapitalist medeniyetin genişleme aracı olan şirketler, insanoğlu için araçları amaç haline getirdiklerinden, krizin aşılabilmesine katkıda bulunmak şöyle dursun, onu koyulaştırmaktan başka işe yaramamaktadırlar. İngiltere'nin en ünlü yönetim filozofu Charles Handy, kapitalist medeniyetin bu aşamasını nevroz kavramıyla açıklayabileceğimizi söylüyor: "Günlük hayatta, araçları amaç haline getirenlere umumiyetle nevrotik veya 'kafayı yemiş' diyoruz. Saint Augustine, araçları amaçlaştırmanın en büyük günah olduğunu söylüyordu. Kârın, sadece iş hayatında değil, birçok başka alanda da zorunlu olduğunu kabul ediyoruz. Fakat kârın kendi başına amaç olduğunu düşünmek maraz" bir ruh hâlidir." Her şirket bir cemaat olmalı...
Hayatı yaşanabilir hale getirmenin yolunun, nefsin ötesinde bir gaye edinmek olduğunu söyleyen Handy, şirketleri sermaye sahiplerinin mülkü olmaktan çıkarıp, yaşayan birer cemaate çevirmemiz gerektiğini düşünüyor. Üstada göre, kâr başarının gerekli fakat yetersiz şartıdır. "Sınırlı sorumlu şirket sahipleri, ortak değil kumarbazdırlar; onlardan fazla şey beklenmez. İnsanlara sahip olmak mantıksızdır. Şirketler sermaye sahiplerinin mülkü değil, bir mülke sahip cemaatler olmalıdır. Mevcut yasalar bu gerçeği dikkate almalı... Yöneticilere, mevcut ilke ve kuralların öngördüğünden daha iyi davranmalarını söylemek adil ve gerçekçi değildir. Kural kitabını değiştirmek zorundayız. Bunu yapmazsak, çocuklarımızın geleceğini tehlikeye atmış olacağız." Batılılar'ın, Handy gibi düşünürlere kulak verip kural kitabını değiştirecekleri çok şüphelidir. Kendi aralarında öylesine yarışıyorlar ki, başlarını kaldırıp etrafa bakacak hâlleri yok. Bu durumda, çârenin sistem dışından gelmesi tek alternatif gibi gözüküyor. Münferit Batılılar elbette kurtuluş reçeteleri geliştirip önermekten geri durmuyorlar. Handy gibi, ahlâkî bir kapitalizm önerenlerin yanısıra; Wallerstein gibi kapitalizmi ayakta tutmanın artık mümkün olmadığını, dolayısıyla (günümüzdeki birçok okul veya hastane gibi) kâr-amaçlı çalışmayan örgütlerin yaygınlaştırıldığı toplumcu bir sistemin inşâsına omuz vermemiz gerektiğini söyleyenler de var. Fakat mesele, kârı sadece iş hayatının değil, hayatın gayesi hâline getirmiş olan çıkar bloklarının bu sözlere kulak asmamasında yatıyor. Üstelik, ABD gibi, kâr imkânları daralan ësistemlerí, askerî güçlerini kullanarak yeni bir vergi düzeni kurmaya çalışıyor. Kalpte çözüm bulmayan hiçbir toplumsal mesele, salt akıl yoluyla çözülemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |