Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Hayat Ezber bozan bir filozofTaha Abdurrahman

Ezber bozan bir filozof: Taha Abdurrahman

Taha Abdurrahman’ın 1990’lara kadar kendi coğrafyasında ilgisiz kalınmasının sebebini Prof.Dr. Soner Gündüzöz şöyle açıklıyor: “Öncelikle o, ezber bozan biridir. Ebû Nasr el-Fârâbî ve İbn Rüşd gibi gelenekteki düşünürleri yöntemsel olarak eleştirmesinin yanında Faslı Muhammed Âbid el-Câbirî’ye de ciddi eleştiriler yöneltmektedir.”

Haber Merkezi Yeni Şafak
Ezber bozan bir filozof:
Taha Abdurrahman
Prof.Dr. Soner Gündüzöz

NURŞEN ÖZ ALDI

Çağımızın en önemli filozoflarından Taha Abdurrahman Dinin Ruhu adlı kitabında âlemleri birbirinden ayıran paradigmaların aşılarak sonsuz varlık evrenine ulaşılmasını ve bu âlemlerin birbiriyle kaynaşması gerektiğini vurguluyor. Her birimizi ilgilendiren, insanın ontolojik bütünlüğünden ahlâka, siyasetten sekülarizme, din ve siyaset ilişkisinden İslâmcılığa pek çok konuyu kendi üslubunca, açık ve samimi bir biçimde irdeliyor. Kİtap Pınar Yayınları arasında Türk okuruyla buluştu. Kitabın mütercimi Prof. Dr. Soner Gündüzöz ile Taha Abdurrahman’ın fikir dünyasından yola çıkarak Dinin Ruhu kitabını konuştuk.

Taha Abdurrahman’ın en önemli eserlerinden Dinin Ruhu’nu tercüme ettiniz. Söyleşimize kitaptan önce Taha Abdurrahman’a dikkat çekerek başlamak istiyorum. Onun çağdaş İslâm düşüncesi içindeki konumunu hakkında bilgi verir misiniz?

Dinin Ruhu Taha Abdurrahman Cev. Soner Gündüzöz Pınar Yayınları 2021
Dinin Ruhu Taha Abdurrahman Cev. Soner Gündüzöz Pınar Yayınları 2021

Her şeyden önce Taha Abdurrahman, İslâm düşüncesinin önde gelen düşünürlerinden biridir. Taha Abdurrahman’ın Rabat’ta başlayan üniversite öğrenimi Sorbonne üniversitesine kadar uzanır. O, ontoloji ve dilbilim ilişkisi üzerinde ısrarla durmaktadır. Yine bir ahlak felsefecisi olarak başlıca ilgi alanlarından biri argümantasyon yöntemleridir. Kuşkusuz onun hayatı bize Endülüs’teki seleflerinin hayatını hatırlatır. Taha Abdurrahman, hem Batı medeniyetini oldukça iyi tanımış hem de İslâm Medeniyetini özümsemiş bir kişidir. Onun bana göre en çarpıcı yönü felsefe, mantık, dilbilim, teoloji, tasavvuf ve siyaset gibi konularda derinlikli düşünce üretebilmesi ve bu alanları bütüncül bir bakışla ele alabilmesidir. Bu itibarla o İslâm düşünce geleneğini çok yönlü referans ağı ile tahlil, tenkit ve inşa etmektedir.

SIKI BİR ELEŞTİRMENDİR

Taha Abdurrahman’ın eserleri dilimize hayli geç tercüme edildi. Onun hakkında yapılan çalışmalarda şunu fark ediyoruz: Kendisi akademide bulunmasına rağmen Fas’ın entelektüel ortamında da 1990’lara kadar görmezden gelinmiş bir figür. Bu çerçevede neler söylersiniz?

Mağrip ve Endülüs âlimlerinin kaderi biraz böyle. Örneğin Makâsıd teorisinin günümüzde kendisi ile özdeşleştiği Şâtıbî’nin, yaşadığı dönemde aynı popülariteye sahip olduğu söylenemez. Endülüs büyük bir medeniyet merkezidir, ama bölgede Ebû Abdullah eş-Şûzî, İbn Kasî, İbnü’l-Mer’e gibi tarihsel şahsiyetlere yapılanları biliyoruz. Taha Abdurrahman’a 1990’lara kadar kendi coğrafyasında ilgisizliğin birkaç nedeni olabilir. Öncelikle o, ezber bozan biridir. Ebû Nasr el-Fârâbî ve İbn Rüşd gibi gelenekteki düşünürleri yöntemsel olarak eleştirmesinin yanında Faslı Muhammed Âbid el-Câbirî’ye de ciddi eleştiriler yöneltmektedir. Sanırım bir üçüncü husus, Abdurrahman’ın tasavvufî eğilimleridir. Onun Kâdiriye’nin Bûdeşîşiyye kolu ile yakın ilişkisi olduğu bilinmektedir.

Müsaadenizle Dinin Ruhu kitabına gelmek istiyorum. Bu kitabın Taha Abdurrahman külliyatı içindeki yeri nedir? Emanet paradigması kavramı ne ifade ediyor? Bu çerçevede filozofun burhan, sultan ve vicdan şeklindeki üçlü tasnifi bize nasıl bir imkân sunuyor?

Dinin Ruhu adlı kitabı, Taha Abdurrahman’ın geniş külliyatı içerisinde, başta Dînü’l-Hayâ olmak üzere, el-Lisân ve’l-Mîzân, Tecdîdü’l-Menhec, Ahlâk Sorunsalı ve Amel Sorunsalı gibi Türkçeye çevrilmiş ve henüz çevrilmemiş eserleri ile bir bütünün parçasıdır. Bir farkla ki Taha Abdurrahman, Dinin Ruhu’nda, bütüncül bir hukuk sosyolojisi, siyaset stratejisi ve holistik bir paradigma inşasına beraberce girişmektedir. Burada Abdurrahman, burhan, sultan (iktidar) ve vicdan kavramlarını, insan gerçekliğinin birer bileşeni olarak Emanet paradigması adını verdiği ahlâkî ve metafizik bir derinliğe bağlamaktadır. Bu bağlantı, özgürlük, akıl ve ruh gibi atıflarıyla fiziksel ve metafiziksel ayırımı sıfırlayan bir perspektif inşa eder.

ÇOK YÖNLÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

Taha Abdurrahman’ın kendine özgü bir terminolojisi var. Kitabın sonuna hayli kapsamlı bir lügatçe yer alıyor. Sizin eklerinizle epey genişleyen bu lügatçenin önemini anlatabilir misiniz?

Taha Abdurrahman, gelenekteki terminolojiden yararlandığı gibi batılı kavramları da İslâmî bir neşve içerisinde yorumlamaktadır. Aynı zamanda o, yeni terimler üretmektedir. O, bazı kitaplarında olduğu gibi Dinin Ruhu kitabının sonuna bir lügatçe eklemiştir. Ne var ki bunlar çok sınırlıdır ve geliştirilmeye muhtaçtır. Biz, onun külliyatı üzerinde yaptığımız bir tarama ile özellikle Abdurrahman’ın ahlâkî ve teo-plotik birtakım terimleriyle bu dağarcığı zenginleştirmeye çalıştık. Bu şekilde terminoloji çalışmaları, onun düşünce sisteminin anlaşılmasına katkı niteliğindedir. Fakat bu konuda daha çok yolumuz var.

Taha Abdurrahman’la alakalı olarak akademik düzlemde çeşitli çalışmalar yapılıyor. Onun hakkındaki inceleme ve araştırmaların yoğunlaştığı alanlar neler?

Taha Abdurrahman ile ilgili son dönemlerde Batıda ve Arap dünyasında bir hayli çalışma ortaya kondu. Wael b. Hallâk, Abbâs Erhîle, Hammû en-Nakkârî, İbrahim Meşrûh, Abdulkadir Mellouk ve Muhammed Hashas gibi niceleri… Türkiye’de bildiğim kadarıyla Taha Abdurrahman ile ilgili tamamlanmış bir yüksek lisans tezi ve devam etmekte olan iki doktora tezi var. Taha Abdurrahman’a dair çalışmalar, bilhassa ahlâk, siyaset ve medya teorileri konusunda yoğunlaşıyor. Bu alanlar genişletilmeli. Nihayetinde o, trans-hümanizmden, gen teknolojisine, kuantum fiziğinden, rasyonel mantığa ve sanat ontolojisine kadar her alanda yazıyor.

Vahiy Kaynaklı Evrensel Bilginin Peşinde

Tartışmalara yol açan bir konuyla devam edelim istiyorum. Taha Abdurrahman’ı bir yerden hareketle konuştuğu/yazdığı için “Arap milliyetçisi” şeklinde niteleyenler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kesinlikle hayır. Taha Abdurrahman’ın derdi, İslâm düşüncesinin ihyasıdır. Onun öncelikli referans alanı, “dil”, “akide” ve “bilgi” çerçevesinde sınırları çizilmiş İslâmî birikimdir. Bu kümülatif bilgi, Taha Abdurrahman’ın deyişiyle referans bilgi ve transfer bilgiden oluşur. Özellikle Yunan felsefesi, Grek dili ve formel mantık anlayışı transfer bilgiyi temsil eder. Transfer bilgi, referans bilgiye tâbi olmak zorundadır. Burada Arapçılık yok. O, yalnızca kaynağını vahiyden alan evrensel bilginin peşindedir. Kendi ifadesiyle küllânî, yani bütüncül ve holistik bir düşünce alanı oluşturan Taha Abdurrahman, etnisite üzerinden düşünce üretmez. Taha Abdurrahman’ın kavramsallaştırması ile insan, Batının seküler düşünce sistematiğinde olduğu gibi parçacı ve metafiziği dışlayıcı üniversal yapıya da mahkûm edilemez. Abdurrahman, insanı aslî hedefinden alıkoyan her türlü tahdide karşıdır. Ona göre insan, yeryüzünde sürünmeye mahkûm bir sürüngen değil, göklerde özgürce uçan bir kuş olmaya daha layıktır.

Filozofumuzun da atıf yaptığı Ricoeur’ün çokça kullandığı soruyla devam edelim isterseniz: Taha Abdurrahman nereden konuşuyor?

Taha Abdurrahman’a göre, modern dünyada müşterek bir ethostan sıyrılmayı öngören düşünce modelleri, bireysel özgürlükçülüğü ve kolektif uzlaşıyı esas alma iddiasında olsa da paradoksa sürüklenmeye mahkûmdur. Din kurucu kavramdır ve metafizik obskürantist güçlerle ilişkilendirilemez. Ayrıca Taha Abdurrahman’a göre, İslâmî bilgi alanının ahlaktan, ahlâkın imandan ve her birinin kendi dinamiklerinden ayrıştırılmaması gerekir. Örneğin Muhammed Âbid el-Câbirî, İslâm düşüncesini beyan, irfan ve burhan şeklinde ayrıştırarak bir hataya düşmüştür. O, Batı kültürünün çeşitli alanlarından üst yapı enstrümanlarını iktibas etmiş, Jean Piaget’nin yapılandırmacı yaklaşımından; André Lalande’ın ve Gaston Bachelard’ın rasyonel epistemolojisinden ve Hegelci ve Marksist yapısalcılık ve tarih felsefesinden yararlanmıştır. Taha Abdurrahman, transfer bilgiye karşı değildir. Fakat o, geniş referans ağına sahip olmasına rağmen referans bilgiyi transfer bilgiye tâbi kılma yanlışına düşmez.

Taha Abdurrahman’a göre İslami bilgi alanının ahlaktan, ahlakın imandan ve her birinin kendi kendi dinamiklerinden ayrıştırılmaması gerekir.

ENTELEKTÜEL İNŞASI VE YARARLANDIĞI KAYNAKLAR

Şimdi sizin için de önemli olan bir soru sormak istiyorum: Gerek bu kitabında gerekse başka çalışmalarında Taha Abdurrahman’ın çağdaş filozofları yakından takip ettiği hemen fark ediliyor. Ayrıca hakkında yapılan incelemelerin bir kısmında Jürgen Habermas’la da karşılaştırıldığı biliniyor. Taha Abdurrahman’ın entelektüel felsefi yolculuğunda çağdaş filozofların oynadığı rol nedir?

Taha Abdurrahman, Jean-Jacques Rousseau’nun “Toplum Teorisi”, Ludwig von Mises’in “Eylem Ontolojisi ve Praksiyoloji Teorisi”, Chantal Mouffe’un “Agonistik Müzakere Teorisi” gibi sosyal teorilerden yararlanmaktadır. Ayrıca sosyolengüistik planda J. L. Austin ve J. R. Searle’ün “Sözedimleri” gibi kuramlarından beslenmektedir. Ancak o, İslâmî referans bilgi bağlamında bunları yeniden inşa etmektedir. Habermas’ın İletişimsel Eylem Teorisi de Taha Abdurrahman’ın yararlandığı teorilerdendir. Abdurrahman, Habermas’ın aksine inançların ve değerlerin evrenselleşebileceğine inanır.

Çalışmalarında çok kapsayıcı bir din ve sekülarizm tanımı ve tartışması görüyoruz. Sekülarizmle entelektüel düzlemde hesaplaşan filozofun bu konuya hasrettiği başka bir çalışması daha var. Sizin çevirisine başladığınız Sekülarizmin Sefaleti kitabında nasıl bir perspektifi var filozofun?

Taha Abdurrahman, modernitenin hayatın çeşitli alanlarından dini koparmasını, “dünyevileşme” olarak anar. O, Dinin Ruhu kitabında siyasetin dinden ayrıştırılması şeklindeki dünyevileşme olgusunu merkeze alır. Diğer pek çok kitabında bilginin dinden ayrıştırılmasını konu edinir. Sekülarizmin Sefaleti’nde ise ahlakın dinden ayrıştırılmasını, yani dehrâniyye olgusunu inceler. Ona göre son ayrıştırma diğerlerinden çok daha tehlikelidir. Sekülarizmin Sefaleti, Kant sonrası a-teolojik bağlamda gelişmiş ahlak felsefesine yönelik ciddi eleştiriler içermektedir. Eser, aynı zamanda Hıristiyan ahlâkından başlayarak, seküler ahlâkın eleştirisine, Emile Durkheim’in ve Friedrich Nietzsche’nin görüşlerinin tenkidine kadar geniş bir tenkit yelpazesi sunmaktadır. Kitapta Luc Ferry’nin ve René Girard’ın düşünce dünyasından yansımalar dikkat çeker. Modernite, değerlerin profanlaşması, sekülarizm, ölüm korkusu ve arınma gibi hususlar kitabın odak noktasıdır.

KAVRAM ÜRETEN BİR YAZAR

Son olarak, Taha Abdurrahman’ı daha iyi anlamak için neler önerirsiniz?

Taha Abdurrahman kavram üreten ve geniş referans ağına sahip bir yazardır. Bu, onun zorluğu. Fakat kendi kullandığı bir metaforla ifade edilecek olursa nihayetinde o, fizikî âlem ve metafizik âlemi dokuma tezgâhındaki bir kilime benzetir. Böylece o, her iki âlemin birbirine kenetlendiğini söyler. Fizikî âleme metafizik değer atfı despotizmi besler. Yapılması gereken, metafizik âlemin değerlerinin fizikî âleme aktarılması, yani teşhîd olgusudur. Bu, varlık ve değerler dünyasına bütüncül bakışı gerektirir. Taha Abdurrahman okumalarında bu temel parametre dikkate alınmalıdır. Onun eserleri, sahip olduğu geniş referans ağı da dikkate alındığında Türk okuru için entelektüel boyutta bilgi edinimi için bir eksen kabul edilmelidir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.