|
Mahkeme salonu mu ‘Öğretmenler Odası’ mı?

Modern zamanın en temel sorunlarından biri kavramlarla oynaması ve buna bağlı olarak toplumsal rolleri yeniden tanımlama çabası olsa gerek. Zira modernizmin dayattığı rollerin insanlık tecrübesinin hızının ötesinde bir sonuç hedefi var. Bunu özellikle aile içinde ve çocukların diğer toplumsal katmanlardaki varlık alanlarında görüyoruz.

Malum, modernist bakış çocuğu ailenin yeni patronu konumuna getirdi. Çocuk dokunulmaz. Ebeveny bile çocuğa çizilen yeni sınırlara dahil olamıyor. Daha sağlıklı iletişim ve çocuk gelişimi adına çocuktan çok uzağa savrulan anne-baba söz konusu. Okul sosyolojisi burada hayati derecede önem arz ediyor. Okul ile birlikte çocuğun ebeveyn sayısı artıyor. Hatta öğretmen ve okul yapısı ebeveynden daha öncelikli olabiliyor. Niyet bu olmasa da sonuçlarda bunu görüyoruz.

Almanya adına bu yıl Oscar’da yarışacak olan Öğretmenler Odası filmi, kısa bir zaman diliminde okuldaki idealist bir öğretmenin çocuklarla kurmaya çalıştığı ilişki, öğretmen-ebeveyn ilişkisi, öğretmen-öğrenci ilişkisi ve ırkçılık gibi konular etrafında adalet arayışı barındıran bir yapım. İdealist bir öğretmen olan Carla’nın okuldaki hırsızlık vakası sonrası yaşadıkları, çözüm yollarının duvara dönüşmesi ve neticede modernizmin yücelttiği çocuğun galip gelme ihtimali vurgusu ile karmaşık ama çarpıcı bir yorum sergileyen filmde oyunculuk üst düzey. Başroldeki Leonie Benesch, yönetmenin başarılı tasarımına üst düzey bir katkı sunuyor.

Almanya’da yaşayan bir Türk olan İlker Çatak’ın yönettiği yapım, okul koridorlarından daha çok öğretmenler odasının görünmeyen duvarları ardında ideal olanın başarısızlık sebepleri etrafında çalkalanıyor.

Carla’nın hırsızı tespit etme çabasında uyguladığı yöntem ve bunun yol açtığı çıkmazlarla, böylesi bir suç söz konusu olduğunda azınlık Türk çocuklarının birinci şüpheli olmasının ardında yatan ırkçı bakış dokusu, modern Alman toplumuna sunulan bir eleştiri. Adalet olgusu ve hak arayışının, gerçeğin ortaya çıkarılma çabası ve bunun yöntemlerinin irdelendiği film öğretmenler odasına içeriden bir bakış sunuyor. Sadece eğitimcilerin değil, öğrenci ve ailelerin de izlemesi gereken bir film.

Hikaye boyunca kimi zaman öğretmenler odası mahkemeye dönüşüyor. Yöneticinin odası ise bürokrasinin aşılamaz ‘orta yol’ argümanına çıkıyor. Sınıf, bir yerden sonra yüzleşme alanı oluyor. Neticede ise kaybedenin olmaması gereken bir hikayenin sonunda kazananın kim olabileceğine ve bunun çelişkisine işaret ediliyor.

#aile
#toplum
#çocuk
#ebeveyn
#Abdulhamit Güler
2 ay önce
Mahkeme salonu mu ‘Öğretmenler Odası’ mı?
X’e kısıtlama an meselesi
Musevî bir yasadan Kızıl Düve miti üretmek
Sosyal çürüme yazıları 2: Her türden bağımlılıklar cumhuriyeti
Bir bu eksikti...
IBAN veren esnafın katli vacip mi?