Hayat M Akif İnanaDurum vahim sevgili ağabeyim

M. Akif İnan’a: Durum vahim sevgili ağabeyim

“Öteye Mektuplar” başlığıyla seri mektuplar yazmayı tasarlamıştım nicedir. Bu tasarımı bir türlü hayata geçiremiyordum. Siz buna vesile oldunuz ve ilk mektubu size yazıyorum. İdrak kanalları tıkanmış günümüz insanıyla konuşmaktansa, sizlere yazmak daha anlamlı geldi bana.

Haber Merkezi Yeni Şafak
M. Akif İnan
M. Akif İnan

Arif Ay

Sevgili Ağabey, geçen gün, kurduğunuz sendikadan bir görevli aradı ve öğretmenliğiniz hakkında bir yazı istedi benden. Enstitüde benim hocam olduğunuzu öğrenmiş. Olur, yazarım dedim ya, bunu der demez sizi ne kadar özlediğimi fark ettim. Evet, hocamdınız, bir dönem Yeni Türk Edebiyatı dersimize girmiştiniz; ama, her şeyden önce ağabeyimdiniz. Şimdiye kadar kimseden duymadığım bir tınısı ve bir ahengi vardı sesinizin. O, “Arif caan” deyişiniz hâlâ kulaklarımda.

Sevgili ağabey, ne çok anılarımız var. Hani bir gün Urfa’dan şiir etkinliğinden dönerken Birecik’e kelaynak çiftliğine uğramıştık. Orada kelaynak kuşlarının resmini çekerken “Arif can, biz de bu kelaynaklar gibi kaldık.” demiştiniz. Şimdi düşündüm de benim hâlim de sizin o günkü hâlinizden farklı değil. Nesli tükenmeye yüz tutmuş kelaynaklar gibi kaldık ortada. Hani bir şiirinde:

Bütün giysileri yırtsak yeridir

Yeter bize vefa elbiseleri

Dersiniz ya, o “vefa elbiseleri” de eskidi Ağabey. Lime lime oldu. Çöpe atıldı. Kimse giymez oldu. Kimsede “vefa” kalmadı artık. Tıpkı “Büyük Doğu”cuların kalmadığı gibi.

Anamı sorarsan Büyük Doğu’dur

Batı ki sırtımda paslı bıçaktır

Büyük Doğu’cuların en hasıydın. Rahmetli Üstad Necip Fazıl Ankara’ya geldiğinde senin evinde kalırdı. Üstadı dinlemek için senin evinde toplanırdık. Şimdilerde bir elin parmaklarını geçmez senin gibi Büyük Doğu’cu. Olanlar da iyice yaşlandı artık. Kendilerini dinleyecek birini bulur bulmaz anılara dalıyorlar hemen. Geçen gün, Nuri Pakdil ağabeyin “Kay Yokuşu” dediği Akay Yokuşu’na götürdü ayaklarım beni. Demirler Pasajı’na girip Edebiyat’ın bürosuna yönelince pek çok anı bir biri ardına sökün etti belleğimde. İşte o anılaran bir kesit:

REKLAM

Bir kuşluk vakti Edebiyat’ın bürosundayım. Herkeste bir heyecan, bir telâş... Nuri Pakdil, siz, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, İsmail Kıllıoğlu, Osman Sarı... Siz, büronun bitişiğindeki berberde traş oluyorsunuz. Nuri Ağabey, iki de bir dükkânın kapısından başını uzatıp “Haydi Akifciğim geç kalıyoruz!” diye uyarıyor. Siz “Üstadım yetişiriz, telâşlanmayınız” diyorsunuz, o kendine has tınısıyla sesinizin.

Neydi o telâş? Sizleri bayram çocuğu gibi sevindiren şey neydi? Az sonra, karşılamaya gideceğiniz kişinin Üstad Necip Fazıl olduğunu, Üstad’la ilgili espirili bir anınızı anlatırken öğrendim. O gün Ankara’ya Necip Fazıl Kısakürek geliyordu ve Ankara o gün dünyanın en işlevli kentlerinden biri olmuştu sanki. O gün tarihî bir gündü. Daha sonraları buna benzer heyecanları uzun yıllar sizlerle birlikte ben de yaşadım. Sizinle birlikte seyahatlarımız oldu Maraş’ta, Urfa’da, Konya’da, Kütahya’da, Eskişehir’de, Kastamonu’da, İstanbul’da şiirler okuduk.

Sevgili Ağabey, kelaynaklıktan kurtulduğun için sana imreniyorum. Ne güzel, dostlarına kavuştun, onlarla berabersin. Düşünüyorum da ne kadar çoksunuz orada. Kimler yok ki? Tüm peygamberlerimiz, âlimlerimiz, şairlerimiz, Ahmed Yeseviler, Mevlânâlar, Yunuslar, Hacı Bektaş-ı Vililer, Hacı Bayramlar, Fuzûliler, Bâkiler, Nâbiler, Şeyh Galipler, Karacaoğlanlar, Pir Sultan Abdallar, Aşık Ömerler, Mehmet Akif Ersoylar, Yahya Kemaller, Necip Fazıllar, Erdemler, Cahitler, Alaeddinler, Ramazanlar, Kâmiller... “Öteye Mektuplar” başlığıyla seri mektuplar yazmayı tasarlamıştım nicedir. Bu tasarımı bir türlü hayata geçiremiyordum. Siz buna vesile oldunuz ve ilk mektubu size yazıyorum. İdrak kanalları tıkanmış günümüz insanıyla konuşmaktansa, sizlere yazmak daha anlamlı geldi bana.

REKLAM

Canım Ağabeyim, buradan soracak olursanız, şiirinizin şu dizelerinde:

Bitirip şu kuru kara ekmeği

Göç etsem yâr ellerine

Şeklinde ifade ettiğiniz gibi 6 Ocak 2000’de “yâr ellerine” göçüşünüzden bu güne, burada önemli bir değişiklik olmadı. İktidar değişti, yollar, köprüler, havaalanları, yüksek yüksek binalar, alışveriş merkezleri yapıldı ama zihniyet hiç değişmedi. Hatta daha kötüye gidiyor. Birkaç gün önce bir üniversitede öğretim üyesi, sakalından dolayı diploma tören mahallinden kovulmuş. Bu olay dünden bugüne hiç bir şeyin değişmediğini göstermeye yeter de artar.

Maneviyatsız ve idealsiz bir toplum olmaya doğru hızla kayıyoruz. Maddi refah yükseldikçe, mânevi refah sıfırlandı. 4 Aralık 1984’te “Refah Oltası” başlıklı yazınızın bir yerinde şunu demişsiniz: “İktidar yarışında ‘Seni refaha kavuşturacağım!’ biçiminde sloganlarla halkı ayartmak, halkın ruhuna birer canavar bağlamaktan başka bir şey değildir. Ve canavarlar kavgasına sebep olmaktan başka bir şey değildir. Nefsi okşayan, nefsi azdıran, insanlarımızın içine madde putları diken bu siyaset yarışı, bizde demokrasi denemeleriyle yaştaştır.” Yaşadığımız süreç tam da bu minval üzre. İslâm coğrafyası, Ortadoğu hâlâ kan gölü. Düşünde gördüğün Mescid-i Aksa Yahudi işgali altında. Yahudiler içinde pis postallarıyla dolaşıyor. Dediğiniz gibi:

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

REKLAM

Götür Müslümana selâm diyordu

Dayanamıyorum bu ayrılığa

Kucaklasın beni İslâm diyordu

Ve “Bir çocuk gibi ağlıyordu.”

27 Temmuz 1980’de şunu yazmışsınız “Mukaddes Kudüs” başlıklı yazınızın girişinde: “Kudüs’ün Yahudi’ye başşehir olması Benî İsrail’in ‘Arz-ı Mev’ûd’ hayalinin gerçekleşmesidir.” Belirttiğiniz gibi durum vahim sevgili Ağabeyim. Sendikan büyüdü. Nimetleri de büyüdü. Mebus bile çıkardı. Senden söz açıldığında “Arkadaş grubu içinde en ağa adam Akif İnan’dı.” diyen Nuri Ağabey, kalça kemiği kırıldığı için hastanede yatıyor. Rasim Ağabeyin sağlığı iyi.

Kâmil Aydoğan’ı geçen yıl yolcu ettik. Umarım buluşmuşsunuzdur. Sevgili Ağabeyim, durum bundan ibaret. Başını ağrıtmamak için kısa kestim. Şiirlerinizi, yazılarınızı yeniden okudum. Şiirleriniz bugün de etkileyici. Katılaşmış yürekleri yumuşatacak gücünü koruyor. “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine”, “Din ve Uygarlık” adlı kitaplarınız -idrak kanalları açık olsa- günümüz insanını içinde debelendiği karanlıktan çıkartacak aydınlık mesajlar içeriyor. Pek çok toplum bilimcinin irdelediği, irdeledikçe karmaşık hâle getirdiği sorunları o kadar açık ve anlaşılır bir dille ortaya koymuşsunuz ki, bu kitaplar okunsa, yitirdiğimiz değerleri elimizle koymuş gibi bulabiliriz yeniden.

Nur içinde yat sevgili Ağabey, rahmetle!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.