|
"Yeni Osmanlı"dan korkutarak ne yapmaya calısıyorlar?
"Yeni Osmanlı" başlığı altında yakın zamanlarda pekçok makale yayımlandı ve tartışıldı. Makalelerin odak noktasında Türkiye var. İngiliz tarihçi Niall Ferguson''un 12 Haziran seçimlerinin ardından "Newsweek" dergisinde yayınlanan "Ortadoğu''nun Bir Sonraki İkilemi" başlıklı yazısında "Yeni Osmanlı"nın gelebileceği uyarısında bulunması Batı dünyasında Türkiye''ye ilişkin kafa karışıklığının bir işaretiydi. Niall''a göre dünyanın bir imparatorluğa ihtiyacı var. Ama bu yeni imparatorluk Amerika olmalıdır.

7 Aralık 1941''de Japonların "Pearl Harbor"da Amerikalılara saldırmasından sadece iki gün önce İngiliz Başbakanı Winston Churchill umutsuz bir ruh hali içerisindeydi.

Aynı ruh halinin bir benzerini 1915''de "Gelibolu"da İngilizlerin yaşadığı büyük yenilgi sırasında yaşamıştı.

1915''de, eşinin dile getirdiği gibi neredeyse kederinden ölecekti.

1941''de ise savaşın kaderini Japonların Pearl Harbor''a saldırısı değiştirmişti.

Saldırıyı haber aldığında Churchill''in sevinçle ayağa kalkarak "Japonya''ya savaş açacağız" diye bağırdığı bilinir.

Rahat bir nefes almıştı Churchill..

Churchill''in sevincinin Japonya''ya savaş açmakla ilgisi yoktu..

Savaşın en kritik anında ABD''nin savaşa girmesiydi onu bu kadar çok sevindiren.

İngiltere bu sayede savaştan galibiyetle çıkmıştı ama bu zafer aynı zamanda İngiliz İmparatorluğu''nun tasfiyesi anlamına geliyordu.

Hiç kuşkusuz İngilizler böyle bir şey beklemiyorlardı.

Pearl Harbor saldırısı üzerine ABD Başkanı Roosevelt, Churchill''e, "Hepimiz artık aynı gemideyiz" demişti.

Ama geminin kaptan güvertesinde İngilizler olmayacaktı bundan sonra.

SATILIK İMPARATORLUK

İngiliz tarihçi Niall Ferguson 2003''te yazdığı" İmparatorluk" kitabında bu yeni safhayı , yani İngiliz İmparatorluğu''nun dağılmasıyla ilgili süreci "Satılık İmparatorluk" başlığı altında anlatır.

Buna göre Amerikalılar Britanya İmparatorluğu''nu tasfiye etme idealini dört gözle beklemişlerdi.

İngilizlere göre İmparatorluğun(sömürgeciliğin) tasfiyesi edilmesi için Londra''ya önerilen "vesayet rejimleri" aslında arkasında gayri resmi bir "Amerikan İmparatorluğu"nun kurulacağı bir paravandan ibaretti.

Amerika ile İngiltere arasında "İmparatorluğun tasfiyesi" konusunda ciddi ihtilaflar oluşmuştu ama Londra''nın artık eski gücünde olmadığı da çok açıktı.

Amerikalılar İngiltere''nin mali zayıflıklarını ellerinde bir koz olarak doğrusu iyi kullanmışlardı.

1941''de Amerika''nın savaşa dahil olmasını sevinç çığlığı atarak karşılayan Churchill çok değil 1 yıl sonra "Britanya İmparatorluğu''nun tasfiyesine nezaret etmek amacıyla Kral''ın birinci nazırı olmayacağını" belirtmişti öfkeyle.

Ne ki İngilizler kuyruğu iyi kaptırmışlardı.

İngilizler 1945''den itibaren ABD''den aldıkları borçların son taksidini 2006''da ödemişlerdi.

Kuruluşu 300 yılı bulan İngiltere İmparatorluğu gücünün doruğundayken dünyanın hem nüfus, hem de coğrafi olarak dörtte birinin yönetimini elinde bulunduruyordu.

İkinci dünya savaşından sonraki 30 yıl içinde koskoca imparatorluk dağılmıştı.

İmparatorluğun dağılmasında en büyük rolü de Amerikalılar oynadılar.

Niall Ferguson "Satılık İmparatorluk" bölümündeki sözlerini, "Alman, Japon ve İtalyan imparatorluklarını durdurmak uğruna, Britanyalılar kendi imparatorluklarını feda ettiler. Tek başına bu fedakarlık, o imparatorluğun bütün diğer günahlarını silmez mi?" diye bitirir.

Aslında dünya savaşlarının hem birincisi, hem de ikincisi bizatihi İngiltere''nin temsil ettiği kapitalist sömürgeciliğin meydana getirdiği iç çelişkilerden çıkmıştı.

Almanlar, İtalyanlar ve Japonlar da bu büyük pastadan pay almak istemişlerdi

AMERİKA YENİ İNGİLTERE OLSUN!

Her neyse bunları geçelim..

Niall Ferguson İngiliz İmparatorluğu''nun yerini şimdi Amerika''nın doğrudan almasını istiyor.

Küreselleşen dünyada ne "Avrupa Birliği" ne de "Birleşmiş Milletler", yeni bir Britanya İmparatorluğu''nun rolünü oynayacak konumda değildir.

Bakın Ferguson ne diyor:

"Doğrusu, günümüz dünyasında emperyal bir rol oynayabilecek güçte tek devlet vardır ve o da ABD''dir. Aslına bakılırsa, bu rolü zaten bir ölçüde oynamaktadır."

Amerika''nın yapması gereken bu aşamada, tıpkı bir zamanlar İngiltere''nin yaptığını yapmaktır.

Yani, gayri resmi imparatorluktan resmi imparatorluğa geçmelidir.

Ferguson''a göre Amerika adını söylemeye cesaret edemeyen bir imparatorluktur.

Kendini inkar eden bir imparatorluktur.

Bu inkar politikasından vazgeçmelidir Amerika.

SENARYOLAR MUHTELİF

Niall Ferguson''u hatırladınız sanırım.

12 Haziran seçimlerinin ardından "Newsweek" dergisinde "Ortadoğu''nun Bir Sonraki İkilemi" başlıklı yazısında "Aman dikkat! Yeni Osmanlı geliyor" şeklinde algılanan sözleriyle sadece Türkiye''de değil dünyanın pek çok ülkesinde entelektüel tartışmaları alevlendirmişti.

Bu yazısında Ferguson ABD''nin Büyük Ortadoğu''daki askeri varlığını azaltması ve bu bölgelerden çekilmesi halinde neler olacağına dair ortaya attığı senaryolarla gündeme gelmişti.

Üç senaryosu vardı Ferguson''un..

İlk senaryo "mutlu senaryo" idi.

Buna göre Arap ülkeleri birbiri ardı sıra Batı demokrasisini kucaklayabilirler.

İkincisi "Kâbus senaryosu" idi.

Bu senaryoya göre bu ülkelerde iç savaşlar çıkabilir veya İslam devrimleri gerçekleşir..

Üçüncü senaryosunda ise yeniden canlanmış bir Osmanlı İmparatorluğu''na dikkat çekmişti Ferguson.

Bu senaryo ne "mutlu", ne de "kâbus" kategorisinde yer almamıştı ama iyi bir şey hiç değildi.

Ferguson''a göre Amerika ve Batı dünyası Türkiye''nin(Erdoğan''ın) liderliğinde yeni bir "Müslüman İmparatorluğu" sürprizine hazır olmalıydı.

Son senaryoyu Amerika''ya yapılmış bir uyarı olarak görmek gerekiyor.

GEÇMİŞ GÜNAHLARIN GÖLGESİ

Çok uluslu şirketlere yatırım danışmanlığı da yapan Anglo-Amerikan tarihçi Niall Ferguson, ABD''nin yüz yıl önceki İngiliz İmparatorluğu''nun durumunda olduğuna inanıyor.

Herkesi de buna inandırmaya çalışıyor..

2003''te yazdığı "İmparatorluk" kitabında bakın ne diyor:

"Denizaşırı egemenliğin teknolojisi değişmiş olabilir-dretnotların yerini F-15 uçakları almış olabilir. Ama hoşunuza gitsin gitmesin, ister inkar edin ister kabul edin, imparatorluk Britanya''nın modern dünyaya hükmettiği ve onu yarattığı üç yüz yıl boyunca olduğu kadar, bugün de bir gerçekliktir."

Yani Amerika "Ben İmparatorluğum" desin, kendini inkar etmesin.

"Çünkü" diyor..

"Amerikan gayri resmi imparatorluğunu-çok uluslu şirketlerin, Hollyvood filmlerinin ve hatta televizyonlardaki Evanjelistlerin imparatorluğunu- hiç kimse yadsıyamaz. Britanya''nın tekelci ticaret kumpanyalarına ve misyonerlere dayanan ilk imparatorluğundan çok farklı mıdır bu? Dünyanın dört bir yanındaki başlıca ABD askeri üslerini gösteren bir haritanın Kraliyet Donanması''nın bir yüzyıl önceki kömür yükleme istasyonlarının haritasına dikkat çekici ölçüde benzemesi de bir rastlantı değildir. Yakın dönemdeki Amerikan dış politikası bile (Kraliçe) Viktorya döneminde çeperdeki ufak bir sorunu kısa ve sert bir ''nokta atışı''yla halledebilen Britanya İmparatorluğunun gambot diplomasisini hatırlatıyor. Aradaki tek fark, şimdiki gambotların uçmasıdır."

Ferguson''un temsil ettiği çok uluslu şirketler adına dünyaya sunduğu yegane alternatif budur..

Uzun lafın kısası, ABD''nin Günahkar Britanya İmparatorluğu''nun yerini almasını öneriyor.

"Yeni Osmanlı doğuyor" yahut " Müslüman İmparatorluğu geliyor, aman dikkat" diyerek yapmaya çalıştığı şey budur.

Ve bize İngiliz polisiye edebiyatının kraliçesi Agatha Christie''nin romanlarında sıkça kullandığı bir deyimi hatırlatıyor.,

"Geçmişteki günahların gölgesi uzun olur"

Futbol da İngiliz mirasıymış meğer!

Ülkemiz futbolda şike iddiaları üzerine başlatılan büyük soruşturmanın şokunu yaşıyor.

Futbol, küresel bir spor olayı.

1964-1967 yılları arasında Güney Yemen''in başkenti Aden''de İngiliz Yüksek Komiseri olan görev yapan Sir Richard Gordon Turnball şunları söylemişti:

"Britanya İmparatorluğu sonunda tarihin dalgaları altına gömüldüğü zaman, geride sadece iki anıt bırakacaktır: Biri futbol, diğeri ise ''defol git'' ifadesi.

Turnbull bu sözleri söylediği zaman İngiliz İmparatorluğu son nefeslerini alıp vermekteydi.

İşte bu imparatorluktan kalan dünya mirası içinde futbol vardı.

"Defol git" ibaresinin argodaki karşılığını yazmayacağım, zaten anlamışsınızdır.

Gerçi İngiliz İmparatorluğundan kalan mirasın sadece bu ikisiyle ibaret kaldığı da söylenemez.

Masa başında hazırlanmış bir yığın sorunlu, çatışmalı haritayı unutmamak gerekiyor.

Madem konumuz futbol, o halde bu İngiliz mirasına dair bir iki not düşmekte yarar var.

İngiliz tarihçi Niall Ferguson 1890''ların İngiltere İmparatorluğu''nu devasa bir spor kompleksine benzetir.

İngiliz üst sınıfların gözde eğlencesi olan avcılık giderek av hayvanlarını imha eden bir tür savaşa dönüşmüştür.

Av çantaları İskoçya kırlarından Hint cengellerine kadar katlanan bir artışla büyümekteydi.

Avcılık ticarileşerek, bazı sömürgelerde bir tür silahlı turizme çevrilmişti.

Lord Delamere''e göre, kâr getirmeyişiyle dillere düşen "Mombasa-Uganda demiryolu"ndan para kazanmanın tek yolu, zengin turistleri Doğu Afrika''ya çekmekti.

Niall Ferguson av sporlarının yerini futbolun almasını şöyle anlatır:

"Geniş Britanya idealini gerçekleştirmeye en çok yaklaştıran şey takım oyunlarıydı. Beyefendilere özgü olup ayaktakımınca oynanan futbol, hiç kuşkusuz ülkenin en başarılı spor ihracıydı. Herkesin yapabildiği bir spor olmasından dolayı, siyasal kuşkuculuğuyla bilinen işçi sınıfından tutun, ondan daha da tutucu Almanlara, kısacası Amerikalılar dışında herkese çekici geldi. Geniş Britanya''nın yeni ruhunu gerçek anlamda özetleyen bir spordan söz edilecekse, ayaktakımına özgü olup beyefendilerce oynanan ragbiydi. Sert bedensel temasa dayalı bir takım sporu olan ragbi Cape Town''dan Canberra''ya uzanan beyaz imparatorlukta hemen benimsendi. Yeni Zelanda''nın All Blacks takımı 1905 gibi erken bir tarihte ilk kez İmparatorluk genelinde bir tura çıktı ve tek bir atış hakkıyla mağlup olduğu Galler dışında bütün ev sahibi takımları yendi. Eğer Güney Afrika''nın Maori oyuncuların sahaya çıkmasına koyduğu yasak olmasaydı, muhtemelen diğer beyaz kolonileri de alt edeceklerdi."

Ferguson kriket sporunun ırk ayrımlarını aşarak sadece beyazların yerleştiği sömürgelere değil, Hint alt-kıtasına ve İngiliz Karayip adalarına kadar yayıldığını belirtir. İmparatorluk içinde 18. Yüzyıl başlarından itibaren oynanmakla birlikte, 19. Yüzyıl sonlarında en saf emperyal oyun olarak kurumlaşmıştı.

İngiliz kriket takımı 1882''de bir Avusturalyalı takıma yenildiğinde "Sporting Times"ta şöyle bir ölüm ilanı yayımlanmıştı:"Oval''de 29 Ağustos 1882''de yaşamını yitirerek, kederli dostlardan ve tanıdıklarından oluşan geniş bir çevreyi yasa boğan İngiliz kriketini derin bir sevgiyle anıyoruz. Huzur içinde yat. –Naaşı yakılacak, külleri Avustralya''ya götürülecektir."

Ferguson''un verdiği bilgilere göre İngilizlerin sömürge takımlarına yenilme alışkanlığı Geniş Britanya''nın kenetlenmesine yardımcı olmuştu.

Oyunun kurallarında uyumu sağlamak üzere ilk kez 1909''da toplanan "Emperyal Kriket Konferansı" gibi kurumlar, ortak bir emperyal kimlik duygusunun oluşmasında meşhur tarihçiler, edebiyatçılar ve devlet adamları kadar can alıcı bir rol oynamıştı.

13 yıl önce
"Yeni Osmanlı"dan korkutarak ne yapmaya calısıyorlar?
Küfre küfür, kâfire kâfir diyememek
Batı çalar, CHP oynar…
Rusya yaptırımları, ABD’nin Türkiye uyarısı ve çifte standardı
Nüfus
Yasa ve toplumsal meşruiyet: 6-8 Ekim davası