Hayat Kitabım çıktığında sevinemedim

Kitabım çıktığında sevinemedim

İlk yayınlanan hikâyem, Tahrir Dergisi Editör’lüğünde, kendi dergimde oldu. Ama sonraki hikâyemse (hemen hemen aynı zamana denk gelir) Yediiklim Dergisi’nde idi. İlk eserim odur. Çok sevinemedim. Hem birtakım sıkıntılar olmuştu yayınlandığı zaman hem de ben büyük oynamaya başlamış ve artık çıkışı kolay olmayacak bir serüvene dâhil olmuştum.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Selim Baki
Selim Baki

Selim Baki, Tahrir Dergisi’nin öykü editörlüğünü yaptı. Mahalle Mektebi, Aşkar, Edebiyat Ortamı, Dergah gibi dergilerde ise öykü, inceleme ve söyleşileri yayımlandı. İlk kitabı Bir Kısa Camel Mecaz Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?

Lisede saçma şiirimsilerle başlayıp, üniversitede ise hikâyeye evrildi yazın hayatım. Ve o ana dek, yalnızca lisemizde çıkan bir edebiyat dergisi harici hiçbir dergiyi bilmiyordum. Sonraları araştırmaya ve altına girebileceğim bir çatı bulmaya çalıştım. Tabi o zamana kadar da sürekli okudum ve yazdım.

Bir Kısa Camel Selim Baki Mecaz Yayınları 2019 104 sayfa

İlk yayınlanan hikâyem, Tahrir Dergisi Editör’lüğünde, kendi dergimde oldu. Lakin ben onu ilk eserden saymadım. Çünkü o hikâyenin okuru yine kendi çevrem olmuştu. Ama sonraki hikâyemse (hemen hemen aynı zamana denk gelir) Yediiklim Dergisi’nde idi. İlk eserim odur. Çok sevinemedim. Hem birtakım sıkıntılar olmuştu yayınlandığı zaman hem de ben büyük oynamaya başlamış ve artık çıkışı kolay olmayacak bir serüvene dâhil olmuştum. Belki de bu yüktür hikâyelerimdeki acının sebebi. Sevindirmeyi bilmiyorumdur. Çünkü ben, ne öyküm çıktığında düzgünce sevindim ne de kitabım çıktığında...

Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?

Kapağını, giriş kısmını ve arka kapağını inceledim. Dedim ki “bu benden çıktı be!”Sonra hikâyelere baktım. Yazdığım hikâyeleri hatırlamaya çalıştım. Gülümsedim. Sonra ilk sayfayı açtım. Gülümsemem devam etti. Bir ara deli gibi güldüğüm de oldu hatta. Arkama yaslandım. Giriş cümlesini okudum ve okumaya devam ettim. İlk sayfanın henüz yarısını bitirdiğimde duraladım. Sonra aceleyle kitabın içinden birkaç sayfaya daha göz gezdirdim ve bir daha açmamak üzere kapattım.

İlk kitabınızı kime imzaladınız?

Tabi ki eşime imzaladım. Başkası da kimmiş. O olmazsa hikâyeler de kitap da olmazdı zaten.

(şaka şaka, ben böyle demesem eve almazdı beni.) Buraya koca ağızlı bir gülücük iliştiriverin olur mu?

Okur önce hangi öykünüzü okumalı?

Kitabı, keskin olmayan bir biçimde ikiye ayırdım. Birinci kısmı, yani daha dramatik yoğunluk barındıran hikâyeler. İkincisi ise deliler.

Ruh haliniz berbatsa, köşeye sıkışmışsanız, canınız sıkkınsa kitabı açın ve baştan okuyun derim. Normal zamanınızdaki bir okuyuşa göre daha fazla zevk alacağınız aşikâr. Ama “aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey” diyorsanız, delilerden başlayın, yani ikinci bölümden. Daha garip ve ters köşe, ironik hikâyeler orada.

Gece mi yazarsınız, gündüz mü?

O ilk cümleyi bulduğumda, yani hikâyemin giriş kısmını kafamda tasarladığımda yazarım. Bunun için gece ya da gündüz sınırlaması yoktur benim için. Önemli olan o ilk cümleyi kafamda tasarlatan nedendir.

Defter mi, bilgisayar mı?

Ben ikisini de sevmiyorum. Askerdeyken bir ara deftere alışır gibi oldum ama yok. Olmadı. Şöyle söyleyeyim:Bir hikâyeye başladığımda muhakkak onun devamını getirmeliyim. Not alıp bekletsem dahi zihnimdeki o parçalanmış şeritler bir araya gelip beni yola sokamıyor. Bu nedenle de benim yazınıma ne defter çare olabiliyor ne de bilgisayar. Ben, öykülerimin çoğunu telefondaki not defterine kaydetmeyi seviyorum. Çünkü orada, yazmaya daha hızlı başlayabiliyorum. Silmesi de kolay. Taslağı düzenlemesi de... Daha sonrasında bilgisayara geçip son şeklini veriyorum. Bitiyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.