Yazarlar Kamu katılım bankacılığı Misyonu ve birleşmeleri

Kamu katılım bankacılığı: Misyonu ve birleşmeleri

Ahmet Ulusoy
Ahmet Ulusoy Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Saf kapitalist sistem bakış açısı ile olaylara yaklaştığımızda, her firmanın bir değeri mevcuttur. Bir kaç firma birleştiğinde, bir kaç değeri bir araya getirmiş ve yüksek değerlere varma hedefini gerçekleştirmiş olursunuz.

Ölçek ekonomisi yakalayarak diğer rakipleri bertaraf etmek de cabası.

Oysa faizsiz bankacılık sistemini temsil eden katılım bankacılığını kurmak ve geliştirmek, kapitalist sisteme bir başkaldırıdır.

Onun getirdiği doyumsuz, vahşi yapısına alternatif üretmektir.

Mekanik kanunların insan haysiyetiyle bağdaşmayan yönlerini kaldırıp yerine daha insani ve sürdürülebilir bir yapıyı inşa etmektir.

Bu nedenle, mevcut sistem içerisinde kurulan katılım bankaları, çölde bir vaha misali ekonomik hayata bir nefes aldırma misyonu da taşımaktadır.

**

İslam iktisadının ve faizsiz sistemin yeşermesi ve yerleşmesi için daha fazla aktöre, daha fazla desteğe ihtiyaç vardır.

Burada öncü kuruluşlar olarak katılım bankaları geliyor.

Katılım bankaları, ticaretin tam göbeğinde yer aldıklarından mali sektörden çok reel sektöre daha yakın durmaktadırlar.

Ellerindeki fonları tekrar reel sektöre aktarmakla görevli olan katılım bankası, elde ettiği kârı kendisine sermaye aktaran ortakları ile paylaşmaktadır.

Bugün Dünya Ekonomik Forumu’nda iş dünyasına kârlarınızı daha adil paylaşın (paydaş kapitalizmi) jargonunu katılım bankaları uygulamaktadır.

**

Tüm finans sisteminin faizsiz çalıştığını hayal ettiğimizde;

1. Mali sektör-reel sektör ayırımı olmadan tüm sektörler ortak hareket edecek, bir ekonomik darboğaz oluştuğunda müşteri olarak görmediği ortaklarına konvansiyonel banka muamelesi yapmayacaktır. Yanı kapitalist sistemin sistemik kriz üretme kapasitesi ortadan kalkacaktır.

2. Kâr payının belirlenen değil, sonuç olduğu bir sistemde hızlı yükseliş ve inişlerin olmayacağı, ekonominin istikrar kazanacağı düşünülebilir.

İlave olarak, katılım bankacılığı reel sektöre birçok fırsat sunmaktadır.

Öncelikle, toplamış olduğu tüm fonları reel sektöre aktarmak zorunda olduğundan her koşulda reel sektörle birlikte hareket etmek zorundadır.

Kriz dönemlerinde, konvansiyonel bankalar gibi kabuğuna çekilip, reel sektörle arasına mesafe koyamamaktadır. Bu da faizsiz sistemin baş aktörü olan katılım bankacılığını hem reel sektöre yakınlaştırmakta, hem de reel sektörün konvansiyonel bankacılık ile bozulan ilişkilerini tamir ederek aradaki güven unsurunu ön plana çıkarmaktadır.

Nitekim, son bir kaç yıl içerisinde oluşan ekonomik krizlerde ve pandemi sürecinde, katılım bankacılığı rüştünü ispat etmiştir. Son yıllardaki veriler, katılım bankacılığının büyüme trendinin konvansiyonel bankacılığa göre daha yukarda yer aldığını göstermektedir.

Zaten toplam bankacılık sektöründeki payı da kamu katılım bankalarının de sektöre girmesi ile yüzde 4’lerden yüzde 7’lerin üzerine çıkmıştır. Yani, katılım bankası sayısı arttıkça bankacılıktan alınan pay da artmaktadır.

**

Tam da büyüme trendi yukarı yönlü seyrederken, ortalıkta kamu katılım bankalarının birleşeceği yönünde bir spekülasyon gündeme düştü.

Bir kaç yıl önce açılan, sektördeki payı sürekli artan, piyasaları kriz döneminde bile destekleyen ve güven veren kurumların sayılarını artırmak yerine, birleştirerek tek çatı altında toplama fikri hiç de doğru bir adım olmayacaktır.

Bu adım söz konusu kurum faaliyetlerini etkinsiz hale getireceği gibi, reel sektör firmalarının da finansman pozisyonlarını zorlayacak, sistemik karmaşaya neden olacaktır.

Giriş seviyesindeki iktisat kitaplarında ölçek ekonomiler diye bir teori var. Teoride; küçük ölçeğin dezavantajı olduğu gibi aşırı kapasitenin de rasyonel olmadığı ispatlanmaktadır.

Konvansiyonel kamu bankalarının (Ziraat, Vakıf, Halk) birleşmesi gündeme gelmediği halde (doğru bir karar), kamu katılım bankalarının gündem yapılması ne ekonomik mantıkla, ne de piyasa gerçekleşmeleri ile uyumlu bir söylemdir.

**

İstanbul’u finans merkezi yapma yolunda bunca yatırımlar yapılırken, daha birkaç yıl önce açılan söz konusu katılım bankalarını birleştirmek suretiyle aktör sayısını düşürmek, İstanbul finans merkezi yapma fikrine de tezat teşkil etmektedir.

Bir anlamda İstanbul’un finans merkezi olma düşüncesi İslami finans sistemi üzerine kurulmakta, ama bu alanda aktörlerin sayısı düşürülmeye çalışılmaktadır.

Yani; söylemle eylem arasında açık bir paradoks ortaya çıkmaktadır.

Yine, yakın zamanda kamuya ait üç sigorta firmasının birleşmesinin olumsuz tecrübesi önümüzde dururken, bir an önce katılım banklarının birleşme fikrinden vazgeçilmeli (düşünülmesi bile hatalı), hatta bu alana daha fazla oyuncu gelmesi için hukuki altyapılar oluşturulmalıdır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.