Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Aidiyetçilik

Aidiyetçilik

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu Gazete Yazarı

İnsanın siyasi iki temel zaafı vardır. Kendisini zamanın ve mekanın merkezi zannetmesi... Bu zaaflar dünü, siyasi, kültürel yorumların içine sızarak tarihi nasıl şekillendirmişse, bugünü de belirlemeye devam ediyor.

Bu iki zaafın sistemleşmiş ya da modern biçimi milliyetçiliktir.

Bu anlamdaki milliyetçilik, insanın kendi kültürünü, kendi insanlarını, kendi toprağını sevmesi, koruması, geliştirmesi duygu ve arzusundan çok farklıdır.

Farklı kavimlere karşı üstünlük ve güvensizlik duygularıyla örülmüş, devlet ve devletçilik merkezli, aşırı siyasileşmiş bir mensubiyet duygusudur milliyetçilik. Özgürlüğü insana değil, sadece milli varlığa, devlete atfeder. İnsanı düşüncesi, rolü, eylemiyle bu milli varlığın hizmetkarı olarak görür. Yönetilenin yönetene, insanın insana mutlak itaatini ve insanlar arasındaki hiyerarşiyi vaazeder.

Toplumsal düzeni doğal ve değişmez olarak tanımlar. Sorgulamayı, değişimi, farklı talepleri bozulma olarak görür ve yaptırıma tabi tutar, değişim ve talep yanlılarını ise öteki kılar.

Dolayısıyla siyaset anlayışı toplum dışıdır milliyetçiliğin. Siyasetten devlet tekelindeki milli çıkarları ve bu çıkarları belirleyecek gruplar arasındaki güç mücadelesini anlar. Bu güç mücadelesinde şiddeti bir araç, bir hakem olarak görür, hatta bir "değer" kılar.

Milliyetçilik Avrupa"da ortaya çıktığı günden, 1830"lardan bu yana, 300 milyon insanın hayatına mal olmuştur. Milliyetçilik adına insanlar sadece öteki diyarın insanlarını değil, kendi insanlarını da katletmişlerdir.

Şiddet ve mensubiyet öyle merkezi bir işlev görür ki bu anlayışta, örneğin masum çocuklar, insanlar öldürüldüğünde ya da bizim elimizden öldüğünde tınmayız; yandığımız sadece kendi çocuklarımız, insanlarımızdır. İnsan ve çocuk bizdense insan ve çocuktur bu anlayışa göre...

Örneğin bizden olmayanın sıradan taleplerini, varoluşunu bile tahrik olarak tanımlar, linç etmeye kalkar, üstelik haklı olduğumuzu söyleriz...

Hak ve şiddet arasında doğru orantı kurdukça, şiddeti meşru kılar ve değer haline getiririz...

Şiddetin lügatimizdeki anlamı hep tepkidir, hep savunmadır, hep karşılık vermektir...

Milliyetçilik sadece bir ideoloji değil, aynı zamanda bir zihniyet kategorisidir. Liberal, sağcı, solcu, İslamcı pek çok aktörde, kesimde varlığını, kuvvetli bir aidiyetçilik olarak sürdürür. Kuvvetli aidiyetçilik ve milliyetçilik aynı ötekileştirme, aynı cemaatçi mantığa, aynı toplum dışı mekanizmaya göre çalışırlar.

Tepki, savunma, karşılık verme mantığı, bu ülkede 1970"lerin sonunda 5 bin insanın canını aldı. Komşular komşuları kesti, farklı mezhepten, farklı görüşten oldukları için... Vatan, bayrak, toprak, inanç bahane kılındı bu vahşete...

Bu tür söylemler, başkalarına yaşattıkları felâketleri hep başkalarının onlara yaşattığı felaketlerin karşılığı olarak gösterirler...

Böylece şiddet ve haklılık, zulüm ve mağdurluk sarmalı üretirler...

Türkiye bu sarmala yaklaştıkça bunalır.

Bugün de ruh hali bir yönüyle böyle.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.