Hayat Cemiyeteruh üfleyenler

Cemiyete ruh üfleyenler

Her biri büyük bir yol açıcı, eserleri ve talebeleri ile yollarımızda birer kandil mesabesinde olan kimi isimleri Diyanet İşleri Başkanlığı “İz Bırakanlar” dizisi ile yeniden hatırlattı ve kitap olarak yayımladı. Aralarında Babanzâde Ahmet Naim, Hasan Basri Çantay, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Mehmet Şerefettin Yaltkaya ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşanevî’nin isimlerinin yer aldığı eserler tek başına biyografi kitabı kategorisinde değerlendirilmemesi gerekiyor.

Abone Ol Google News
Kamil Büyüker Yeni Şafak
Cemiyete
ruh üfleyenler
İz Bırakanlar Kolektif DİB Yayınları 2019

İçinde yaşadığımız coğrafyanın pek çok meselede olduğu gibi ilim, irfan meselesi söz konusu olduğunda da ne kadar münbit topraklar olduğu erbabınca malumdur. Birileri iz bırakır, diğerleri izleri takip edip daha büyük çığır açarak yola devam eder.

Her biri büyük bir yol açıcı, eserleri ve talebeleri ile yollarımızda birer kandil mesabesinde olan kimi isimleri Diyanet İşleri Başkanlığı “İz Bırakanlar” dizisi ile yeniden hatırlattı ve kitap olarak yayımladı. Aralarında Babanzâde Ahmet Naim, Hasan Basri Çantay, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Mehmet Şerefettin Yaltkaya ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşanevî’nin isimlerinin yer aldığı eserler tek başına biyografi kitabı kategorisinde değerlendirilmemesi gerekiyor. Zira bu isimlerin yaşadıkları dönemler masaya yatırılırken, her bir ismin verdiği fikri, edebi, dini mücadele değerlendirilmiş, sadece tek taraflı bir bakış ve okumayla değil, karşı düşüncede olanların da yazdıklarıyla kitaplar zenginleştirilmiş. Metinlere eşlik eden fotoğraflar, belgeler, mektuplar ve hatıratlar kitapları birer kaynak eser hüviyetine büründürmüştür.

İLİM VE AHLAK ABİDESİ

Hüseyin Hansu tarafından kaleme alınan Babanzâde Ahmet Naim (1872-1934) kitabında onun fikir ve düşünce hayatı içinde yeri zikredilmiştir. 39 yıllık meslek hayatının 14 yılını hariciye Nezaretinde geri kalanını ise Maarif Nezaretinde geçiren Ahmet Naim, ahlak abidesi bir şahsiyettir. Mekteb-i Sultani, Darulfünun’da hocalıkları sonrasında yine Darülfünun rektörlüğü vazifesini ifa ederken karma eğitime geçme kararına karşı çıkmış ve “ben kız ve erkek çocuklarının zânû-be-zânû (diz dize) oturmalarına izin veremem” diyerek rektörlük görevinden istifa etmiştir. Akif’in en yakın dostu olan Ahmet Naim yine Akif gibi bir hazin törenle defnedilmiş. Muallim M. Cevdet’ten nakledilen satırlarda Fatih Camii’nden Edirnekapı’ya defnine götürürken sekiz-on dostundan başka hiçbir kimse olmadığı zikredilmektedir.

ZEKÂ İLE HASSASİYETİN HARMANLADIĞI IŞIK

Aynı dönemin önemli tanıklarından Hasan Basri Çantay (1887-1964) hayatı, mücadelesi, eserleri ile İsmail Çalışkan tarafından kaleme alınmış. Kitapta Nurettin Topçu’dan nakille zikredildiği gibi Çantay, alelâde bir müşahit değildi. İslâm ilimleri üzerinde geniş vukuf sahibi âlim, şair, muharrir, musikiye de aşina bir şahsiyetti. Zekâ ile hassasiyet tek bir ışık halinde birleştiği zaman ne kadar ince ve ne derece keskin bir kuvvet hasıl olursa o öyle bir insandı. (s.53) 23 Nisan 1920’de Karesi (Balıkesir) Mebusu olarak meclise girmiş ve iç ve dış düşmanlarla mücadelesine burada devam etmiş. İç ayaklanmalar, Yunun işgali mebusluk görevinin “cephe izniyle” devam etmesine sebep olduysa da o mücadelesini her platformda sürdürmüştür. 1921’de TBMM vekilleri arasında bir anket düzenlenmiş ve “kazanılacak olan milli istiklal mücahedemizin feyizdar ve semeredar olması neye mütevakkıftır?” diye sorulmuş. Bu soruya cevaben Çantay “Her milletin kendine mahsus bir takım ictimai düsturları ve bunları tevlid eden bir takım ahlaki ve itikadi esasları vardır. (…) Milletimiz bir İslam heyet-i ictimaiyesi olmak itibariyle onun ruhunda ve kalbinde yaşayan itikadi ve ahlaki esaslardan mütevellid içtimaiyatı ve bundan muktebes siyasatı vardır.” der ve çözümün hakiki ve tam manasıyla hükümet-i İslamiye teşkili olduğunu dile getirir. (s. 39) Yine meclisin hilafetin kaldırılmasını görüştüğü bir esnada bir mebusun nafile namazdan geldiğini ifade etmesi üzerine “Hoca, hoca! Biz içeride farzın, farz-ı aynın kavgasını verirken sen kalkıp nevafille uğraşıyorsun” diye çıkışmıştır.

NAKŞÎ-HALİDİ YOLUNDAN ÖNEMLİ BİR İZ

Tesiri hâlâ devam eden isimlerden bir diğeri olan ve Nakşî Halidi geleneğin önemli isimlerinden Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (1813-1893) ise Rukiye Aydoğdu Demir’in kaleminden yayımlanmış. Gümüşhane’de başlayan ilim ve irfan yolculuğuna Trabzon’da devam edip ve ardından İstanbul’da karar kılan Gümüşanevî Bayezid Medresesi ve Mahmutpaşa Medreselerine devam etmiş, buralardaki mezuniyetinden sonra da buralarda müderrislik yapmış otuz yıl süren ilim halkaları etrafında eser telifatına da başlamış. Onun ilim cihetine ve tasavvufi yoluna vurgu yapan eserde Gümüşanevi’nin hayatını değiştiren ismin Trablusşam Müftüsü Halidi Şeyhi Ahmet el-Ervâdî olduğu zikrediliyor. Nitekim bu intisap sonucunda kendisine Nakşibendiye, Kadiriye, Sühreverdiye, Kübreviye, Çeştiye, Halidiye, Halvetiye Bedeviye, Rıfaiye, Şaziliyye ve Müceddidiye icazeti de verilmiş. 1847 yılında alınan icazet ile o dönem metruk halde bulunan III. Ahmet’in kızı ve Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın eşi olan Fatma Sultan’ın yaptırdığı Fatma Sultan Camiinde faaliyetlere başlayan Gümüşhanevî, tanındıkça bu mekân da tekke olarak anılmaya başlamış. Acıdır ki bugün Gümüşhanevi Tekkesi olarak anılan mekân üzerinde İstanbul Defterdarlığı bulunmaktadır. Fatma Sultan Camii ise yerinde yoktur. Yazarın da dile getirdiği gibi geriye Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Sokağı kalmış. Yazar, Gümüşhanevi’nin tarikat anlayışını şeriatın temelleri üzerine kurduğunu belirterek kendisinden şu satırları naklediyor: “Ey öğrenmeye istekli olan salik! Hakikat, tarikatın; tarikat da şeriatın neticesidir. (…) Kim ki şeriatsız hakikate bağlanmaktan söz ediyorsa o kimse sapıklık içindedir. Öyleleri kendilerine uyanları da doğru yoldan saptırırlar. Hakikat şeriatın içindedir. Bir şeyin dışı içinden, içi de dışından ayrı olamaz.” (s.65)

Raflarda yerini alan diğer kitaplardan Hilmi Ziya Ülken kitabını Mehmet Vural, Nurettin Topçu kitabını Hüseyin Karaman, Mehmet Şerefeddin Yaltkaya kitabını ise Birgül Bozkurt kaleme almışlar. Her bir durakta ayrı bir yol haritası sizleri bekliyor. Yazıyı Topçu kitabından ve yine onun sözleri ile tamamlayalım: “Cemiyeti yoğuracak ruh, ne bir sihirbazın ruhudur, ne de Gordiyon’daki düğümün üzerine kılıcını indiren kahramanın ruhudur. (…) Cemiyeti yoğuracak ruh, eski Asya’nın hikmetiyle Kur’an’daki ilhamı kendinde birleştirdiği halde Garb’ın dört asırlık ilmine hayran, zihniyetine sahip, felsefesine aşina olacak Anadolu dervişlerinin ruhudur.” (s.107)

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.