Hayat Ünlü oyuncu Celal Al Kardeşime organ nakli için oyuncu oldum

Ünlü oyuncu Celal Al: Kardeşime organ nakli için oyuncu oldum

Diriliş Ertuğrul dizisi ile adını duyuran oyuncu Celal Al, kız kardeşinin organ naklini yaptırabilmek için geldiği İstanbul'da, dizi sektörüne nasıl girdiğini Yenisafak.com'a anlattı.

Abone Ol Google News
Şefika Nur Çiftçi Yeni Şafak
Ünlü oyuncu Celal Al: Kardeşime organ nakli için oyuncu oldum
Oyuncu Celal Al

Ünlü oyuncu Celal Al, kariyerine Kurtlar Vadisi'nde başladı. Al, o dönem hem oyunculuk hayalini yaşamak hem de kız kardeşinin organ naklini gerçekleştirmek için memleketi Bursa'dan İstanbul'a gelerek, uzun süre zor şartlar altında çalıştığını ve yaşadığını anlattı.

En son Kuruluş Osman dizisinde Abdurrahman Gazi'yi canlandıran Celal Al, şimdilerde Hacı Bektaş-ı Veli’ye hayat verdiği "Pir Sultan Hacı Bektaş" isimli tiyatro oyununu sergiliyor.

- Celal Bey, biz sizi tanıyoruz başarılı bir kariyere sahipsiniz. Fakat biz sizi sizden dinlemek istiyoruz, Celal Al kimdir?

Kelamların en güzeliyle başlayalım, Hz. Musa'nın duasıyla. "Rabbim göğsümü genişlet beni halkıma firavuna karşı en güzel şekliyle anlat" diyerek ettiği dua. Rabbim gönlümüze İnşirahlıklar versin. Celal Al kimdir? Celal Al, Mustafa'dan olma Hatice'den doğma, evliyalar padişahlar şehri Bursa'da doğmuş, kökleri atası dedesi Artvinli olan, bir garip kul. Mesleki hayatı, ilk başta eğitim süreci ilkokul ortaokul ve lise süreçleri Bursa'da, akabinde eğitim süreçleri İstanbul'da devam eden, Elhamdülillah toplumun birçok iş alanında çocukluğundan beri okuyup da çalışan, garsonluktan pazarlarda bardağını 10 bin liradan limonata satmaya kadar birçok alanlarda iş yapmaya çalışan, inşaatlarda çalışan, Elhamdülillah amelelik yapan, eli iyi balyoz sallayan, iyi hilti tutan, yeri geldiğinde güvenlik görevlisi olmuş, yeri geldiğinde sözleşmeli demeyelim fahri öğretmenlik yapmış, yeri geldiğinde cami imamı olmuş, yeri geldiğinde cenaze yıkayan olmuş, yeri geldiğinde Kur'an kursuna hoca olmuş, yeri geldiğinde de oyuncu olmuş, yeri geldiğinde tiyatroda, yeri geldiğinde bir Müslüman'ın olması gereken nereler varsa orada olmaya çalışan, bir abit kul.

- Sizi çalışmaya iten şey maddi imkanlarınızın sıkıntılı olması mıydı?

Benim kız kardeşim, 5 buçuk sene diyalize girme durumu oldu Periton diyalize, o süre zarfında daha da kenetlenme daha da hayata tutunma ve birçok noktada hayat size tatlı sürprizler tatlı imtihanlar sunuyor. Helal daire içerisinde her iş yapabilme, ailenize, sevdiklerinize destek olabilme, hem kendi geleceğiniz açısından da bir merhale olarak size çok büyük katkı sağlıyor.

- Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?

Bursa İmam Hatip mezunuyum. Bursa İmam Hatip'te okurken hazırlık sınıfındayken, Edebiyat öğretmenimizin teşvikiyle, edebiyata meraklı bir insandım.

O dönemler hocamız dedi ki, "Celal" dedi "Bir tiyatro oyunu yapmak istiyoruz okulda, senin bu noktada sana da bir rol vermek istiyorum" dedi ben tabi heyecanlandım ve mahcup oldum. "Ya hocam ben yapamam bilmem" kendi kendime. "Deneyebilirsin" cesaretlendirdi ve bir baktım bende böyle bir heves varmış. Hobi olan iş yavaş yavaş mesleğe dönmeye başladı ama imkanlar Bursa'da pek yok, sıkıntılı, bir de imam hatip mezunusunuz. Benim bahsettiğim 2004-2005-2006'lı yıllar. Zaten bütün kapılar size kapanıyor. Öyle zor bir durum var ama Elhamdülillah kimliğimizi hiçbir zaman, bu benim için bir nimetti.

Okul bittikten sonra hafızlığa başladım. Hafızlık geçti lise bittiği zaman, kız kardeşimin sağlık durumu, amcamız bizde kalıyordu, onun hastalık süreçleri, bir şekilde ailemin yanında olabilmek ve dediğim gibi açık öğretimden üniversite okuyordum. Birçok şeyi erteleyerek, sınava bile gidemedim.

Ve Elhamdülillah pişman değilim, yani aileme hayatımı adadım. Kendi prensibim şuydu; geleceğin yok, idealin yok, hedefin yok ama hedefin, geleceğin, idealin ailen. Yani kendine ait bir şey yok, hani kendimden fedakarlık yapmam gerekiyor, çünkü beni var eden ailem. Ailem bir imtihan sürecinde kenetlenirken, ben nasıl kendi geleceğimi düşünürüm?

Evin tek erkek çocuğuyum, iki tane kız kardeşim var, ikisi de benim için çok özeller ve ardından o süreçle beraber beş buçuk sene diyalize girdi, annem böbreğini verdi. Ve sıkıntılar yavaş yavaş felaha kavuşmaya başladı.

Ve o süreçle beraber, artık organ nakille alakalı bir durum gelişecek. Bakıyoruz ya İstanbul ya Antalya ama bu işin ana merkezi İstanbul. Şimdi oyunculuk eğitimleri de aldık, tiyatroya da gidiyoruz vs. ama Bursa'da imkanlar kısıtlı. 12 sene önce filan, niyet ettik dedik "Bismillah" bu işin çıkalım en tepesine İstanbul'a. Burada Nişantaşı'nda özel bir kurumun, akademi eğitim kurumu vardı. Orada kamera karşısında eğitimler aldık, hem oyunculuk hem senaristlik üzerine, kısmen de yönetmenlik üzerine. O da bittikten sonra bazı özel workshoplara gittik, akabinde atölye eğitimleri aldık derken, bir sinema filminde oynadık Fatih'in filmi Fetih'te. Ardından bir reklam filmi geldi derken o ara yavaş yavaş tanınmaya başladık, hep hayalimdi hani toparlayıp kız kardeşimin burada organ naklini yaptıracağım. Ve Allah nasip etti Kurtlar Vadisi'ne girdim o süre zarfında. Yavaş yavaş Kurtlar Vadisi Pusu'da birikim yapmaya başladım. Tabii kolay değildi, aldığımız ücretler gerçekten çok düşüktü ama kendinizi tanıtmanız lazım ve burada kalacak eviniz yok imkan yok. Çok sıkıntılı, yeri geldi havalimanında yattım çok yattım. Kulakları çınlasın Turan Ahlatçı diye bir kardeşimiz vardı. Beyoğlu'nda otoparkları vardı, otoparkının içerisinde küçücük böyle bir mescit namaz kılacağınız mesafede diyeyim dar bir alanda, orada bir süre yattım. Hem mescitti namazları da kılınıyordu, sağ olsun o da bize çok kardeşlik etti.

Ben TIR'larla Bursa-İstanbul gittim geldim. Çok maddi sıkıntılara düştük, hastanelere para yetmiyor ama bir hedef çizdik, yani hayalimde de olan bir şeyi yapmak çok istiyorum oyunculuğu arzuluyorum, bunu bir ticari bir para, şöhret, tanınmışlık gibi kavramlar değil, iki ana sebep; kendimi şunun altını çizeyim dertli bir insan olarak görmüyorum, dertli olmaya çalışan bir insan olarak görmeye çalışıyorum.

Bir derdim var, ben neden inandığım değerlerin çizgisinde bu camiada var olmayayım? Ki 28 Şubat sürecini iliklerine kadar yaşamış bir kişi olarak da ve bu camiada neden Allah'ını devletini vatanını bayrağını seven insanlar olmasın? Benim derdim o insanların olabilmesi için sıkıntıyı cefayı çeken insanlar olalım.

İnşallah bizler biraz zorlayalım belki, sırtımıza basıp çıkacak insanlar oluşsun, kendimizce niyetimiz arzuhalimiz ve dediğim gibi kız kardeşimin aynı zamanda burada böbrek naklini yapabilmek buradaki süreci ile beraber kız kardeşimin tedavisi ve Elhamdülillah Rabbim nasip etti, burada böbrek naklini yaptık. Evimizi tuttuk, ayarladık ettik annemiz böbreğini verdi çok şükür.

O süre zarfında tabii ki dualar alıyorsunuz, annenizden dedenizden nenenizden babanızdan kardeşlerinizden, o aile kavramı siz kendinizden vazgeçtiğiniz için ailenize hayatınızı adadığınız için Rabbim de ikramların en güzelini yapmaya başladı. Size sizin hayal edemeyeceğiniz kapılar açmaya başladı. O açıdan Rabbime ne kadar şükretsem, hayatta ödeyemem.

- Amerika'da evli bir çiftin ve 13 yaşında bir gencin Müslüman olmasına vesile oldunuz. Neler yaşandı bize anlatır mısınız?

Arka planında şöyle, biz mesela bu en son ki kardeşimizde 13 yaşındaki Lloyd kardeşimizin Müslümanlığına şahitlik ettiğimiz diyelim inşallah vesile olabilmişizdir, vesile dediğiniz için diyorum. Programda yardım kampanyası yapıyorduk, insani manada toplumsal, mazlum insanlar için hayır etkinliği, yani hem söyleşi hem de gelenlere tatlı bir ricada bulunuyoruz, "Bizler için geldiniz bu bizim için şeref, sizlerden de ricamız, gelmiş olduğunuz programımızı bereketlendirelim, bu programdan bu güzel havayı en azından birkaç yetimin başı okşansın, en azından gece çocuklar aç yatmasın. En azından İslami terbiye İslami ahlak değerlerini yaşamaya çalışan gayrimüslim çocukları içerisinde çok özür diliyorum LGBT'nin artık Amerika'da ciddi bir o iğrenç oluşumunun etkisi var. Okullarda zorunlu ders haline gelmiş çok zorluk çekiyorlar, Müslümanlar kendi ahlak ve terbiye kuruluşlarını oluşturmaya çalışıyorlar, o çocukları kazanalım.

Böyle bereketli bir ortam, aslında bu o bereketin nişanesi. O güzel Rahmani bereketin nişanesi. Dediler ki "Bir çift var sizi duydu geldi" çok özür diliyorum "Anne ve oğul var", anne yeni Müslüman olmuş birkaç sene önce, oğlu da diziyi çok sevmiş Türkiye'yi seviyor sizi de çok seviyor özel yaşantınıza da bakıyor ediyor ve sizinle tanışmak istiyor. "Tabii" dedim "Hatta" dedi "Belki Müslüman bile olabilir" dedi "Çünkü" dedi "Çok meyilli bir kardeş" dedi. O zaman dedim "Tamam bize ne düşüyorsa seve seve". Biraz kucaklaştık hususi çağırdım sahneye ağırlamaya çalıştım çok mutlu oldular, bizi çok farklı görüyorlar. Biz normalde sıradan bir işçiyiz oyuncuyuz mesleki olarak çok bir farkımız yok. "Şöhret afattır" demiş büyükler. Ama dizinin çok etkisinde kaldıkları için bizlere farklı bir misyon yüklüyorlar. Oyuncu misyonumuz olmaya daha çok çalışıyoruz ama onların gönlündeki misyonu onların hayrına çevirebilecek şekilde de nasıl o zaman etkili olabiliriz durumuna düşüyorsunuz. Biraz konuştuk, kucakladık. Tabi kardeşimizi kucaklayınca şaşırdı sevindi, böyle bir ilgi beklemiyormuş. Çünkü genel olarak oyuncu, tipik oyuncu algısı vardır ya halktan uzak insanlara uzak. Uzaktan sadece selamlayan gibi gibi... Çocuk dedi ki "Abi" dedi "Ben çok mutlu oldum" dedi. "Teşekkür ederim çok sağ olasın" dedim. "Kitap okumayı sever misin?" dedim, "Evet" dedi, "Ben sana Kur'an-ı Kerim hediye etsem okur musun?" dedim "İngilizce Kur'an-ı Kerim, bir de Peygamberimizin hadislerini hayatını anlatan Siyer-i Nebi İngilizce", "Çok mutlu olurum" dedi ve "Zaten ben araştırıyorum" dedi, "Baya videolar da izliyorum bir boşluktayım" dedi, "Hadi bakalım" dedim "Hayra inşallah". Ben kardeşi tekrar masaya uğurladım. Şimdi tekrar gelmek istedi konuştuk biraz, "Ya ben istiyorum" dedi. "Siz bana burada sıcakta davrandınız çok gönlümde şu an yoğunlaşıyor, yani İslam böyle bir şey, insanları sınıflandırmadan, ten rengiydi mertebesiydi olmadan kucaklamak". Baktım uşağa "MaşaAllah" dedim ya, küçük mü büyük mü? Yani yaşı küçük ama İslam'ı araştırdıkça olgunlaştırmış kendisini. Ve tamamen kendi iradesiyle, büyük sürpriz oldu ve kardeşimiz orada Kelime-i Şehâdet getirdi.

- Peki Meksikalı çift?

Meksikalı çift de çok farklıydı, Veronica ve Artur abi selam olsun. Orada da büyük bir fuar vardı, fuarda söyleşideyiz. İslam topluluğundan baya bir kalabalık insanlar vardı fuar alanında.

Soru cevaba geçtik, en öndeki abla ile abi dikkatli dinliyordu. Müsaade istedi, "Buyurun" dedim, "Ben" dedi "Veronica, Meksikalıyım, Katoliğim" dedi. "Aaa eyvallah" dedim "Hoş geldiniz" dedim. "Eşim Artur" dedi. Dedim "Bir alkış alabilir miyiz bizler için gelmişler", mutlu oldular. Biz dedi, "Diriliş Ertuğrul'u çok sevdik, sizi duyunca bilmem falanca bölgedeydik geldik" dedi. "Ve eşimle beraber Türkiye'ye gidecektik hatta ama şu an buradayız" dedi.

Bazı konuşmalarınız bana çok fazla soru işareti uyandırdı. "Buyurun" dedim. "Ben" dedi "Diriliş'ten ötürü Türkleri ve İslamiyet'i araştırmaya başladım. Şimdi dediğiniz bazı şeylerde yeni yeni araştırmalar yapacağım" deyince böyle orada da yine "Peki" dedim, "Uygun görürseniz çıkışta size Kur'an-ı Kerim hediye edeyim. Meksika diliyle İspanyolca ve Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in Siyer-i Nebi kitabını hediye edeyim", "Çok mutlu olurum" dedi. Neyse program boyunca konuşurken benim gönlüm artık farklı bir kaymaya başladı. Hani bir laf var ya "Kızım sana diyorum oğlum sen işit", söyleşi dedim ya söyleşi farklı bir mecraya kayınca onların artık İslami manadaki soru işaretlerini giderebilecek bir şeyler için belki Mevla gönlümüze düşürdü o an. İslami konulara biraz daha değindik. Halka anlatıyorum aslında ona anlatıyorum. Kalktı bir şey daha sordu "Buyurun" dedim ne sorduğunu şu an hatırlamıyorum. Onunla da alakalı güzel cevap vermeye çalıştım. Sonra oturdu, dedim ki "Ben size bir hediye etmek istiyorum", "Buyurun" dedi. Dedim ki "Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in sünnetidir bizde hediyeleşmek", Türk bayraklı şapkam vardı yanımda, dedim "Siz Türkiye'yi ve Türkleri çok sevdiğinizi söylediniz, eğer uygun görürseniz, ben size" dedim piste çağırdım eşi ile beraber geldi. Dedim ki "Bu şapkamı hediye etmek istiyorum" Bir heyecanlandı çok mutlu oldu. Öptüm 3 defa başıma dedim "Buyurun" dedim. Kendisi de aldı öptü başına koydu. Böyle bir heyecanlandı dedim "Ne hissediyorsunuz?", "Çok çok özel hissediyorum kendimi" dedi. Dedim "Artık siz Türk bayrağının gölgesindesiniz, bundan sonra emin ellerdesiniz" dedim. "Bence şu an siz Türklüğün ruhunu hissediyorsunuz, Türk bayrağını, şehitler bakın o kan bayrak bir bez parçası değil bizdeki, milyonlarca şehidimizin kanı var. Onun şu an rahmani manevi çakraları içerisindesiniz". Kadın çok mutlu oldu ve bitti ben hemen Kur'an-ı Kerim almayı düşünürken Filistinli bir bacı geldi programdaki hemen fuar alanından almış gelmiş, dedi ki "Bu hayra ben ortak olmak istiyorum" dedi, "Eyvallah" dedik.

Fotoğraf çekildik hatıra kapıya çıktık kapıda da fotoğraflar çekiliyoruz. Bir saat geçmedi yarım saat kırk dakika sonra tekrar geldiler bir şeyler soruyorlar konuşuyoruz ediyoruz. Oradaki insanlar da fotoğraf videolar çekiyor. Etkilenmişler birkaç bir şeyden de heyecanlılar da çok, İslam ile de artık şereflenme hissiyatı gönüllerine daha da düştüğünü kendileri de zikredince o zaman dedim "Vakit geldi mi sizce?", böyle bakıyorlar birbirlerine "Nasıl gireceğiz ki nasıl yapacağız ki?", dedim "Bir kelime ya, bir kelime, onu dediğiniz zaman artık tertemizsiniz". "Bak" dedim "Para istemiyoruz, sizden herhangi bir şey istemiyoruz". "Olur" dedi. Orada şahitliğini yapmaya çalıştık. Onlar zaten İslam'ı araştırmışlar, onlar son noktaya gelmiş Rabbim bizi şahit olarak, onlara şahitlik olması için ayağına çağırmış ve bu şekilde Elhamdülillah İslam'ın güzelliği ile İslam ile şereflendiler.

- Sinema ve dizi sektöründeki 'Din' algısı sizce nasıl değişti?

Maalesef art niyetli çok insan vardı iyi insanlar da vardı ama çok azınlıktaydılar. Genel olarak belli bir kisvenin belli bir kısmın insanları ama etkili güç etkili bir lobiydiler. Ve Elhamdülillah artık, şöyle bir örnek vereyim mesela, sadece Yeşil Çam değil Yeşil Çam'dan sonra da devam etti. Bundan 7-8 sene önce, hatta 10 sene oldu galiba başka bir dizi vardı, 'Muhteşem Rezalet' diye biliyorsunuz. Ecdadımızı ne kadar kötü gösteriyorlardı. Sadece Yeşil Çam'da değil şu zamanda bile devam eden projeler vardı. İş kaliteli bir işti gerçekten teknik olarak kaliteli ama ulu ecdadımızı affedersiniz uçkur peşinde koşan haram peşinde koşan insanlar olarak anlattılar. Çok yakın zamanda, Diriliş aslında bir nevi onun tepkisi olarak doğdu. Yani ecdadı ve yahut dini karakterleri, milli karakterleri aslınca aslına uygun anlatacak adam yok mu? Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda çok dertli bir adamdı. Açıklamalarında söylüyordu o diziyi de çok eleştiriyordu. İşte dert ya, dert çok önemli bir şey. Dertli insanların ortaya çıkmasıyla bu iş oldu. Biz de o derdin içinde derde ortak olmaya çalıştık diyelim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.