|
Biz allem eder, kallem ederiz...

-Biz, allem eder kallem ederiz, hortumcuları kurtaracak formülü buluruz. -Biz allem eder kallem ederiz, aykırı sesleri sustururuz.

-Burası Türkiye!

Memleketimin adının böylesine ürküntü verici bir denklemle bütünleştirilmesine kahroluyorum.

Bu "allem ederiz, kallem ederiz" ifadesinin içine akla gelebilecek her türlü kural dışılık, ya da göbek altı vuruş giriyor.

Sema Pişkinsüt olayını düşünürken buraya gelmemek mümkün değil.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığının Sema Pişkinsüt''ten alınıp, MHP''li Hüseyin Akgül''e verilmesinin altında da Pişkinsüt''ün derin devlet standartlarına uygun sonuçlar üretmediği değerlendirmesi, buna karşılık MHP''li bir üyenin bu konuda çok daha hassas olacağı beklentisi vardı.

Şimdi olan bitenle, Pişkinsüt''ün peşinin bırakılmadığı, anasından emdiği süt burnundan gelesiye kadar terbiye edileceği intibaı verilmek istendiğini anlamamız gerekiyor.

Pişkinsüt hakkında TBMM faaliyetleri çerçevesinde yaptığı bir işten dolayı fezleke hazırlanıyor.

Aynı komisyonda yer alan ve aynı işkence raporunu imzalayan başka hiç kimse hakkında benzeri bir işlem yapılmıyor.

Artı, aynı komisyonun MHP''li yeni başkanı Akgül, tıpkı Pişkinsüt gibi "işkence iddiasında bulunanların ismini vermeyeceğini" açıklamasına rağmen, onun hakkında da herhangi bir soruşturma açılmıyor.

Pişkinsüt topun ağzında... En azından yıpratılmak isteniyor.

Belki onun boy hedefi seçilmesinde, DSP Kongresi''nde adaylığını koymasının da özendiriciliği vardır. Bir irade, sanırım "Başbakan''a karşı adaylığını koyduğuna göre nasıl olsa koruyanı bulunmaz" diye düşünmüş olmalıdır. Eğer böyle değilse, o zaman bu soruşturma girişimini doğrudan doğruya Başbakan Ecevit''le ilişkilendirmek ve bir "siyasi intikam operasyonu"ndan söz etmek gerekir. Hoş, Adalet Bakanı Türk''ün kendisinden beklenmeyecek dramatik bir üslup içinde "operasyon"un arkasında tapu gibi durmasından böyle bir ihtimal de akla gelmiyor değil, ama ben, Ecevit''in böyle bir operasyonu tasarlayamayacak kadar siyaset dışı kaldığı kanaatiyle buna ihtimal vermek istemiyorum. Tabii ki onun adına hareket edenlerden her zaman söz edilebilir.

Pişkinsüt''ün dokunulmazlığının kaldırılması talebinde başka bir motivasyonun etkili olması daha kuvvetle muhtemeldir. Fezlekeyi hazırlayan savcı Bekir Selçuk, Star''dan Saygı Öztürk''e şunları söylüyor:

"Kamuoyuna ''Türkiye''de işkence var'' diyorsun, bu batı ülkelerine ''Türkiye işkence ülkesi olarak'' gösteriliyor. Biz münferit bir olay varsa, bunun zanlısını yargı önüne çıkarmaya çalışıyoruz." (29 temmuz 2001)

Bu sözler, sayın savcıyı etkileyen "koruma duygusu"nu yeterince açığa çıkarıyor. Kanaat şu: Pişkinsüt''ün başkanlık ettiği komisyonun ortaya çıkarıldığını iddia ettiği işkence aletleri Türkiye''yi batı dünyasında işkence ülkesi olarak gösteriyor. Oysa böyle bir şey yoktur. Varsa bile bu o zamanki devletluların ifade ettikleri gibi "münferit"tir. Öyleyse hadisenin bu yapısı ortaya çıkarılmalıdır.

Ve operasyon başlıyor:

Pişkinsüt başkanlıktan alınıyor. Komisyon, işkence mağdurlarını konuşturabilmek için onlara "kimliklerinin açıklanmayacağı"na dair söz vermiş... Operasyon tam da oraya odaklanıyor, çünkü orası yumuşak karın kabul ediliyor. Kimlikler isteniyor, verilmeyince de "suçluların ortaya çıkarılmasına mani olunduğu" gerekçesiyle soruşturma başlatılıyor. Öyle ki, hem işkence olayını ortaya çıkarmak için çaba sarf etmiş, hem de işkencecileri gizleme suçunu işlemiş oluyorsunuz. Müthiş bir paradoks... Oynayınca böyle oynayacaksın... Bir yandan cezaevlerindeki, karakollardaki işkence ortamını yok etmek için bakanlıkların yaptığı girişimler, diğer yandan "aslında işkence yok" kanaatinde dayanan Pişkinsüt operasyonu... Doğrusu işin içinde çok anlamlı bir garabet var.

Oysa bunlar çıkar yol değil. Varsa işkence kabul et ve bitir. Bitirirsen kimsenin diyeceği bir şey olmaz.

Ulucanlar Cezaevi raporunu gizleyince, yok farz edince, o raporu hazırlayanları yere batırınca Türkiye''de insan haklarına riayet eden bir ülke haline geliyor mu?

Sema Pişkinsüt, Türkiye''de sıra dışı bir iş yaptı. Kutlanması gereken bir iş yaptı. Türkiye''nin bu tür medeni cesaret sahibi, üzerine aldığı işte hukuku gözeten, insanlığı öne alan sıra dışı insanlara ihtiyacı var. Hikmet-i hükümet yaklaşımı, kendi insanlarının gayrı insani tutumlarla ezilmesini meşrulaştırmamalı. İşkence gibi insanlık suçları, kimsenin yanına kâr kalmamalı. Yere düşmüş insanı defalarca tekmeleyen, saçından tutup sürükleyen, insafsızca cop sallayan güvenlik görevlisi, hesaba çekileceğini bilmezse, onun zor anlarda devreye giren vahşet damarını disipline etmek mümkün olmayacaktır.

Pişkinsüt''ün işkence olayının üzerine gittiği için "suçluları saklıyor" diye hesaba çekilmesi, dünyada hiç kimseye anlatılamayacak, aksine işkence iddialarını pekiştirecek bir yaklaşımdır. Çünkü dünyadaki işkence duyarlılığı, bu tür derin oyunları farkedecek tercübeye sahiptir. "İşkenceyi yapan kılıfını hazırlar" yaklaşımı paylaşılan bir yaklaşımdır.

"Allem eder kallem edersiniz" ama bunu anlatamayacağınız vicdanlar her zaman vardır, özellikle bugün...

23 yıl önce
Biz allem eder, kallem ederiz...
Huzursuzluk
İzzettin Şadan'ın adres değişikliği
Kredi gelişmeleri sıkılaşma süreci ile neden uyumlu değil?
Katilin adı Siyonazist ABD-İsraili’dir
Sükût ‘bazen’ altındır…