Hayat Kadın olarak gücümü dağlarda keşfettim

Kadın olarak gücümü dağlarda keşfettim

Dünyanın en önemli beş yüksek dağına tırmanarak Türkiye’nin İlk ve tek kadın Kar Leoparı unvanına sahip olan Esin Handal’ın hayatı belgesel oluyor. Handal, “Dağcılık kadın olarak ne kadar güçlü olduğumu fark ettirdi” diyor. Bir hevesle başlayıp daha sonra bir tutkuya dönüşen dağcılık sporunun insanın içindeki gücü keşfettirdiğine dikkat çeken Esin Handal şunları söylüyor: “Bizler, zor ve ağır koşullara daha çok dayanabiliyoruz, çocukluğumuzdan beri bize aşılanan ‘sık dişini yavrum’ dağda en çok kullandığımız cümle. Aynı zamanda kadınlar çok yönlü düşünebildiği için dağda tehlikeleri daha iyi sezinleyebiliyor ve daha disiplinli oluyorlar.”

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Kadın olarak gücümü dağlarda keşfettim  ​
Esin Handal

LATİFE BEYZA TURGUT

Nasuh Mahruki’den 25 yıl sonra 7439 metre yüksekliğindeki Pobeda Dağı’na tırmanan üç Türkten biri olarak dağcılık sporu için oldukça önemli ve tüm dünyada geçerli “Kar Leoparı” unvanına sahip olan Esin Handal, Türkiye’de bu unvana sahip ilk ve tek kadın. Kar Leoparı olmak için tırmanılması gereken 5 dağ olan; 7134 metrelik Lenin, 7105 metrelik Korjenevskaya, 7495 metrelik Somoni, 7010 metrelik Khan Tengri ve 7439 metrelik Pobeda Dağı’na tırmanarak dağcılık alanında efsanelerin arasında yer alıyor.

Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinde çalışırken tanıştığı dağcılık tutkusu ile yaşamını tamamen değiştiren Esin Handal’ın hayatı, Serdar Kökçeoğlu ve Levent Çetin’in yönetmenliğinde belgesel oluyor.

Dağcılık belki bir kadına yakıştırılacak en son mesleklerden biri. Oysa siz +7000 metreden bize gülümsüyorsunuz. Bu serüven nasıl başladı?

  • Ben doğa sporlarına direk dağcılık ile başlamadım aslında. Yüksek dağlara çıkmaya başlamadan önce, mağaracılık, rafting, yelken sporu, paraşüt, dalış sporları ile uğraştım, hepsini de çok sevdim. Bir gün Artvin Borçka tarafında Beyazsu yaylasında tanıdıklarımı ziyarete gittiğimde, Karçal Dağları’nı gördüm. Oradan bir köylüye bu kayaların tepesine nereden çıkarım diye sorduğumda; “Gözün nereden kesiyorsa oradan çık, her yol senin” demişti. Ben o gün Karçal Dağları’na, kayalık etaptan, hiç bilmeden, hem korkarak hem de gücümü keşfederek çıktım. Dediniz ya bir kadına yakıştırılabilecek en son meslek diye, işte ben dağda tüm önyargılardan, ayrımlardan ve kısıtlamalardan kurtuldum; ne kadar güçlü olduğumu, aslında kadın olarak bana söylenenin aksine ne kadar dayanıklı olduğumu öğrendim. Kendime güvenim arttı. İşte dağcı olmayı ilk o gün düşündüm ve hemen eğitimini almaya karar verdim. İlk başta 7000 metrelik hedeflerim yoktu, hatta anneme endişelenmemesi için hep bu sporu bırakacağımı söylüyormuşum. “Merak etme anne, Türkiye’deki 3000 metre dağlara çıkayım bırakacağım”, çıktıktan sonra; “Merak etme anne, bu dağların hepsine bir sefer kışın çıkayım bırakacağım” demeye başladım. Onlar da tamamlanınca komşu ülkelerin tüm dağlarına çıktım sonrasında ipin ucu kaçmıştı zaten. Annem de bırakamayacağımı anlamıştı, ben de 7000’lik dağlara başladım.

TÜM DAĞLARA ÇIKMAK İSTİYORUM

Yani dağcılık sizin için hep bir tutkuydu...

Dağcılık benim için hiçbir zaman boş zamanımı doldurmak amacıyla yaptığım bir spor olmadı. Gerçekten dağlarda benim kadar mutluysanız, hedeflerinizi ve dağ çıkışlarınızı hep ilerletiyorsunuz. Dağlar benim için ilgi olarak kalamaz. Dünyada o kadar çok dağ var ki hepsine çıkmak ya da denemek istiyorum. Hedeflerimi yükselttikçe daha yüksek dağlar için daha çok çalışıyor ve spor yapıyorum. Yani dağlar artık tutkunun bile ötesinde, benim hayatımın parçası ve hayatımın yönünü belirleyen unsur oldu.

Dağcılıkla uğraşmak için fiziksel olarak güçlü bir kondisyon gerektiği muhakkak. Peki mental olarak bir kişide olması gereken neler?

  • Fiziki kondisyon tabiki her spor gibi bizim için de önemli ama 7000’lik yada daha yüksek dağlarda mental güç, dayanıklılık ön plana çıkıyor. Fiziki olarak hazır değilseniz zaten sağlığınız ya da vücudunuz sizi durduruyor. Ama mental olarak her şey size bağlı, çünkü yüksek dağlarda tamamen duygusal savaş veriyorsunuz. Yoklukla baş etmek, yalnızlık ve hiçlikle baş etmek zorundasınız. Ölümü burnunuzun dibinde hissedip, yanından geçmeyi bilmeli ve kedinize, gücünüze koşulsuz inanmak zorundasınız. Genel geçer bilgiler aksini söylese de ben kadınların mental olarak her zaman daha güçlü olduklarını söylüyorum. Bizler, zor ve ağır koşullara daha çok dayanabiliyoruz, çocukluğumuzdan beri bize aşılanan “sık dişini yavrum” dağda en çok kullandığımız cümle. Aynı zamanda kadınlar çok yönlü düşünebildiği için dağda tehlikeleri daha iyi sezinleyebiliyor ve daha disiplinli oluyorlar.

Hayatta kalmaya çalışıyorum

Bir söyleşinizde, “ Yüzde 60’ı geçtikten sonra kendime hedef koyarım” diyorsunuz. Tırmanış esnasında bu durum nasıl, motivasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz?

Tırmanış sırasında ilk önce hedefim tabiki zirve oluyor, ama zirve yolunda ya da günlük tırmanışlarda asla vücudumu bitirmemeye çalışırım. Yani tüm enerjimi asla harcamam. Geri dönebilmek ya da kendimi kurtarabilmek için hep yedek depoyu dolu tutarım. Zirveye ulaştığımda ise kısa bir gülümseme dışında doğru düzgün sevinmem bile. Bizde kazaların birçoğu dönüş yolunda olur. Çıkarken zirve gibi büyük hedefi olan insan her zaman daha dikkatlidir ama dönüşte hedef olmadığı için, vücudunuz yorgun olduğu için hataya daha açık oluruz. İşte bu nedenlerden dolayı ben sevincimi zirvede değil, dönüş yolunu tamamlamaya yakın yaşarım. Kendimi güvenli hissettiğim noktaya ininceye kadar çıkış disiplinim nasılsa aynı şekilde olur, hatta daha ciddi olurum.

  • Motivasyonumu nasıl sağladığım konusunda ise tek cümle söyleyebilirim: “Hayatta kalmaya çalışıyorum.” Bunun için de oldukça dikkatli olmam gerektiğini biliyorum. Çıkışlarda ve tehlikeli geçişlerde asla başka bir şeyi düşünmem. Ailemi, sevdiklerimi, başarıyı, zirveyi... Tamamen odaklanıp, kafamı boşaltıp zorlu etapları o şekilde geçerim. Ben normal hayatta çok fazla gülümseyen bir insanım, yani çok konuşmam ama her ne olursa olsun insanlara gülümsemeyi çok severim, işte dağda da hep gülümserim. Gülümseme sayesinde kendi korkularımı bertaraf edip, yanımdaki herkese de destek olmuş olurum aslında, motivasyonun en kolay metodu benim için bu.

Doğa ile inatlaşmazsak riskli bir iş değil

Pobeda Dağı tırmanışı dönüşünde dört dağcının ölüm haberini alıyorsunuz. Tabiri caizse bu tutku ölümle burun buruna bir aksiyon. Zaman zaman korktuğunuz oluyor mu?

Zaman zaman değil aslında 7000 metrelik dağlara çıkma planı yaparken bile korkuyorum. Evet, ölümle burun burunayız ama hep derim dönülmesi gereken yerden dönmeyi bildikten sonra, gerekli eğitimleri aldıktan sonra, çok hırslı olup yanlış kararlar vermezsek ve tabi ki doğa koşulları ile inatlaşmazsak yaptığımız iş riskli değil. Ya da riski yönetmek bizim elimizde diyelim. Tırmanış sırasında korktuğum yerlerde hemen espri yapmaya ve telaşımı azaltıp doğru karar vermeye çalışırım.

“Türkiye’nin ilk ve tek kadın kar leoparı” olmanız sebebiyle sizi anlatan bir belgesel çekilecek. İlk olmanın yanında, bu başarının belgelenecek olması da gurur verici. Nasıl hissediyorsunuz?

Belgesel teklifi ile Serdar Bey ve Levent Bey (Yönetmenler Serdar Kökçeoğlu ve Levent Çetin) bana ilk geldiklerinde kulaklarıma inanamadım. Evet unvanı almıştım, bunca yıl emek harcayıp birçok başarılı ilk çıkışlar da yapmıştım ama yazılı herhangi bir belgem ya da benden sonrakilere bunları anlatacak bir çalışmam yoktu. Sizden sonra gelecek olanlara herhangi bir yapıt bırakamıyorsanız, yaptıklarınız kendinizi tatminden öteye geçmez, bu da bencillik olur. Bana hep kitap yaz diyorlardı ama bunu fazla profesyonel bulduğum ve yapamayacağımı düşündüğüm için hiç başlamadım. Belgesel fikri daha sıcak geldi çünkü hem görüntüler olacak hem de çok daha fazla kişiye ulaşılacak, ayrıca işinin ehli kişiler tarafından yapılacak. Yazılı kaynaklar da tabi ki çok önemli ama görseller insanların hafızasında daha çok yer bırakır. “Zor” belgeseli için çok heyecanlıyım, bu bana tanınmış en güzel fırsatlar biri.

Dağlar bana nefes aldırıyor

Belgesel belki de arkanızdan gelmek isteyenlere de ilham olacak. Arkanızdan geleceklere tavsiyede bulunmanızı istesek, neler söylersiniz?
  • Gelsinler derim, her ne olursa olsun kendi güçlerine inansınlar, bizler öylesine mükemmel yaratıldık ki istersek, emek harcarsak yapamayacağımız hiçbir şey yok. Dağcılık, bana kendi gücümü keşfetmeyi, kendime inanmayı, sorunlarla başa çıkma gücümü görmeyi sağladı. Doğada tek başınıza hayatta kalabiliyorsanız, hayatta üstesinden gelemeyeceğiniz sorununuz olmaz.

Sırf bu kişisel gelişim için bile dağcı olunur.

Son olarak, biz şehrin içinde yüksek bir balkona çıktığımızda bile rahatladığımızı düşünürken sizin binlerce metre yukarıda o manzaraya bakarken aklınızdan neler geçiyor merak ediyorum...

  • Aslında sadece zirvelerde değil, doğada bir çadırda kaldığımda bile huzur buluyorum. Yükseklerde ise güçlü oluyorum, kendimi her şeyden arınmış hissediyorum. Dağlar bana nefes alma alanı sağlıyor. Şehir hayatında da mutluyum, 3 yaşından beri İstanbul’da yaşayan biri olarak kalabalığa da çok alışığım aslında. Ama doğa insana başka bir kapı açıyor. Doğayla uyumlu, etiketlerinizden uzak sadece içgüdüleriniz ve tabi deneyimlerinizle yol alabildiğiniz zorlu zirve yolculuğu insanı silkeleyip kendine getiriyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.