Hayat Fetih ve Fatihromanlarında ideolojik etkiler

Fetih ve Fatih romanlarında ideolojik etkiler

Türk Romanında Fetih Ve Fatih adlı kitabı Akçağ Yayınları arasında çıkan akademisyen yazar Hakan Değirmenci, Osmanlı’dan bugüne kaleme alınan fetih Ve Fatih romanlarından bir seçki yaptı. Değirmenci, seçkisindeki romanlardan yola çıkarak geçmişten bugüne fethe ve Fatih’e ideolojik olarak nasıl yaklaşıldığına dikkat çekiyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Fetih ve Fatih
romanlarında ideolojik etkiler
Türk edebiyâtında tarihî romanın mazisi, Türk romanının başlangıcı kadar eskidir.

HAKAN DEĞİRMENCİ

Roman yol boyunca gezdirilen bir aynadır der Fransız romancı. Hakikaten de o aynaya bakıldığında hayata dair gerçekler bütün çıplaklığıyla görülebilecektir. Aynadan yansıyacak görüntülerden biri de hiç kuşkusuz tarihtir. Bu anlamda romanlar, tarihsel hadiselere birer kesit olup toplumların geçmişine ayna tutarlar.

Türk edebiyâtında tarihî romanın mazisi, Türk romanının başlangıcı kadar eskidir. Romantik tarih anlayışının bir sonucu olarak Tanzimat’tan itibaren sanatçılar Osmanlı tarihine de yönelmişlerdir. Bunun sonucu olarak, İstanbul’un fethi gibi sadece Türk ve İslam tarihi açısından değil, bütün dünya tarihi bakımından da önem taşıyan bu büyük hadise, Türk edebiyâtının her türüne konu olmuş, başta romanlar olmak üzere şiirde ve tiyatroda sıkça işlenmiştir. Tanzimat döneminden itibaren Meşrutiyet, Cumhuriyet, Çok Partili dönem ve 1980’den günümüze kadar Fetih ve Fatih hakkında pek çok tarihi roman yayımlanmıştır. Bunlar arasında popüler kültüre ve hamasete yönelik olanlarından, fethin karanlık noktalarını aydınlatmaya yönelik olanlarına kadar pek çok önemli roman kitapçılardaki yerini almıştır.

CUMHURİYET ÖNCESİ/SONRASI

İstanbul’un fethine temas eden ilk romanlar Ahmet Mithat Efendi’nin 1875 tarihli Hüseyin Fellah ve 1877 tarihli Süleyman Muslî romanlarıdır. Namık Kemal’in 1881’de yayımlanan Cezmi romanında, Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi ve 1908’de yayımlanan Öksüz Turgut romanında, 1914 tarihli Şimal Rüzgârları romanında fethe temas ediliştir. Buraya kadar sözünü ettiğimiz romanlarda, Tanzimat döneminde büyük ölçüde “Romantizm”in tesiriyle, Meşrutiyet döneminde ise çağın ruhuna uygun biçimde “Türkçülük” akımının oluşturduğu algıyla fethe olumlu yaklaşılmış ve Fatih karakteri yüceltilmiştir.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Osmanlı tarihine bakış açısında görülen olumsuzluk fetih romanlarına da yansımıştır. Bunun en bariz örneği hiç kuşkusuz Kara Davut’tur. Roman, Cumhuriyet’i Osmanlı’nın devamı olarak gören ve bunun doğal sonucu olarak yeni dönemi meşrulaştırmanın yolu olarak eskiyi kötülemeyi tercih eden hastalıklı bir zihniyetin ürünüdür. Cumhuriyetimiz Osmanlı’nın bir alternatifi değil, iyisiyle kötüsüyle bir devamıdır.

1950’lere kadar yayımlanan romanlarda bu yeni telakki devam etmiştir. Menderes hükumetinden sonra gerek fethin 500. yılı olması münasebetiyle, gerekse yeni siyasi iradenin de meseleye sıcak bakmasıyla fetih kutlamaları yapılmış; oluşan bu yeni havanın tesiriyle romancıların fethe ve Fatih’e bakışında yeni bir zihniyet kırılması daha yaşanmıştır. Bir bakıma “normalleşme” olarak tanımlayabileceğimiz bu dönemde, yazarlar Fatih’i ve Osmanlı ordusunu yüceltmeye başlamışlar, yazdıkları romanlarla onları tarih içinde yüksek bir makama koymuşlardır.

2000’lerden sonra ise ülkedeki sosyolojik ve siyasi dönüşüme paralel olarak, toplumda Osmanlı tarihine ve fethe karşı bir alaka oluşmuş, yayınevleri ve yazarlar da oluşan talebe bağlı olarak fethi konu alan romanlara yönelmişlerdir. Özellikle 2012 yılında gösterime girmiş olan Fetih 1453 filminin uyandırdığı akis ve coşkunun da bu gelişmelerde payı olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu dönemde fethe İslamcı ve/veya Milliyetçi bir çizgiden bakan ve Fatih’in olumlu yönlerini öne çıkaran romanlar yazmışlardır. Türk edebiyatında fethi konu alan roman sayısı ellinin üzerindedir. Pek çoğu hamasette yönelik olan ve popüler tarihi roman olarak adlandırabileceğimiz bu romanların yanı sıra gerçekten dil, üslûb, yapı, teknik olarak nitelikli romanlar da verilmiştir. Şimdi birkaçı üzerinde duralım:

SEPETÇİOĞLU’NUN FETİH ÜÇLEMESİ

Türk romanının usta kalemi Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun kaleme aldığı ve “Fetih Üçlemesi” olarak bilinen Ebem Kuşağı, Sabır ve Gece Vaktinde Gündönümü romanları 1980’li yıllarda neşredilmiştir. Dervişlerin, erenlerin maddî ve manevî nüfuzlarıyla Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşmasındaki tesirini hemen her tarihi romanında bilhassa işleyen Sepetçioğlu, aynı tavrını söz konusu romanlarda da sürdürmüştür. Sepetçioğlu, söz konusu üç eserinde, kendinden önceki “popüler tarihî roman”lardan farklı olarak, tekniği ve üslûbuyla İstanbul’un fethini anlatan güçlü bir roman ortaya koymuştur. Ebem Kuşağı ve Sabır’da daha çok Düzmece Mustafa olayıyla meşgul olan Fatih, ilaveten Sabır’da İstanbul kuşatması ve Hacı Bayram Veli ile görüşmesiyle gündeme gelmektedir. Gece Vaktinde Gündönümü romanında ise tahtı oğluna devredip Manisa’ya yerleşmesi ve burada hayalini kurduğu gibi bahçıvanlık yaparak toprak ve su ile meşgul olduğu, dinlenmeye çalıştığı anlatılmaktadır. Mustafa Neceti Sepetçioğlu’nun “Fetih Üçlemesi”ni oluşturan üç kitabı da birer nehir romanı özelliği gösterdiğinden, her romanda olaylar ve şahıslar devamlılık taşımaktadır.

BOĞAZKESEN

Nedim Gürsel’in kaleme aldığı Boğazkesen, alt başlığında da belirtildiği gibi “Fatih’in Romanı”dır. Osmanlı’yı beylikten devlete dönüştüren Sultan Mehmet’in hırsı ve azmidir. Romanda, Şehzade Mehmet, okuduğu kitaplardan, dinlediği menkıbelerden tanıdıkça, öğrendikçe Büyük İskender’e özenmektedir. Bilinç akışı tekniğiyle verilen, olaylarla zamanın, gerçekle düşlerin karıştığı bu bölümde Sultan Mehmet önce Büyük İskender’i hatırlamaktadır. Onun gibi olmak, uçsuz bucaksız çölleri aşıp okyanusları aşmak istemektedir. Sonra aklına tarihin bir başka şanlı hükümdarı olan Annibal gelmiş, bir an için filleriyle Roma’ya yürümek istemiştir. Sultan Mehmet’in ilme verdiği önemi en geniş şekilde işleyen romanlardan biri olan Boğazkesen’in ilerleyen sayfalarında, Padişah’ın sık sık Kurşun Ayaklı Medrese’deki odasına kapanıp okumaya daldığını ve kendisini unuttuğunu öğrenmekteyiz. Romanda, Padişah sık sık ilmî tartışmaların yapıldığı ortamlar oluşturmaktadır. Anlatıcı, Padişahın bu mübahaselerden aldığı hazzı başka hiçbir şeyden almadığını belirtmiştir. Bu toplantıların birinde, önceden küçük bir kâğıda yazdığı Mesnevi’den dizeleri okuyarak toplantıyı başlatmıştır. Geniş odada bulunan ulema arasından Manisa’dan beri hocası olan Molla Gürani’nin elini öperek, onu sol yanına oturtmuştur. Molla Gürani’den başka odada Ali Kuşçu, Molla Lütfi, Hocazade, Molla Hüsrev ve Mahmud Paşa da bulunmaktadır. İmam Gazali ile İbn-i Rüşd arasındaki görüş farklılıklarının tartışıldığı bu toplantı, sabaha kadar sürmüştür.

HOCAEFENDİ’NİN SANDUKASI

Emre Kongar’ın 1999’da kaleme aldığı Hocaefendi’nin Sandukası adlı eseri, “Kızıl Elma” idealinin en müşahhas biçimde tezahür ettiği romanlardan biridir. Anlatıcıya göre Sultan Mehmet iki Roma’nın tacını birden elinde tutmak istenmektedir. Bunun için önce Doğu Roma’yı alarak ve Ortodoks kilisesini kontrolüne geçirmiştir. Sıradaki hedefi Batı Roma’yı ele geçirmektir. Ne var ki Sultan Mehmet’in öldürülmesiyle birlikte Kızıl Elma ideali de sona ermiştir. Hocaefendi’nin Sandukası romanında “laik” bir padişah profiliyle karşılaşmaktayız.

KARA BÜYÜLÜ UYKU

1999’da yayımlanan Vecdi Çıracıoğlu’nun Kara Büyülü Uyku adlı romanında, İstanbul’un içine düştüğü sefalet öne çıkarılarak fetih öncesi koşulara ayna tutulmuştur.

SULTANI ÖLDÜRMEK

Ahmet Ümit’in 2012’de yayımlanan Sultanı Öldürmek adlı romanında Tahir Hakkı Bentli, gelişime açık, meraklı, geçmişi kurcalamaktan hoşlanan gençlere vaaz eden bir tarih profesörüdür. Meseleleri, resmi tarihin dışına çıkarak anlatmayı seven bu tarihçinin bakış açısıyla daha çok Fatih’e odaklanılmıştır.

KARA DAVUT

Neşri 1927 ile 1930 yılları arasında tamamlanan Kara Davut’ta fethin hükümdarı Fatih’e bakış açısında açık bir düşmanlık gösterilmiş, bir bakıma tarihe ihanet edilmiştir. Zira, roman boyunca yazar Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, fetihteki şeref ve marifeti Sultan Mehmet’ten alıp, bir sokak fedaisine verme temayülü göstermiştir. Hatta anlatının bir yerinde Kara Davut isimli çapulcu halkın içinde Fatih’e tokat atar. Romancının da bir tasarruf hakkı olduğuna inanmakla beraber, bütün toplumun ortak kullanım alanı olan tarihî konularda, hadiseleri alt üst etmek gibi bir sınırsız özgürlüğü olmadığını düşünmekteyiz. Türk romanında Osmanlı tarihine bakışın Kara Davut’la somutlaştığı üzere, bu denli keskin bir kırılma yaşamasını, Cumhuriyet dönemindeki tarih algısında oluşan genel bir zihniyet değişikliğinden bağımsız düşünmemek gerekmektedir.

FATİH’İN ZAFERİ

1953’de Faik Türkmen tarafından kaleme alınan romanda geniş bir şahıs kadrosu dikkatleri çeker. Çandarlı Halil Paşa ve Zağanos Paşa gibi devlet adamlarına, fethin manevi mimarlarından Akşemsettin’e, Molla Gürani’ye yer verilen romanda, tarihsel rolü tartışmalara konu olan Şehzade Orhan, Vezir Notaras, Ulubatlı Hasan, Urban Usta gibi karakterlerle zengin bir şahıs kadrosu oluşturulmuştur.

İSTANBUL’UN FETHİ

Feridun Fazıl Tülbentçi tarafında 1954’de yayımlanan roman âdeta tarihsel bir vesika hükmündedir. Fethin arkasındaki askeri kadronun neredeyse tamamına yer verilen romanda fantastik bir yan hikâye olarak Cafer ismindeki cesur ve becerikli bir Osmanlı casusunun maceralarına yer verilmiştir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.