|
Malthus tuzağından pozitif toplamlı ekonomiye

Thomas Malthus, 1798’de “Nüfus İlkesi” adlı kitabında nüfusun geometrik, gıda üretiminin aritmetik arttığını, bu nedenle gıda talebinin arzdan daha fazla olacağını ve doğum oranları düşürülmediği sürece kıtlıklara yol açacağını yazmış.

Tarihsel yaşanmışlıklardan hareketle ileri sürülen bu teori,
Malthus Tuzağı
olarak literatüre girmiş.

İnsanların yaşam standartlarını nüfus büyüklüğünün belirlediği bu mekanizma geçmişte toplumları yoksulluğa hapseden şeydi.

Thomas Malthus yoksulluğu “doğanın kaçınılmaz kanunu” olarak açıklamış, üretkenlikteki herhangi bir artışın yaşam standartlarını yükseltmeyeceğini, yalnızca nüfusun büyüklüğünü artıracağını iddia etmiştir. Ona göre kazanımların kaynağı nüfusta bir defaya mahsus bir azalma olduğu için, kazançlar da daha iyi yaşam standartlarına doğru bir kerelik değişmeydi.

Malthus’un ölümünden sonra (1834) dünyanın gerçekliği konusunda yanıldığı daha da belirginleşti. Ölümünden sonraki iki yüzyıl içinde birçok ülkede geçmişte yaşanan durgunluktan çıkıldı, ekonomik büyüme sağlandı ve yoksulluk azaltıldı.

Günümüzde de
yeni teknolojiler
nedeniyle ekonomiler daha
üretken
(verimlilik artışı) hale geldiğinden
yüksek büyüme hızları
elde edilmektedir.

**

Bazı iktisatçılar (Neo Malthusian) aşırı nüfus, yeterli gıda bulunamaması ve aşırı kirlilikten dolayı gelişmekte olan ülkelerin bu tuzağa düşmeye daha yatkın olduklarını ileri sürmektedir.

Malthusçu ekonomistler
toprağın sınırlı bir üretim faktörü
olduğunu, bu nedenle
teknolojinin sadece geçici etki yapabileceğini
söylemekteler.

Can alıcı sorular; “gıda üretimi artmış olsa bile, bütün insanları ayakta tutmaya yeterli midir? Eğer yeterliyse neden bu kadar yıkıcı rakamlar (BM raporuna göre 2019 yılında 135 milyon insan şiddetli açlık yaşıyor, 25000 kişi her gün açlıktan ölüyor, yetersiz beslenme kaynaklı 5 yaş altı ölen çocuk kayıtları 3,1 milyona ulaşmış v.s.) görüyoruz? Halen aşırı yoksulluğun ve açlıktan ölümlerin devam etmesi ortadayken tuzağın kırıldığı nasıl söylenebilir?”.

21. yüzyılda sürekli
artan gıda fiyatları da bu korkuya (Malthus Tuzağı) destek
veriyor. Nüfus arttıkça gıda ürünlerine talep arttı, ancak tarımsal arz yeterince artmayınca fiyatlar yükseldi.

**

Nüfus artışı devam etse bile
tüm ihtiyaçları karşılamaya yetecek bol miktarda kaynağımız olduğunu
düşünüyorum.
Sorun
arz değil,
kaynakların aşırı tüketimi-israf ve eşitsiz dağılımı
sorunudur (Dünya Bankası verilerine göre en zengin yüzde 1 şimdi dünya servetinin yarısına sahip. 765 milyon insan günlük 1 dolar gelirle hayatını idame ettiriyor).

Yiyecek, enerji ve diğer temel ihtiyaç maddeleri doğal olarak ihtiyaç duyulan yerde bulunmuyor ve insan yapımı engeller bazen hareketlerini engelliyor. Ama bu engelleri aşılabilir ve açlık kaynaklı ölümlerin yaşanmadığı bir dünya inşa edilebilir.

**

Çok sayıda iktisatçı,
Malthus tuzağının yeni teknolojik ilerleme olmadığında ortaya çıkacağını,
sanayi devriminden sonra,
üretkenliğin birçok kez artmasıyla bu tuzaktan çıkıldığını
savundu.

Veriler de dünya nüfusunun ikiye katlanmasına rağmen, kişi başına günlük üretilen kalorinin küresel olarak arttığını göstermektedir.

Endüstriyel tarım yanında işin makineleşmesi, verimli tohumların üretilmesi, böcek ilacı ve gübre kullanımının artması da gıda üretimi artışında etkili faktörler. Tüm bu faktörler daha yüksek tarımsal üretkenlik ile sonuçlanmıştır.

**

Günümüzde: üretkenlik artışını besleyen
inovasyon hızı küresel ekonomiyi Malthus’un kastettiği sıfır toplamlı bir oyundan,
insanların
yaşam standartlarının zamanla arttığı pozitif toplamlı bir oyuna dönüştürmüştür.
COVID-19 salgını günümüz ekonomilerinde
Malthusçu mantığın artık geçerli olmadığını
sonuçlarıyla da gösteriyor. En yüksek ölüm oranlarına maruz kalan ülkelerde bile
insanlar yurttaşlarının ölümünden herhangi bir ekonomik fayda görmeyi akıllarından bile geçirmiyor.
Aksine, veriler,
halkın hayatını korumada en kötü performansı gösteren ülkelerin aynı zamanda en yüksek ekonomik kayıpları yaşadığını
gösteriyor.
Pozitif toplamlı bir ekonomide yaşam standartları toprakların üretkenliğine değil, parçası olunan ekonominin üretkenliğine göre belirleniyor.
Sıfır toplamlı ekonomilerde başkalarının daha kötü durumda olması, daha fazla ölüm, hayatta kalanlar için daha yüksek yaşam standartları anlamına gelmekteydi. Oysa
COVID 19 salgını
sonrası yaşanan ekonomik gerileme
dünyanın çok değiştiğini,
ekonomilerin pozitif toplamlı,
bireylerin ekonomik refahlarının başkalarının refahına bağlı, başkalarının sağlıklı ve iyi olmasının kendi çıkarlarına hizmet ettiğini açık olarak göstermiştir.
#Malthus tuzağı
3 yıl önce
Malthus tuzağından pozitif toplamlı ekonomiye
“Üç gün ayaklarını aradık”
Yarın
İslam mimarisi mescitten başlar
Ümmülkurâ: Şehirlerin Annesi şu üç günde neler yaşadı
Fitne…