Hayat Hüsrana çeyrek kala

Hüsrana çeyrek kala

Ülkemizde 1990’lı yıllardan itibaren özel televizyon kanalları aracılığıyla hayatımıza giren popüler vaizler üzerine yüksek lisans tezi hazırlayan İsmihan Şimşek şimdi de bu tezinden yola çıkarak Popstar Vaizler kitabını okurla buluşturdu. Kitap, ekranlardaki popüler vaizler üzerinden din ve medya ilişkisini ele alıyor.

Senai Demirci Yeni Şafak
Dinin aktarılma ortamı olarak seçilen televizyon, ortamın dininin icaplarını dinin vecibeleri yerine geçiriyor.
Dinin aktarılma ortamı olarak seçilen televizyon, ortamın dininin icaplarını dinin vecibeleri yerine geçiriyor.

Kitabın başlığını ilk gördüğümde bir yakalanmışlık duygusu yaşadım. “Listede ben de mi varım yoksa?” diye merak ettim. “Pop”un, “çabuk üretilen ve çabuk tüketilen” anlamını bilmeyenler ya da dikkate almayanlar tarafından sırf tanınırlığım var diye “pop” olmakla etiketlendiğimi biliyorum. Bu da zaten beni “star” yapmaya yetiyor da artıyor. Peki ya “vaiz” miyim? “Bir şeyleri yerli yerine koyan” “Unutulmuşları hatırlatan” anlamındaki “vaiz”e uyuyor yazdıklarım ve anlattıklarım. Gel gelelim “ilahiyatçı” değilim. Teknik olarak “vaiz” diye anılmayı hak etmiyorum; bu işin profesyoneli değilim. Mesleğim tıp doktorluğu. Dine dair konularda, bilgi veren değil, bilgileri çoğaltan değil, iddia sahibi değil; ilgilenenim sadece. “Dinin Bilgisi” ile değil, “Dinin Kendisi” ile ilgiliyim. Nasıl ki suyun bilgisi profesyonelleri ilgilendiriyor ama suyun kendisi susamışları ilgilendiriyorsa, dine dair bilgide değil dine dair ihtiyacımda amatörüm. Din ile ilişkim susayan ve su ilişkisi gibi amatör düzeyde.

Popstar Vaizler İsmihan Şimşek Motto Yayınları 228 sayfa

PopStar Vaizler’in yazarı İsmihan Şimşek’in “Keşke kitabı hazırlamadan önce sizin kitabınızı (Oruç Çiğnemek Sakızı Bozar mı Hocaammm?) da okumuş olsaydım!” dileği beni sevindirdiği kadar, onun kitabını okurken benim de aynı cümleyi ona borçlu olduğumu geç fark ettiğimi ve mahcup olduğumu buraya kaydedeyim.

Öteden beri peygamberlere “Ama siz de bizim gibi bir beşersiniz!” diye itiraz edilişi dikkatimi çekmişti. Peygamberlerin elçilik ettikleri hakikate bigâne kalanların “İyi ama sizin melekler gibi kanatlarınız olmalı!” “Siz uçuyor olmalısınız!” “Siz acıkıyor ve susuyor olamazsınız!” beklentisi içinde olması işe yarayan bir kaçış manevrasıydı. Kendileri gibi olan bir elçiyle hemhal olmaları mümkündü ve bu onları sorumlu yapardı. Aynı şartlar altında yaşıyorlarsa, elçilerin hayatları da bir model olabilirdi. Onları yüceltmek, onları savuşturmanın, yok saymanın incelikle tasarlanmış yöntemiydi.

MODERN DÜNYANIN ÜNLÜ MAMÜLLERİ

Modern dünya, bu ihtiyacı gördü ve hemen harekete geçti. “Ünlü mamüller” üretti. “Medyatik televangelistler…” “Hayran olunası vaizler…” “Türbe gibi dokunulan (aslında dokunulamayan!) ve yüz sürülen hocalar” çıktı. Televizyonun (ve şimdilerde youtube’un) herkesi hayran bırakan büyüsü, sosyal medyanın milyonları aşan takipçi sayısı ve imrenilesi ‘like’ları hem hakikatı anlatan hem ulaşılmaz olan starlar piyasasını başlattı. “Yıldız” anlamındaki “star” garip ki tam da bu konumu anlatıyor. “Görünen, çok görünen ama erişilemeyen!”

İsmihan Şimşek’in bir adım öte gidip “starlar”ın bizzat kendileriyle de görüşmesi, olan bitenin ne olduğu konusunda içeriden bir kayıt olarak da görülebilir. Doğrusu, hurafeleri ve imalarını bolca harmanlamaktan çekinmeyen, menkıbeleri ‘şimdiki zaman içinde oluyor gibi’ anime ederek köpürten, reytingin motoru çatışma kültünü ustalıkla besleyen ve büyüten, polemiğin kışkırtıcılığını sonuna kadar kullanan “din medyası” aktörlerinin, olup bitenler hakkındaki yorumları, kendilerini görmemek gibi trajik ve ironik bir manzarayı da ele veriyor. PopStar Vaizler’in çağırdığı bakış açısının ve haber verdiği uyanıklık alanının, “üretim tezgâhında” başları önde canhıraş çalışan tezgâhtarların algı alanı dışında olması şaşırtıcı değil.

Neil Postman’ın hep hatırlatageldiği “Media is the message”/“Aracı ortam mesajın kendisidir” acı gerçeği, din programlarında alabildiğine çiğ ve ham olarak ortaya çıkıyor. Dinin aktarılma ortamı olarak seçilen televizyon, ortamın dininin icaplarını dinin vecibeleri yerine geçiriyor. Daha çok “görünme” uğruna sergilenen oyunları, “olma”yı önceleyen din zannettiriyor. “İnsanların ilgisini canlı tutabilmek için güncelliği koruma, reyting kaygısı, sürekli yenilenme zorunluluğu, ticari kaygıların ön planda olması” dinin özünde akışan tevazu, tevekkül, kanaat, mahviyet, kusuru kendinde görme gibi tüm erdemleri ters yüz ediyor. Bu can acıtıcı hasılada, özellikle ülkemizde geçerli olduğunu tahmin ettiğim, saf seyirci kitlesinin “dinî bilgi”ye susamışlığının ve “hoca”lara peşinen verdiği sonsuz ve sınırsız güven kredisinin payı çok… Din programları, reytingi önceleyen sunumların arasında bir sos gibi kullanılıyor. Ismarlama sorularla, erotik göndermeler içeren kışkırtıcı başlıklarla, cast ajanslarından kiralık seyircilerle medyatik manipülasyonun icabı itinayla yerine getiriliyor. Din programcısı, dine sadık olmak yerine, reytinge boyun eğmeye başlıyor. Program kotarılıyor, programcı tanınıyor ve medya kuruluşu kazanıyor. Dinin bir eğlence malzemesi halinde sunuluyor olmasına dair en küçük bir ihtiyatî tedbir gözlenmiyor. Soyut ve tanrısal olanın peşin üstünlüğüne yaslanarak, kutsal ve sorgulanmaz olanın basitçe harcanmasıyla “vaiz” öne çıkıyor, kutsallaştırılıyor, yüceltiliyor.

HERKESİ YENEN POPÜLER HOCALAR

Kırılgan olmaktan ölesiye korkan ve kaygılanan beşerî bilinçaltımız, kendisi hiç hata etmeyen, nasihate hiçbir şekilde ihtiyaç duymayan, özür dilemek ya da yanılmak gibi insanî savrulmalardan arındırılmış “tam” “tok” “som” bir hoca figürü buluyor karşısında. “Hem pop hem star hem vaiz” “Hem her şeyi biliyor.” “Hiçbir zaman yanılmıyor.” “Karşısına çıkanları tartışmasız yeniyor!”

Popstar Vaizler, din ve medya ilişkisine dair düşünülmüş ve düşünülmekte olanları, hayli cılızlığına rağmen, özenle sentezliyor, insafla vurguluyor ve en sonunda yeni bir bakış teklif ediyor. Olan bitenleri, ekonomik ve siyasal etkenleri, sosyolojik verileri ve psikolojik boşlukları gözeterek yorumlarken, yakın bir gelecekte, dinin görünümlerine dair derin kaçınılmaz hüsranın erken uyarısını yapıyor. Uzun bir araştırma sürecinin olduğu kadar, ölçülü bir eleştirel bakışın da ürünü olan eser boyunca yazarın kişilik haklarını ihlal etmemek adına ortaya koyduğu şefkatli ihtimam, umalım ki esere konu olan popstar vaizlerin de derdi olsun.

Son olarak, adı bende saklı bir dostun kendisini eleştirenlere bıraktığı twitter notunu buraya eklemek isterim: “Kendimize gösterdiğimiz saygının keşke binde birini İslam’a göstersek!”

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.