Hayat 157 yıllık vatan hasreti bitti

157 yıllık vatan hasreti bitti

1863 yılında Erzurum’dan Ümit Burnu’na İslam dinini öğretmek için giden Osmanlı ulemasından Ebubekir Efendi’nin bugün Güney Afrika’da yaşayan 500’ün üzerinde torunu bulunuyor. Türkiye ile bağlarını koparmayan torunlardan 122’sine önümüzdeki hafta törenle Türk pasaportları verilecek. Aileyi temsilen İstanbul’a gelen 80 yaşındaki Ahmet Kemal Atala “Son nefesimi dede toprağında vermek istiyorum artık öz vatanımda yaşamak istiyorum” diyor.

Abone Ol Google News
Ayşe Olgun Yeni Şafak
157 yıllık vatan hasreti bitti
FOTOĞRAF: SEDAT ÖZKÖMEÇ

Sultanahmet’te Güney Afrika’dan gelen Erzurumlu iki hemşerimle birlikteyim: Ahmet Kemal Atala ve oğlu Rüştü Güven Atala. 1863 yılında Sultan Abdulaziz tarafından Güney Afrika’daki Müslüman halk arasındaki ihtilafları çözmek ve dini anlatmak için vazifeli olarak Erzurum’dan gönderilen Ebubekir Efendi’nin torunları olan baba oğul, Güney Afrika’nın aynı zamanda saygın iş adamları arasında. Baba Ahmet Kemal Atala Güney Afrika’nın ilk sigorta şirketinin başında, oğlu Rüştü Güven ise emlakçılık sektöründe. Güney Afrika’nın tanınmış isimleri arasındalar. Ebubekir Efendi’nin diğer torunları gibi onlar da Türk kimliklerini korumaya çalışarak 157 yıldır Güney Afrika’da yaşayan bir Osmanlı ailesine mensuplar. Ebubekir Efendi’nin soyundan gelen bugün 500’ün üzerinde Osmanlı, Güney Afrika’da yaşıyor. Bu aileden 122 kişi geçtiğimiz ay Türk vatandaşlığına kabul edildi ve önümüzdeki hafta düzenlenecek bir törenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden ilk kez Türk pasaportlarını alacaklar. Aileyi temsilen Güney Afrika’dan 80 yaşındaki Ahmet Atala ve oğlu Güven Atala İstanbul’a geldi. Baba oğul oldukça heyecanlılar. İkisi de Türk pasaportunu alıp eski hayatlarına dönmek gibi bir niyetleri yok. Güven Atala İstanbul’a adımını attığı daha ilk gün biz sohbet ederken bir yandan da internet üzerinden beğendiği evleri bize gösterip fikrimizi soruyor. Babası Ahmet Efendi de “Ömrümün geri kalanını artık Türkiye’de geçirmek istiyorum” diyerek oğlunu destekliyor. Büyük bir mutlulukla çaylarını yudumluyorlar.

Ahmet beyin de Güven beyin de Türkiye’ye ilk ziyaretleri bu değil elbette. Güven Atala geçtiğimiz yıllarda dede memleketi Erzurum’a bile gitmiş oradaki akrabalarını bulmaya çalışmış. “Erzurum çok soğuk değil mi?” diye soruyorum gülerek. “Evet” diyor. “Üstelik Erzurum’a gittiğimde yazdı, Palandöken dağına çıktım, kışın orada kayak yapılıyormuş ama ben yazın bile çok üşüdüm. Ebubekir Efendi bu soğuk yüzünden Güney Afrika’ya gitmiş olmalı” diye esprilerle anlatıyor ata toprağına yaptığı ilk ziyareti. Hep birlikte gülüyoruz. Çayların biri gidiyor diğeri geliyor masaya. Derken bizi Ebubekir Efendi’nin torunlarıyla buluşturan akademisyen Halim Gençoğlu hikayeyi en baştan başlayarak anlatıyor. Sonbaharın serin bir akşamında çay ve sohbet içimizi ısıtıyor.

GÜNEY AFRİKA’DA YENİDEN EVLENİYOR

Ebubekir Efendi’nin Erzurum’dan Güney Afrika’ya yolculuğu aslında bir mektupla başlıyor. İngiltere Kraliçesi Viktoria, Sultan Abdülaziz’e gönderdiği mektubunda Güney Afrika bölgesindeki Müslümanların dini bilgilerindeki yetersizliğinden bahsederek Kur’anı Kerim ve dini kitaplar talep ediyor. Sultan Abdülaziz ise kitapların yeterli olmayacağını belirterek Osmanlı’nın son dönem alimlerinden Erzurum’da yaşayan Seyyid Ebubekir Efendi el Emcedi’yi de halkın arasındaki ihtilafları çözmesi için görevlendiriyor. Resmi kayıtlara göre 1863 yılında Ebubekir Efendi eşi ve oğlunu memleketi Ersurum’da bırakarak yanına yeğeni Ömer Lütfi’yi alıp zorlu bir yolculuğun sonunda Ümit Burnu’na varıyor. Osmanlı’nın bölgeye bir din alimi göndermesi o dönemde basında geniş yankı buluyor. Burada 7-8 ay gibi kısa sürede yerel dili öğrenen Ebubekir Efendi ise önce bu dilde fıkıh kitabı kaleme alıyor. Ardından da bir medrese açarak Afrikalı din alimleri yetiştirmeye başlıyor. Yeğeni 4 yıl sonra memleketine geri dönerken Ebubekir Efendi tam 17 yıl boyu bu medresede İslam İlmini öğretmeye devam ediyor. Kısa sürede halk tarafından benimsenip çok sevilen alim, burada iki evlilik yapıyor. Memleket hasretini ise biraz olsun hafifletmek için yaptığı taş konağın kapısına “Erzurum” tabelası asıyor. Afrika’daki ilk eşi Rukiye hanımdan Ahmet Ataullah Efendi adında bir oğlu dünyaya geliyor ancak eşinden anlaşamayınca boşanıp Tahora Saban Cook ile evleniyor. Ebubekir Efendi’nin bu eşinden ise beş çocuğu oluyor.

2. ABDÜLHAMİT’LE TANIŞIYOR

Ebubekir Efendi 1876 yılında oğlu Hişam Nimetullah ve Ahmet Ataullah’ı yanına alarak İstanbul’a gidiyor. Ebubekir Efendi bu ziyaretinde saray erkanından Ahmet Cevdet Paşa, Halil Paşa gibi isimlerle görüşüyor aynı zamanda cülus töreni yeni yapılmış olan 2. Abdülhamit ile tanışarak Güney Afrika’daki faaliyetler hakkında bilgi veriyor. Bu ziyaretten oldukça memnun kalan Abdülhamit’in talimatıyla çocukları için görkemli bir sünnet düğünü yapılıyor. Çocukları Hişam Ataullah ve Ahmet Ataullah’ı Türkçe öğrenmeleri için Sultani Mektebi’ne kaydettiriyor. Ebubekir Efendi yine Erzurum’dan akrabaları olan Seyyid Gedayizade Muhammed Efendi’yi ziyaret ediyor ve onun oğlu Abdurrezzak İlmi Efendi’yi de yanına alarak yeniden Ümit Burnu’na dönüyor. Büyük kızı Fehime hanımla Abdurrezzak Efendi Güney Afrika’da evlenip ertesi yıl İstanbul’a dönüyor. Ebubekir Efendi ise 1880 yılında konağında aniden vefat ediyor. Ebubekir Efendi vefatından çok kısa süre önce adeta vasiyeti diyeceğimiz bir mektubu Cevdet Paşa’ya gönderiyor ve vefatı durumunda çocuklarının İstanbul’a götürülmesini aksi halde çocuklarının orada dinini ve dilini unutmasından endişe ettiğini dile getiriyor. Ancak ne yazık ki bu mektubuna bir cevap alamadan vefat ediyor.

Ebubekir Efendi’nin torunlarına işte verilen bu Türk pasaportu bir anlamda 140 yıl önce vefat eden bir Osmanlı din aliminin vasiyetinin yerine getirilmesi anlamına geliyor. Bu yüzden Ebubekir Efendi’nin torunları için Türk vatandaşlığına kabul edilmeleri ve yeniden Türk topraklarına dönebilmeleri çok büyük anlam taşıyor.

Dedesi Ahmet Ataullah’ın İstanbul’da eğitimini tamamladıktan sonra 2. Abdülhamit döneminde Singapur Büyükelçisi olarak görev yaptığını kendi çocuklarını ise yine Türkiye’de okuttuğunu Ahmet Kemal Atala anlatıyor. Babası Rüştü Efendi Türkçe konuşan son kuşak. Ahmet Atala Türkçe bilmese de Türk kimliğini hiç unutmamış: “Ben henüz 12-13 yaşındayken ailece çekildiğimiz bir fotoğraf vardır. O fotoğrafta duvarda Atatürk resmi görünür. Dedem ve babam Türkçe öğrendiler. Bu vatan için savaştılar. Kimliklerinden, topraklarından hiçbir zaman kopmadılar. Biz Türk olduğumuzu bilerek büyüdük. Bir gün bu topraklara dönmenin hayaliyle yaşadık. Sonunda hayallerimiz gerçek oldu. Artık ben de son nefesimi bu topraklarda vermek istiyorum.”

İlk kadın doktor ilk kadın hukukcu kardeşler

Ebubekir Efendi’nin İstanbul’a getirdiği çocukları Hişam ve Ahmet Ataullah için 2. Abdülhamit muhteşem bir sünnet düğünü organize eder. Çocukları 2. Abdülhamit tarafından İstanbul’da ve ardından da Londra’da okutulur. Ahmet Ataullah Efendi o dönem eğitimini tamamladıktan sonra 2. Abdülhamit tarafından Sinpgapur’a büyükelçi olarak atanır. Ahmet Ataullah Efendi’nin 1902 yılında Osmanlı Devleti’nin başkonsolusu olarak Singapur’a atanmasından sonra çocukları Rüştü, Fuat, Havva Hayrunisa ve Hatice hanım da İstanbul’a getirilerek önce İstanbul’da ardından da Londra’da eğitim görürler. 1896 doğumlu olan Rüştü Atala Efendi Londra’da eğitimini tamamladıktan sonra Güney Afrika’ya döner ve buranın ilk Müslüman pilotu olur. Erkek kardeşi Fuat ise dil bilimci olarak Londra’da BBC’de görev alır. Havva Hayrunissa Londra’da kadın doğum ihtisası yaptıktan sonra İstanbul’a döner önce Moda’da muayenehane açar bir süre burada çalışır. Daha sonra evlendiği Hollandalı eşiyle birlikte Güney Afrika’ya yerleşir. Havva Hayrunissa Güney Afrika’nın ilk kadın doktorudur. Kız kardeşi Hatice Hanım ise Londra’da Hukuk okur. Evlendiği Hintli eşi Yakup Hasan’la birlikte Hindistan’a yerleşir.

Türkler beyaz tenli de olsa müslüman diye ikinci sınıf vatandaş sayıldı

 Bugün 80 yaşında olan Ahmet Atala babası Rüştü Efendi’nin Türkçe bildiğini şimdi ise oğlu Güven’in Türkçe öğrenmeye çalıştığını söylüyor.Ailede Türk kimlikleri üzerine ilk araştırmaları yapan Güven Rüştü Atala olmuş. 1999 yılında Cape Town’da Türk Elçiliğine giderek Türkiye’den geldiklerine dair belgelerin olup olmadığını öğrenmek istemiş ancak yetkililerden tatmin edici cevap alamamış. Daha sonra akademisyen Halim Gençoğlu ile tanışmışlar. “Bizi birbirimizle de köklerimizle de tanıştıran Halim oldu” diyor Ahmet bey büyük bir minnetle. Baba Ahmet Kemal Atala geçmişle olan bağlarının Güney Afrika’da 1948 yılında başlayan ve yıllarca hüküm süren Apartheid rejimi yüzünden koptuğunu söylüyor ve şunları anlatıyor: “Apartheid yönetimi Türkleri Müslüman olduğu için ikinci sınıf insanların yaşadığı yani hakları elinden alınan siyahi kesime dahil etti. Ebubekir Efendi’nin çocukları olarak babam buna büyük tepki gösterdi. Ancak yapacak bir şey yoktu. Babam bizi mecbur kaldığı için “Beyaz Türk” olarak yazdırdı. Böylece biz diğer akrabalarımızdan koparak ‘beyaz’ olarak diğer tarafta yaşadık. Müslüman olduğumuzu söylemedik ama ben de dahil doğan çocuklarımıza Türk isimleri verdik ve köklerimizi hiç unutmadık. Ailenin diğer üyeleri ise beyaz oldukları halde Müslüman kimliklerinden dolayı ikinci sınıf vatandaşların yaşadığı bölgede kaldı. Bu iki farklı sınıfın biribiriyle görüşmesi yasaktı bu yüzden ailenin diğer üyeleriyle 60 yıl sonra ancak biraraya gelebildik.”

500 Kişilik büyük bir aile

Afrika’da sömürge tarihi çalışmak için Güney Afrika’ya giden akademisyen Halim Gençoğlu ise yaptığı araştırmalar sonucunda Erzurum’dan Güney Afrika’ya giden Ebubekir Efendi’nin hem Türkiye’de hem de Güney Afrika’da yaşayan torunlarına ulaştığını anlatıyor. Her iki kesimdeki ailenin çocuklarıyla bağlantıya geçerek Ebubekir Efendi’nin torunlarını yıllar sonra bir araya getiriyor. “Güney Afrika’da bir seferinde bütün aileyi buluşturdum. 500 kişinin üstünde bir katılım sağlandı” diye o muhteşem buluşmayı anlatıyor.

Ezan sesi bizi heyecanlandırıyor

Önümüzdeki süreçte Ebubekir Efendi’nin Güney Afrika’ya göç hikayesi film olacak. Film için senaryo çalışmalarına başlandı. Filmin heyecanıyla birlikte bir başka heyecan ise alınacak Türk pasaportları. Ailenin temsilcisi olarak tören için İstanbul’a gelen Ahmet Kemal Atala ve oğlu Güven Rüştü Atala şimdiden çok heyecanlılar. Güven Atala Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin ayrımcı politikalarından ötürü ailesinden uzaklaşmış ve Hıristiyan olarak büyümüş ancak geçmişini araştırmaktan hiç vazgeçmemiş. Bu yüzden şimdi sadece Türk kimliği almakla kalmıyor birkaç ay önce resmen Müslüman da oldu. Şİmdi ise bir yandan Türkçe öğrenirken diğer yandan büyük bir heyecanla Yavuz Selim Cami İmamı Abdullah Kılıç’tan Kuran okumayı öğreniyor. Ebubekir Efendi Ahmet Cevdet Paşa’ya yazdığı mektubunda “Çocuklarıma sahip çıkın, korkarım ki burada kalırsalar dinlerini yitirirler” cümlesindeki endişe ne yazık ki gerçek olmuş. Gençoğlu şunları söylüyor: “ Güven gibi devlet baskısı yüzünden aile üyelerinde zaman içerisinde Hristiyanlığını seçenler olmuş. Bugün Türk pasaportuyla sadece Türk vatandaşı olmuyorlar. Birçoğuna gerçek kimliğini geri kazandırmış oluyor. “Namaz ibaretlerini de yerine getiren Ahmet ve Güven Atalı’yı İstanbul’da en çok heyecanlandıran şey ise beş vakit okunan ezan.

Osmanlı torunlarına ikinci sınıf muamele

Cape Town Üniversitesi’nde araştırmalarını sürdüren akademisyen Halim Gençoğlu Ebubekir Efendi ve ailesiyle ilgili pek çok belgeye ulaşmış. Güney Afrika’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra çıkarılan Toprak Yasası ülkede ayrımcılığın temellerini de atıyor. Ebubekir Efendi’nin ailesi de bu dönemde ayrımcılığa uğruyor. Gençoğlu’nun verdiği bilgilere göre Güney Afrikadaki Müslümanlar arasındaki ihtilafları çözmek ve İslami ilimleri öğretmek amacıyla 17 yıl boyu burada yaşayan Ebubekir Efendi’nin torunları bu yasadan sonra Müslüman kimliğinden ve tenlerinden dolayı ayrımcılığa uğruyor. “Biz dinimizi yaşamak istiyoruz” diyen kesim kimliklerine Müslüman Türk olarak yazdırdıkları için pek çok haktan mahrum oldu. Rüştü Atala ise çocuklarını “Beyaz Türk” olarak yazdırarak diğer kesimin yaşadığı bölgede kaldı. Bu bölgede Müslüman kimliklerini öne çıkaramasalar da Türk kimliklerini korudular. Ahmet Atala çocuklarına Tansel, Güven ve Ural koyarak bu kimliklerine orada sahip çıkmaya çalıştığını anlatıyor. Diğer tarafta kalan torunların ise elinden her türlü hakları alındı. Mesela Ebubekir Efendi’nin küçük oğlu Ömer Celalettin Efendi’nin oğlu olan Şükrü Efendi 1935 yılında kayıt yaptırdığı Cape Town Üniversi’nden 1942 yılında Cerrahi Uzmanı olarak mezun oldu. ilk siyahi Müslüman doktordu. Diğer torunu olan Havva Hayrunise ise Londra’da tıp dilpomasını aldıktan sonra 1829’da Güney Afrika’ya dönen ilk kadın doğum uzmanı ve aynı zamanda ilk Müslüman kadın doktoru olarak kayıtlara geçti. Fakat ırkçılık politikası yüzünden hem Muhammed Şükrü Efendi hem de Havva Hayrunisa Müslüman kimliklerinden dolayı beyaz tenli olmalarına rağmen “Siyahi” olarak kayıtlara geçirildi. O dönemin şartlarında Müslüman olarak yaşamayı seçenler seçme seçilme ve ibadet özgürlüğü gibi temel haklardan men ediliyordu.

Lawrance sadece bir zavallıydı

Ahmet Kemal Efendi babası Rüştü Efendi’nin Suriye cephesinde Birinci Dünya Savaşı’nda Kutül Amere’de savaşırken Lawrance’nin Şam’de trenini bombalayarak kendisini öldürmeye çalıştığını, esir aldıklarında ise oyunla ellerinden kaçan bir zavallı olduğunu anlatıyor. Ahmet Kemal Efendi ilk gençlik yıllarında babasıyla gittiği Lawrance filmini izlerken filmin ortasında babasının “Bu kadar da yalan olmaz, kahraman değil zavallının tekiydi ” diyerek salonu terk ettiğini gülerek anlatıyor.

Erzincan depreminde yardım göndermişler

Türk cephelerinde savaşan Rüştü Atala Güney Afrika’ya Fuat Atala ise Londra’ya döner. Ancak Türkiye ile gönül bağlarını hiç koparmazlar. Dil bilimci olan Fuat Atala İngilizce Türkçe öğretme metodu üzerine bir kitap sözlük yazar. 1939 depreminde ise Rüştü Atala Cape Town İslam Cemiyeti Başkanıdır. Güney Afrika Müslümanlarından para toplayarak Türkiye’ye gönderir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.