Yazarlar Alargada bekletilen fikir, limana çıkan hissiyat

Alargada bekletilen fikir, limana çıkan hissiyat

Akif Emre
Akif Emre Gazete Yazarı
Seçimler sona erdi, en azında belirsizlik ortadan kalktı. Muhafazakâr kesim memleketin parçalanacağından, küresel saldırıdan, belirsiz kaotik yarınların korkusundan kurtulmuş olarak rahat bir nefes aldı. Her ne kadar muhalefet, siyasal baskısından şikayet ettiği hükümetten kurtulamasa da gizli bir hoşnutluğu kuşandı; AKP kazansa da muhalif kalma lüksünü tattığı için.

Hangi siyasi yelpazede bulunursa bulunsun hemen her kesimi büyük bir yükten kurtaran seçim sonuçları son derece reel bir gerekçeye dayanıyor. O da, cüzdanlarda taşınan kredi kartlarının vicdanlara galebe çalıyor olmasıdır. Yani tercihin isabetli olup olmaması değil, artık siyasete, topluma dair tercihlerimizde cüzdanlardaki kredi kartının belirleyici olmasıdır önemli olan.
Daha açık bir ifadeyle, özellikle müslümanca düşünen, hayata dair müslümanca kaygılar taşıyan önemli bir kesimin fikriyat ve iktisadiyatını teslim alan hissiyat üzerinde durmak zamanıdır artık. Fikriyatını temellendiren temel prensiplerin, hayata dair bağlayıcı ilkelerin geri çekilerek hissiyatın öne çıktığı dönem, ne yazık ki sadece politik ortamın, seçim atmosferinin geçici heyecanından ibaret değil.

Ancak gelinen noktada daha derin bir mesele olarak temel ilkelerin, çekincelerin modernleşme problemi olarak nasıl bir hissiyata dönüşerek siyaset prizmasında kırılmaya uğradığının hikayesi var karşımızda. Ve bu kırılma ne salt iktidar ve siyasal süreçle alakalı ne de salt pragmatizmle ilişkili.

Bu mesele, sadece Türkiye'de yaşayanlarla sınırlı değil; yaklaşık iki yüz yıldır İslam aleminin yaşadığı, yüzleşmek zorunda kaldığı modernleşme, dünyevileşme ve bunun küresel hegemonik gücüyle hesaplaşma sorunundan bağımsız değil. Ne var ki, Osmanlı tecrübesinden itibaren çok daha sarsıcı, yıkıcı boyutlarda etkisi bu topraklarda fazlasıyla hissediliyor.

Yeni olan şu ki, görünür hayattan, siyasetten tart edilen, müslümanca kaygıları olan kitleler, alargada bekletilen bir gemi gibi, limana alınarak sisteme dahil edilmenin hissiyatını yaşıyor. Alargada bekletilmenin doğurduğu hasretle kıyıya çıkma umudu bir anda gerçek olunca hangi limana çıkıldığı ve nelerle karşılaşılacağı sorusu ortadan kalkmış, hissiyat galebe çalmıştır.
Gemi ve alarga metaforu, müslümanca kaygı taşıyan insanların modern hayatla, siyasetle, ekonomiyle kurdukları yahut kurmadıkları ilişkileri göz önüne aldığımızda anlamlı hale gelecektir.

Her tür cari sistemin merkezinden periferiye atılmış insanların kendi varoluş şartlarından mahrum bırakıldıkları, yoksunluk sarmalına sürüklendikleri uzun süreçten sonra birden karaya ayak basmasının hissiyatını yaşıyor gibiler.
Nasıl bir dünyaya ayak bastığımızla nasıl bir dünya tahayyülü içinde olduğumuz arasındaki çelişkinin adıdır fikriyatın hissiyata dönüşmesi.

Ayak basılan dünyanın, yüzleşmek zorunda kalınan hayatın gerçeklerinin çelişkisiyle hesaplaşmak yerine, bulundukları ortama uyum sağlamaya çalışan deniz yorgunu tayfalar gibiyiz.

Şimdi rahat bir nefes alıp neredeyiz, neyin peşindeyiz, nelerin sorumluluklarını taşıyoruz sorusunu sormanın vaktidir.
Aktüel siyaset her daim çalkantılı, gerilimli ve de heyecanlı kendi mecrasında akarken, hayattan kopmadan hayata dair neler söylenmesi gerektiğini düşünelim. Meşrulaştırılmaya çalışılan dünyanın ne kadarının değer yargılarımızın mahsulü olduğu hakkında acıtıcı soruları tekrar tekrar sormayı deneyelim.

Müslüman olmanın bize yüklediği farklılığı, aktüel siyasetin, sosyolojinin gereklerine feda edip etmediğimizi... Mesela muhafazakârların gelir seviyesi yükselirken gerçekte adaletin ne kadar tesis edildiğine; “biz kardeşiz" derken ne kadar müslümanca ve ne kadar etnik ya da milli/ulusal saiklerle yaklaşıyor olduğumuza... İstediğimiz özgürlüğün ne kadar emperyal hesapların getirisi olabildiğini, ruhlarımıza geçirilmiş prangaların esiri olabildiğimizi...

Modernleşmenin dönüştürücü gücüne içe kıvrık tutumla karşı konulamaz. Modernleşmenin kaçınılmaz sonucu olan piyasa ekonomisine, tüketim toplumunun dayattığı hayat tarzına, haz duygusuna teslim olarak da ne ilkeli olunur, ne müslümanca yaşanır, ne de adaletle hükmedilebilir.

Bize uzatılan hazlardan, güç tutkusundan vazgeçmeden fikriyatı yaşamanın adıdır hissiyata teslim olmak.




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.