|

Aşk yüzünden…

İskender Pala’nın son romanı Aşk Hikâyesi, Kapı Yayınları arasında okurla buluştu. Pala, bizi Kırım Bahçesaray’dan başlayıp İstanbul’a uzanan bir aşk hikayesine tanık ediyor.

04:00 - 15/11/2023 الأربعاء
Güncelleme: 23:33 - 14/11/2023 الثلاثاء
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.
ZEYNEP SANCAR

Kaleminden hep aşk dökülen bir yazar İskender Pala. Dönüp dolaşıp üstüne söz söylediği hep ‘aşk’. Fuzuli’nin ‘Aşk imiş her ne vâr âlemde/İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak’ dediği üzere kahramanlarını her daim aşk pervânesi yapmasının sebebi belki de okurlarını bu hakikate yaklaştırmak. Tarihi roman yazmakla ilgili motivasyonunu “Tarihten bugüne getirebildiğimiz medeniyet ve kültürel değerlerimizi, kimliğimizi, kendimiz olmayı ve yerli-milli birtakım göstergeleri okuyucuyla paylaşmak istiyorum” diyerek açıklıyor Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili ve yazar Prof. Dr. İskender Pala.

Sultanahmet Camii’nin temellerinin atıldığı gün başlayıp ilk cuma namazının kılındığı açılış gününde biten roman bir yandan yakıcı hasretle sınanan büyük bir aşk hikâyesini konu alırken Sultan 1. Ahmet’in İstanbul’a ve Peygamberimize (sav) olan aşk ve muhabbetinin de altını çiziyor. Devrin atmosferini, alimleri, şairleri, tasavvuf ehli ile ustalıkla tasvir ederken tarihsel bir panorama da çiziyor.

BAHÇESARAY’DA BAŞLAYAN BİR HİKAYE

Aşk Hikâyesi’nin kahramanı olan Bahşı Efendi’nin hazin hikâyesi Kırım Bahçesaray’da başlıyor. Sultanahmet Camii’nin inşasında ustası Sedefkâr Mehmet Ağa’nın yanında maharetini gösteren Bahşı Efendi gençlik yıllarında güzeller güzeli Kaknusia’ya aşık olur. Bahşı’yı herkes ona yakıştırsa da genç kızın babası evladını Matrakçı bir Müslüman’a uygun görmez. Birbirini seven iki gönül ayrı kalmaya razı olmaz ve birlikte kaçma planları yaparken Kaknusia’nın babası bir tuzak kurar. Genç kızı kaçıranlar onu esircilere satar.

Sevdiğinin bir gemiyle İstanbul›a götürüldüğünü haber alan Bahşı aynı gemiye ulaşsa da kader onları başka yollara savurur. Geminin Karadeniz’de fırtınaya yakalanması üzerine birbirlerini kaybeden iki aşık, büyük bir ayrılıkla sınanırken evlenirken verdikleri söze sâdık kalır ve kalplerini bir başkasına açmaz.

Gemi kazasından sonra Bahşı Efendi, gemideki birkaç esirle birlikte bir yaşam mücadelesi verir ve nihayetinde Bulgaristan sınırlarındaki ‘Kalyakara’ denilen yerde kıyıya çıkar. Orada karşılaştıkları Sarı Saltuk’un tekkesi ve dervişleri kazazedelere sığınak olur. Tekke’de geçirdikleri günlerde Hayran Abdal ile Bahşın Efendi’nin aşkın metafizik boyutuna ilişkin sohbetleriyle bu anlatıdan muradın ne olduğuna ilişkin ilk ipuçları veriliyor.

GÖRSELİ GÜÇLÜ BİR ROMAN

Romanın girişinden bu noktaya kadar devam eden anlatım güçlü sinematografik dili ve sahnelemeleri ile okura aynı zamanda heyecanlı bir macera izletiyor.

Betimlemelerin gerçekçi oluşunun nedeni ise İskender Pala’nın Bulgaristan’da romanın geçtiği bu bölgeyi gidip, görmesi oradaki atmosferi görüp ustalıkla kelimelere tercüme etmesinden kaynaklanıyor. Pala, romanla ilgili verdiği bir röportajda “Ben Bulgaristan yolculuğunu bunun için yaptım, Kaliakra’ya gittim. Oradan denizi takip ederek yaya olarak İstanbul’a kadar geliyorlar. Balçık, Varna bütün o sınırları kara yoluyla geçerek buraya kadar geldim ki onların yaptığı yolculuğu daha iyi anlatabileyim.” diyerek anlatıyor o süreci.

Tekkedeki günlerin bitiminde bir yandan Bahşı Efendi’nin Bulgaristan’dan İstanbul’a uzanan yolculuğunu takip ederken öte yandan Kaknusia’nın nasıl kurtulduğunu, kime sığınıp hayatının istikametinin nasıl değiştiğine şahit oluyoruz.

Elbette bu büyük aşkın sınavı ayrılıkla sınırlı kalmaz. Bahşı Efendi’nin kader arkadaşı haline gelen esirlerden Gunala da yaman bir sevda ile genç adama tutulur.

Kaknusia’nın aşkı ise bir başka imtihanın konusu olur. İstanbul’a ulaştığında Kaknusia’nın hamile olduğu ortaya çıkar. Gemiden kurtuluşuna vesile olan esirin kendisini emanet ettiği Evrennik İshak, çaresizce bu kimsesiz kızı korumasına alır ve nikâhlanır. Ancak Kaknusia Bahşı Efendi’ye verdiği söz gereği kaçırıldığı andan itibaren susmaktadır. İshak bu yüzden genç kadının ne adını, kim olduğunu ne de başına gelenleri öğrenemez. Ona yeni bir isim verir; Lâlin, kızına da Lâlzade. Hikâye bir tür Selvi Boylum Al Yazmalım’a evrilse de İshak’la Kaknusia arasındaki ilişki hiçbir zaman gerçek bir evliliğe dönüşmez. Ama İshak da tutulmuştur bir kez aşk yangınına. Bu yüzden kim olduğunu öğrendiğinde de Kaknusia’yı kaybetmek istemez.

AŞK ÜZERİNE DÜŞÜNMEK

Caminin yapımı devam ederken Bahşı Efendi’nin yitik aşkını arayışı da devam eder. Yirmi yıl geçse de o günün birinde ‘buğday kokulu’ sevdiceğine kavuşacağına dair inancını kaybetmez. Bu yakıcı ve imkânsız aşk sarmalı her dört kişiyi de ayrı ayrı yakar kavurur.

Aşk yüzünden yaşamak mı ölmek mi, yanı başındayken ya da uzağındayken hasretini çekmek mi daha yeğdir? Gerçek aşk hangi tartıya vurulabilir? Çokça sorulara muhatap eder okuru İskender Pala. Ve roman boyunca modern zamanlarda tüketim nesnesine dönüştürülen ‘aşk’ın hakikatle bağına dikkat çekerek bedensel değil ruhsal bir yolculuk hâli oluşunun altını çizer. Ve okuru hakiki bir ‘aşk’ için kimin, neyi fedâ edebileceğini düşünmeye davet eder.



#Aktüel
#Edebiyat
#Kitap
٪d أشهر قبل
default-profile-img