Hayat Kuyu da taş da benim

Kuyu da taş da benim

Muhit Kitap etiketi taşıyan Gökyüzü Koşarken, Yunus Karadağ’ın ilk şiir kitabı. Karadağ, “Ama esas olan yazmak, şiiri taşımak; yayımlamak bir sonuç sadece. Kuyu da taş da benim aslında” diyor.

Merve Akbaş Yeni Şafak
Kuyu da taş da benim
Yunus Karadağ

İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?

Nereye gittiğini bilmediğim bir trenin arkasından bakar gibi... Kuyuya bir taş atmışım da, kuyu öyle derinmiş, öyle derinmiş ki yankısını bile duymamışım... Şiir, benden kopan bir şey. Bazen eksilerek tamamlanırız, bir an tamamlanmış hissettim belki de. Ama esas olan yazmak, şiiri taşımak; yayımlamak bir sonuç sadece. Kuyu da taş da benim aslında. Yazdığım her şiir yaşadığım anlamsızlığa bir darbe indiriyor. Küçükken, babam bizi her yaz memlekete gönderirdi. Bir gün köyün çocuklarıyla göle gitmiştik. Tüm çocuklar balık. Ben yüzme bilmiyorum. Suya bir adım attım, göğsüme kadar... Sonra bir adım daha... Tamamen suya gömülmüştüm neredeyse. Dönüp kurtulmak istedim, orada yosun tutmuş taşlar vardı, tutmaya çalışıyordum taşları, ellerim kayıyordu. Şiir yazmam, o taşlara tutunmamdır işte! Ölsem mi şiir mi yazsam, diyorum buna.

Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?

Gökyüzü Koşarken Yunus Karadağ Muhit Kitap 2020 42 sayfa
Gökyüzü Koşarken Yunus Karadağ Muhit Kitap 2020 42 sayfa

Normalim dışında bir şey yapmadım. Erdem Bayazıt, Şiirler kitabının başında şöyle der: “Okuyucuma! Şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım. İki saatte okunuyor. Bundan ucuz ne olabilir. Havadan başka?” Bu sözleri hatırladım ve üzüldüm biraz, üzülmeye istidadım var sanırım. Sonra yeni bir şiiri düşünmeye başladım.

Kitabınızı ilk kime imzaladınız?

Veremeyeceğim birine...

Okur önce hangi şiirinizi okumalı?

İyi okur, bir eseri kıymetlendirir. Ben bir kitabı okurken kendi eserim nasıl okunsun istiyorsam öyle okumaya çalışıyorum. Çünkü özensiz bir okuma, ortaya konulan emeği değersizleştirebilir. Denir ya kitabım okura emanet, emanete sahip çıkmak gerek. Bunu biraz da kul hakkı olarak düşünüyorum. Bugünkü yaşam, zihnimizi çok parçalı bir hâle getirdi, çoğumuz odaklanmakta zorlanıyoruz. Şiir ise zaten kendini zor açan bir tür. Bu yüzden bir kitabı açmadan önce, kendimizi okumaya hazırlamalıyız. Okurdan ricam sakin, berrak bir zihinle kitabı eline alması.

Gökyüzü Koşarken’de, daha önce yayımlanmamış dört şiirim var. Okur dilerse bu şiirlerden başlayabilir, çünkü ben, bu şiirleri yayımlamamış olmakla onlara haksızlık yaptığımı hissediyorum. Şiirlerin isimleri şöyle: Sen, Ben, Bir Gül Gemisiz Güvertesiz, Nehirde Boğulanların Gözlerine Yazık.

Gece mi yazarsınız, gündüz mü?

Zamana, mekâna, bana bile bağlı değil bu. Şair şiiri bulmuyor sadece, şiir de şairi buluyor. “Susayınca, acıkınca nasıl anlıyorsak, yazmak anını da anlarız.” Şiir bana gülmüşse, bu kısmeti kaçırmamaya çalışıyorum. Kaçırılmış bir dizenin pişmanlığıyla baş etmek zordur. Kimi zaman bir çiçeği bile taşıyamayacak kadar yorgunken, elim kolum bağlıyken, her şeyin ortasındayken buluyor beni şiir. Şairin hayatla mücadelesi de burada işte.

Dönüp bakınca şunu da söyleyebilirim: Tokken şiir yazamam genellikle.

Defter mi, bilgisayar mı?

Orhan Veli’nin Aşk Resmigeçiti isimli bir şiiri var, diş fırçasını sardığı kâğıtta buluyorlar ve ölümünden sonra yayımlanıyor. Acaba şiir yazdığı kâğıda mı sarmıştı fırçasını, yoksa fırçasını sardığı kâğıda şiir mi yazmıştı? Yani şu ya da bu diye bir şey yok, hem o hem bu, o an elimde ne varsa. En son cüzdanımdaki bir kartvizite yazmıştım bir şeyler, bir bankanın kartvizitine.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.